YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/2652
KARAR NO : 2012/7318
KARAR TARİHİ : 15.05.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Kooperatif ve davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Kooperatif 21.12.2009 tarihli dilekçeleriyle, Antalya …. köyü 979 sayılı parseli tapuya güvenerek satın aldığı, tapuda hiç kısıtlama bulunmadığı halde, Orman Yönetimi tarafından bu yerin orman sayılan yerlerden olduğu, tapu kaydının iptali ve orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tescil istemiyle açılan davanın kabulüne, parselin tapu kaydının iptaline ve orman niteliğiyle Hazine adına tesciline ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği, bu şekilde zararının oluştuğu iddiasıyla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 800.000,00.- TL tazminatın davalı Hazineden alınarak kendilerine verilmesini istemiştir. Mahkemece davanın KISMEN KABULÜNE, 181.141,68.- TL ‘nin davalı Hazineden alınarak davacı Kooperatife verilmesine, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE karar verilmiş, hüküm davacı Kooperatif ve davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dav dilekçesindeki açıklamaya ve dosya kapsamına göre dava Medeni Yasanın 1007. maddesi gereğince tazminata isteminden kaynaklanmaktadır.
Duraliler köyünde 1988 yılında yapılan genel arazi kadastrosunda, 979 parsel sayılı 7781 m2 yüzölçümündeki çekişmeli parsel Haziran 1288 yoklama tarih ve 13 sıra numaralı tapu kaydına istinaden Kemal Koçak adına tespit edilmiş, 08.02.1994 tarihinde S.S. Aktepe Konut Yapı Kooperatifine satılmıştır. Orman Yönetimi tarafından açılan tapu iptal tescil davasının, parselin kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içinde kalan devlet ormanı olduğunun belirlendiği gerekçesiyle kabulüne ilişkin Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.12.2007 gün ve 2004/492-503 sayılı kararı Yargıtay denetiminden de geçtikten sonra, 06.03.2009 tarihinde kesinleşmiştir.
1) Yapılan araştırmada çekişmeli taşınmaz kadastral parsel olup plansız alanda kaldığı, elektrik, su, çöp toplama ve benzeri alt yapı hizmetlerinden yararlanmadığı saptandığına göre, tapusu iptal edilen taşınmazın değeri gelir metoduna göre hesaplanacağından, davacı kooperatifin, değerin emsale göre belirlenmesi gereğine değinen temyiz itirazları yerinde değildir.
2) Davacı Kooperatifin diğer temyiz itirazları ile Hazinenin temyiz itirazlarına gelince;
Mülkiyet hakkı Anayasanın 35. maddesi ve bu maddeye uygun olarak çıkarılan yasalarla korunduğu gibi, 5170 sayılı Yasa ile değişik Anayasanın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesiyle de güvence altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), TURGUT VE DİĞERLERİ-TÜRKİYE davası kararında, Devlet tarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazın geri alınmasının, orantısız bir müdahale olduğunu ve söz konusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnai şartların bulunmadığına işaret ederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki adil dengenin kurulamamasını ihlal nedeni olarak saymış, KÖKTEPE – TÜRKİYE davasında ise, başvuranlara uygulanan mülkiyetten yoksun bırakma işlemine gerekçe olarak gösterilen tabiatın ve ormanların korunması amacının, 1 No.’lu Ek Protokol’ün 1.maddesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen dengeye riayet edip etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi için, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğini hatırlatarak, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmeden, mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ifade etmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.11.2009 gün ve 2009/4-383 E., 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4-349 E. 2010/318 K sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; Tapu işlemleri kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan T.M.K. m. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Bu işlemler nedeniyle zarar görenler, Medeni Yasanın 1007. maddesi gereğince, zararlarının tazmini için Borçlar Yasasının 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinde Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilirler.
Medeni Yasanın 1007. maddesinde düzenlenen sorumluluk türü, Borçlar Yasasının 41 ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu, 55 ve devamı maddelerinde düzenlenen; adam çalıştıranın sorumluluğu ve diğer objektif sorumluluk halleri, 61 ve devamı maddelerinde düzenlenen; sebepsiz mal iktisap edenlerin sorumluluğundan farklı olup, Borçlar Yasasının 60. maddesindeki zamanaşımı, 105. maddesindeki munzam zarar ve 44. maddesindeki hakkaniyet indirimi ya da makul indirim kurallarının uygulama imkanı yoktur.
Davanın niteliğine göre tazminat miktarının belirlenirken öncelikli konu, tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliğinin ve değerinin hesaplanması olup, arazi niteliğindeki taşınmaz başka deyişle tarım alanlarında net gelir esas alınarak değer belirlenmelidir.
Ne var ki, mahkemece net gelir esasına dayalı olmayan soyut bilirkişi raporları ile yetinilerek hüküm kurulmuştur. Bu nedenle taşınmazın mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde, ekilecek ürünlerin ve bu ürünlerin elde edilmesi için yapılacak harcamalar gözönünde tutularak, net gelirin hesaplanması ve bilimsel yolla değerinin bulunması, bedel tespitinde etkisi olan diğer tüm unsurlar dikkate alınarak her unsurun gerekçeleri ve değere katkı oranları ayrı ayrı belirtilip dayanakları gösterilmek suretiyle değerlendirilerek saptanması için; yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu vasıtasıyla keşif yapılarak, denetlemeye olanak veren bilimsel verileri içeren rapor alınması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve yetersiz bilirkişi raporuyla hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: 1) Yukarıda birinci bentde açıklanan nedenlerle; davacı kooperatifin aşağıdaki ikinci bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının REDDİNE,
2) Yukarıda ikinci bentde açıklanan nedenlerle; davacı kooperatif ile davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatıran kooperatife ödenmesine 15/05/2012 günü oybirliği ile karar verildi.