Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2012/4997 E. 2012/8240 K. 29.05.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/4997
KARAR NO : 2012/8240
KARAR TARİHİ : 29.05.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … vekili ve katılan davacı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, dava dilekçesinde mevkii ve sınırlarını açıkladığı yaklaşık 12000,00 m² yüzölçümündeki taşınmazın 65 parselle birlikte kullanıldığını açıklayarak vekil edeni adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Harç yatırmak suretiyle davaya katılan … oğlu, … tescili istenen taşınmazın annesi …..’den kaldığını, 1987 yılına kadar babası Halil oğlu İsmail tarafından tasarruf edildiğini, 1987 yılından itibaren de, dava konusu taşınmaz ile Erikli köyünde bulunan kendisine ait taşınmazların davacının eşi….. tarafından tasarruf edildiğini, ancak zilyetliğin kendi adına (… adına) sürdürüldüğünü belirterek davacının davasının reddine, taşınmazın adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, teknik bilirkişi…… tarafından düzenlenen 20.07.2005 günlü rapor ve krokilerinde (A) harfi ile gösterilen 11813.12 m²’lik taşınmaz bölümü hakkındaki davanın kabulüne, katılan davacı …’ın davasının reddine karar verilmiş, mahkemece verilen bu ilk hüküm, davalılar Hazine ve Orman İdaresi vekilleri ile katılan davacı …’ın temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından bozulmuştur.
Hükmüne uyulan Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 20.02.2007 gün ve 2006/8181 – 2007/999 sayılı bozma kararında özetle; “Mahkemece, davacı …’ın davasının kabulüne karar verilmiş ise de, mahkemenin bu görüşüne katılmak mümkün değildir. Uyuşmazlık konusu taşınmazın katılan davacı …’ın annesi …..’den kaldığı keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanlarıyla sabittir. Davacı … adına tapuda kayıtlı bulunan 65 sayılı parsel, 26.09.1975 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında ve itiraz üzerine verilen Keşan Tapulama Komisyonunun 28.04.1978 tarih 40 sayılı kararıyla yalnızca ….. kızı, …… adına tesbitine karar verilmiş, kadastro tutanağının kesinleşmesiyle ….. adına tapu kaydı oluşmuştur. Dosya arasında bulunan veraset belgesine göre …..’nin 20.10.1996 tarihinde ölmesinden sonra tek mirasçısı bulunan katılan davacı … tarafından 65 sayılı parsel 23.11.1996 tarihinde ….. isimli şahsa tapuda yaptığı satışla devredilmiştir. …..’in de 15.04.1997 tarihinde tapuda yaptığı satış ve devirle taşınmaz davacı …’a geçmiş ve böylece 15.04.1997 tarihinden itibaren taşınmazın … tarafından kayden kullanıldığı anlaşılmıştır. Davacı …, her ne kadar 65 sayılı parselin doğusunda bulunan tescile konu taşınmazı aynı parselle birlikte kullandığını iddia etmiş ise de, tescili istenen taşınmazın esasen katılan davacının annesi …..’a ait olduğu, eşi …’ın 31.5.1987 tarihinde ölümüne kadar 65 sayılı parselle birlikte kullandıkları, 31.05.1987 tarihinden itibaren de, taşınmazın davacının eşi …… tarafından aynı şekilde tasarruf edildiği, ancak taşınmaz üzerindeki zilyetliğin …… adına sürdürüldüğü, taşınmazın …… tarafından davacıya ya da onun eşi……’a sattığına, devrettiğine veya bağışladığına ilişkin herhangi bir kanıta rastlanılmadığı, taşınmazların öncesinin tapusuz olduğu 65 sayılı parselin yerinin tapuya bağlanması sonucu, 65 parselle sınırlı olarak satışın yapıldığı, tesbit dışı bırakılan ve dava konusu yapılan yerin tapulu yerle birlikte satıldığına veya zilyetliğinin devredildiğine ilişkin herhangi bir delilin de elde edilemediği, bu yöndeki …..’in beyanına da itibar edilmesinin mümkün bulunmadığı, ……’in de davacı gibi taşınmazı çapla sınırlı olarak satın aldığı, dava konusu yerle ilgili olarak dava hakkının devredildiğine ilişkin hiçbir kanıtın da bulunmadığı anlaşıldığına göre, davacı …’ın şahsi hakkı TMK.nun 719. maddesi uyarınca satın aldığı 65 sayılı parselin çapı (miktarıyla) geçerli olduğunun kabulü gerekir.
Şu halde, davacı ve eşinin kadastrodan önce tescili istenen taşınmaz üzerinde sürdürdükleri zilyetlik dava dışı ve taşınmazın maliki …… adına sürdürülmüş olup, davacının şahsi hakkı da çapla sınırlı bulunduğuna göre, davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
Davalı … ve Orman Yönetimi vekilleri ile katılan davacı …’ın diğer temyiz itirazlarına gelince; tescile konu yapılan taşınmazın davacı …’ın annesi …..’dan kaldığı ve tek mirasçısının … olduğu dosya kapsamıyla sabittir. Katılan davacı … taşınmazın annesinden kaldığını, uyuşmazlık konusu yer ile kendisine ait Erikli köyünde bulunan diğer taşınmazların kullanılması ve ekilip biçilmesi için davacının kocası …..’a bıraktığını, …..’ın taşınmazlar üzerinde sürdürdüğü zilyetliğin fer’i zilyetlik olduğunu ve kendi adına (….. oğlu … adına) sürdürüldüğünü belirterek tescil isteğinde bulunmuştur. Ancak, mahkemece zilyetlikle taşınmaz edinme koşulları bakımından yaptığı araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Taşınmazın hangi tarihte ve ne niteliği ile tesbit dışı bırakıldığı kadastro müdürlüğünden sorulmadığı gibi, taşınmaza komşu parsellere ait kadastro tutanak ve ekleri de getirtilerek uygulaması yapılmamıştır. Ayrıca, …’ın belgesizden edindiği taşınmazların olup olmadığı konusunda hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğü ile kadastro müdürlüğüne yazılan müzekkere karşılığı gelmeden hüküm kurulmuştur.
O halde mahkemece yapılacak iş; taşınmazın hangi tarihte ve ne niteliğiyle tesbit dışı bırakıldığının, kadastro müdürlüğünden sorulması, tescili istenen dava konusu yere komşu 52, 64, 65, 66 ve 67 sayılı parsellere ait kadastro tutanakları ve ekleri ile kadastro sırasında bu parsellere revizyon gören tapu ve vergi kayıtlarının bulundukları yerlerden getirtilerek dosya arasına konulması, yeniden yapılacak keşifte teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla bu kayıt ve belgelerin zemine uygulanması, sözü edilen komşu kayıt ve belgelerin taşınmaz yönünü ne biçimde gösterdikleri üzerinde durulması, teknik bilirkişiye krokisi üzerinde işaretlettirilmesinin sağlanması, yerel bilirkişi ve tanıkların HUMK.nun 258 ve 259. maddeleri gereğince keşif yerinde dinlenmelerine çalışılması, uzman bilirkişi ziraat mühendisinden taşınmaz ve çevresiyle birlikte incelemesi yapılarak taşınmazın niteliğini belirleyen gerekçeli ve denetime açık rapor alınması, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince katılan davacı … ile miras bırakanı … bakımından miktar araştırmasının yapılması, her ikisinin belgesizden edindikleri taşınmazların olup olmadığı Tapu Sicil ve Kadastro Müdürlüğü ile zilyetliğe dayalı tescil davası açıp açmadıklarının o yer hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup belirlenmesi, varsa aynı çalışma alanı içerisinde belgesizden edindikleri taşınmazlara ilişkin tapu kayıtları ile kadastro tutanakları ve zilyetliğe dayalı tescil davalarına ilişkin dosyaların bulundukları yerlerden getirtilerek miktar sınırlamaları yönünden gözönünde tutulması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulmuş bulunması usul ve kanuna aykırı olduğu” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra 20 yıllık zilyetlik süresi dolmadığı gerekçesiyle davacı ve katılan davacının davasının reddine karar verilmiş, hüküm davacı … vekili ve katılan davacı … tarafından temyiz edilmiştir. Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuksal sebebine dayalı olarak TMK’nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince açılan tescil isteğine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 1977 yılında yapılıp 12.09.1977 tarihinde ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu ve 1744 sayılı Yasa ile değişik 2. madde uygulaması bulunmaktadır. Daha sonra 1990 yılında 3302 sayılı Yasa ile değişik 2/B madde uygulamaları yapılmış; bu çalışma da 21.02.1991 tarihinde ilan edilmiş ve kesinleşmiştir.Genel arazi kadastrosu işlemi ise, 1975 yılında yapılmış ve 30.06.1977 – 31.07.1977 tarihleri arasında ilan edilerek kesinleşmiştir. Kesinleşme tarihi ile davanın açıldığı tarih arasında 20 yıllık süre geçmiştir.
1) Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 20.02.2007 gün ve 2006/8181 – 2007/999 sayılı bozma kararında ayrıntılı olarak belirtildiği gibi, davacı … ve eşinin kadastrodan önce tescili istenen taşınmaz üzerinde sürdürdükleri zilyetlik, dava dışı ve taşınmazın maliki …..adına sürdürülmüş olup, tesbit dışı bırakılan ve dava konusu yapılan yerin tapulu yerle birlikte satıldığına veya zilyetliğinin devredildiğine ilişkin herhangi bir delilin de elde edilemediği ve buna göre davacı …’ın şahsi hakkı da çapla sınırlı bulunduğundan, davacı …’ın temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2) Katılan davacı …’ın temyiz itirazlarına gelince; mahkemece 20 yıllık zilyetlik süresi dolmadığı gerekçesiyle katılan davacı …’ın davasının reddine karar verilmiş ise de, mahkemenin kabulü dava konusu olaya uygun düşmemektedir. Şöyle ki; bozma ilamında belirtildiği gibi, tescile konu yapılan taşınmazın davacı …’ın annesi …’dan kaldığı ve tek mirasçısının … olduğu dosya kapsamıyla sabittir. Katılan davacı …, taşınmazın annesinden kaldığını, uyuşmazlık konusu yer ile kendisine ait Erikli köyünde bulunan diğer taşınmazların kullanılması ve ekilip biçilmesi için davacının kocası …’a bıraktığını, …’ın taşınmazlar üzerinde sürdürdüğü zilyetliğin fer’i zilyetlik olduğunu ve kendi adına (İsmail oğlu … adına) sürdürüldüğünü belirterek tescil isteğinde bulunmuştur. Davacı … adına tapuda kayıtlı bulunan 65 sayılı parsel, 26.09.1975 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında ve itiraz üzerine verilen Keşan Tapulama Komisyonunun 28.04.1978 tarih ve 40 sayılı kararıyla yalnızca … kızı … adına tesbitine karar verilmiş; kadastro tutanağının kesinleşmesiyle, … adına tapu kaydı oluşmuştur. Davacı …, her ne kadar 65 sayılı parselin doğusunda bulunan tescile konu taşınmazı aynı parselle birlikte kullandığını iddia etmiş ise de, tescili istenen taşınmazın esasen katılan davacının annesi …’a ait olduğu, eşi …’ın 31.05.1987 tarihinde ölümüne kadar 65 sayılı parselle birlikte kullandıkları, 31.05.1987 tarihinden itibaren de, taşınmazın davacının eşi … tarafından aynı şekilde tasarruf edildiği, ancak taşınmaz üzerindeki zilyetliğin Ayşe adına sürdürüldüğü, taşınmazın Ayşe tarafından davacıya ya da onun eşi …’a sattığına, devrettiğine veya bağışladığına ilişkin herhangi bir kanıta rastlanılmadığı, taşınmazların öncesinin tapusuz olduğu, 65 sayılı parselin yerinin tapuya bağlanması sonucu, 65 parselle sınırlı olarak satışın yapıldığı, tesbit dışı bırakılan ve dava konusu yapılan yerin tapulu yerle birlikte satıldığına veya zilyetliğinin devredildiğine ilişkin herhangi bir delilin de elde edilemediği, dava konusu yerle ilgili olarak dava hakkının devredildiğine ilişkin hiç bir kanıtın da bulunmadığı anlaşıldığından, davacı … ve ailesinin taşınmaz üzerindeki zilyetliklerinin fer’i zilyetlik niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. Bu nitelikteki zilyetlik süresi ne olursa olsun, hukukça değer taşımaz. O halde, çekişmeli taşınmazın kültür arazisi niteliğinde olduğu uzman ziraatçı bilirkişi raporunun içeriğiyle saptandığına ve taşınmazın tescil harici bırakıldığı 1977 yılından davanın açıldığı 2003 yılına kadar, önce katılan davacının annesi, sonrasında ise, katılan davacı adına aralıksız bir şekilde kullanıldığı anlaşıldığına göre, katılan davacı …’ın davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile reddi yolunda hüküm kurulması doğru değildir.
SONUÇ: 1) Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle; davacı … vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE,
2) Yukarıda ikinci bentte açıklanan nedenler ile katılan davacı …’ın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine 29/05/2012 günü oybirliği ile karar verildi.