YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/5112
KARAR NO : 2012/7755
KARAR TARİHİ : 22.05.2012
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda kurulan 30/05/2011 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi … ve ark. vekili Av. … tarafından istenilmekle, tayin olunan 22/05/2012 günü için yapılan tebligat üzerine, temyiz eden … ve ark. vekili Av. …, diğer taraftan Orman Yönetimi vekili Av. … …, Hazine vekili Av. …, … … varisi … geldi, başka gelen olmadı, açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Daha sonra dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı … 06.12.1982 tarihli dilekçesiyle, … köyü Değirmen yanı mevkiinde sınırlarını bildirdiği 4 dekar yüzölçümündeki taşınmazın 50 yıldan fazla süredir malik sıfatıyla kendisinin zilyetliğinde olduğunu, yararına zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının oluştuğunu iddia ederek, adına tescili istemiyle dava açmıştır. … … 29.11.1985 tarihli dilekçesiyle tescil davasına konu yerin … trafından 17.02.1984 tarihinde kendisine satıldığı, zilyetlikle edinme koşullarının kendi yararına oluştuğu iddiasıyla ve davalı olarak … köyü tüzeli kişiliği, Hazine, Orman Yönetimi ve … ile Yaşar Gökgözü göstererek açtığı dava bu dava ile birleştirilmiştir. … Efendi terekesi mümessili … … de 19.08.1983 tarihinde 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1983/230 esasında kayıtlı davaya konu taşınmazın Temmuz 1967 tarih 63 ve 64, Şubat 1962 tarih ve 4 sıra numaralı tapu kaydı kapsamında kendilerine ait olduğunu iddia ederek, davanın reddi ile davacıların taşınmaza el atmalarının önlenmesini istemiş, yine … ise taşınmazda davacılar … ve arkadaşlarının tutunduğu tapudan pay aldığını ileri sürerek, payının adına tescili istemiyle dava açmış, açılan davalar birleştirilmiştir.
Asliye hukuk mahkemesinin 08.12.2009 gün ve 1982/230-332 sayılı davacı …’nin davasının açılmamış sayılmasına, davacılar … … ve arkadaşlarının davasının H. Y. U. Y. sının 409. maddesi gereğince işlemden kaldırılmasına, davaya konu taşınmazla ilgili tesbit tutanağı düzenlendiği anlaşılmakla mahkemenin görevsizliğine, dosyanın kadastro mahkemesine gönderilmesine ilişkin kararı, temyiz yoluna başvurulmadan 08.04.2010 tarhinde kesinleştiği karar üzerine yazılmıştır.
Mahkemece, dava konusu parseli tesbit etmek amacıyla keşif kararı verildiği, keşif giderlerinin ödenmesi için taraflara kesin süre verildiği, tarafların bu kesin önele uymadıkları gerekçesiyle DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASINA karar verilmiş, hüküm davacı … ve arkadaşları vekili Av. … …, … ve arkadaşları vekili Avukat … ve … ve … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tesbitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 1967 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra dava tarihinde kesinleşen aplikasyon ve 1744 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasanın 2. madde uygulaması ve 1988 ilâ 1990 yıllarında yapılıp 08.07.1991 tarihinde ilân edilerek dava tarihinde kesinleşmemiş olan aplikasyon, sınırlandırması yapılmamış ormanların kadastrosu ve 2896 ve 3302 sayılı yasalar ile değişik 2/B uygulaması vardır.
Mahkemece, dava konusu taşınmaz için tutanak düzenlenip düzenlenmediği, düzenlenmişse hangi parsel sayısı ile düzenlendiğinin tespiti için keşif ara kararı verildiği, tarafların keşif giderlerini ödemeleri için kendilerine tebliğ edilen kesin süreye uymadıkları gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmişse de, dava asliye hukuk mahkemesinde tescil davası olarak açılmış, çekişmeli yer için kadastro tesbit tutanağı düzenlendiği gerekçesine dayalı, asliye hukuk mahkemesinin görevsizlik kararının kesinleşmesiyle, çekişmeli yer için hangi parsel sayısı ile tutanak düzenlendiği saptanmadan, dava dosyası, Kadastro Yasasının 5, 10 ve 27. maddeleri gereğince kadastro mahkemesine aktarılmıştır. Bu durumda Kadastro Yasasının 30/2. maddesi gereğince mahkemece re’sen yapılacak araştırma ile taşınmazın niteliği ve kime ait olduğu, kimin adına tescil edileceğine karar verilmesi gerekirken, taraflara tebliğ edilen kesin önele uyulmadığından söz edilerek davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi doğru değildir.
Kesin önele uyulmamasının sonuçları H.M.K. nın 94/3. maddesinde (H.U.M.K m.163) düzenlenmiş olup “Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar” bu durumda kesin süreye uyulmaması halinde, mahkece ancak keşif delililine dayanmaktan vazgeçmiş sayılarak davanın esası hakkında karar verilmesi gerekli olup, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi bu nedenle de yerinde değildir.
Yargıcın dava konusu şeyi inceleyerek onun hakkında bütün duygularıyla bilgi edinmesi olarak tanımlanabilen keşif; taşınmazlarla ilgili davalarda, dava konusunun yerinde görülüp incelenmesi biçiminde gerçekleşir (H.M.K.m. 288 vd.). Keşfe gidilebilmesi için mahkemenin bu konuda bir ara kararı oluşturması zorunludur. Bu kararda keşif giderlerinin, keşif giderini yatıracak tarafın ve bunun için gerekli önel ve/veya kesin önelin avukatla kendini temsil ettirmeyen taraf keşif istemişse, kesin önel içerisinde giderleri yatırmamanın sonuçlarının açıklıkla anlatılması; tanık dinlenip, bilirkişi incelemesi yapılacak ise, bu hususun ve keşif günü ile saatinin belirtilmesi; bunun doğal sonucu olarak; hakim, katip ve götürülecekse mübaşir için yol tazminatının (3717 sayılı Kanun m. 2); keşif isteyen taraftan keşif aracını bizzat sağlaması istenemeyeceğinden; mahkeme, yapacağı işe, süresine ve gideceği yere göre gerekli gördüğü aracı kendisi belirleyip, temin edeceğinden, araç için ödenecek para miktarının; keşifte dinlenecek bilirkişi ve tanıkların isimlerinin ve ücretlerinin; bilirkişi ve tanıklarla, gerekiyorsa taraflara keşif gününün haber verilebilmesi için gönderilecek davetiye giderlerinin gösterilmesi yanında; yatırılacak avansın tutarı ile yatıracak tarafın ekonomik gücü, keşif tarihi ve tebligatların ulaşması için geçecek süre gözetilerek keşif gününden önceye rastlayan bir tarihin belirlenmesi ve bunda Tebligat Yasası ile Tebligat Yönetmeliğinin gözönünde tutulması zorunludur.
Anılan hususları kapsamayan ve belirlenecek bir miktarın keşif gününe kadar yatırılması biçiminde kurulacak ara kararı ve buna dayalı olarak verilecek önel ve kesin önelin uygulamada H.M.K. madde 324, 94 (H.Y.U.Y. m.414, 163) açısından bir sonuç doğurması olanağı bulunmamaktadır (H.G.K. 26.02.1975 T. 1972/1-1273 E. 1975/258 K; H.G.K. 18.02.1983 t, 1980/1-1284 E. 1983/141 K. H.G.K. 30.12.1992 t. 1992/16-666 E., 1992/769 K.; 20.H.D. 14.12.1992 t, 1992/16198-7040).
Öte yandan, bu koşulların tam olarak yerine getirilmemesi, keşif giderlerine itiraz hakkı olan gider yükümlüsünün bu hakkını kullanmasına da engel oluşturur.
Belirtilen genel hükümler, 3402 sayılı Kadastro Yasasının 29’ncı maddesi kıyas yoluyla, aynı yasanın 36’ncı maddesine göre işlem yapılması hallerinde kadastro mahkemelerinde de aynen uygulanır.
Yukarıda açıklanan yasa ve yerleşmiş Yargıtay uygulamasına aykırı olarak kurulan ara kararları sonucu verilen önel ve kesin önele dayanılarak, keşif giderlerinin yasal sürede yatırılmadığından söz edilerek yazılı biçimde hüküm kurulması bozma nedenidir.
Diğer bir husus da; Bir kısım davacılar vekili Avukat … tarafından dosyaya eklenmek üzere sunulan belgeler arasında yer alan, Marmaris Sulh Hukuk Mahkemesinin 20.10.2010 gün ve 2010/1028-926 sayılı veraset ilamından, davacılardan … …’nin, 14.10.2010 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır. Mahkemece, … …’nin adı geçen mirasçıları davadan ve duruşma gününden haberdar edilmeden tahkikat sona erdirilerek karar verilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.11.2011 gün ve 2011/11-554 -2011/684 sayılı kararında da değinildiği gibi, … …’nin öldüğü tarihde yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK’nun 73. maddesinde; Kanunun gösterdiği istisnalar dışında hakimin, tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremeyeceği öngörülmüştür. Buna göre mahkemece davacı … …’nin ölümüyle mirasçıları davadan ve duruşma gününden haberdar edilip, kanunî şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün değildir. Aksi halde, iddia ve savunma hakkı kısıtlanmış sayılır, H.M.K. 114/1-d hükmü uyarınca, yargılama süresince tarafların, dava ehliyetine sahip bulunmaları dava şartıdır. Ölümle, taraf ve dava ehliyeti sona ermektedir. 1086 sayılı Hukuk Usulü yargılama Yasanının 41. maddesi ve 6100 sayılı yeni HMK nın 55. maddesi gereğince, taraflardan birinin ölümü halinde diğer tarafın istemiyle hâkim davanın takibi için bir kayyım tayin edebilir. Taraf teşkili dava şartı olup, davanın her aşamasında mahkemece re’sen nazara alınması gereken bir olgudur ve temyiz edenin sıfatına bakılmaksızın mahkemece re’sen gözetilmesi gereklidir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde yer bulan “Hukukî Dinlenilme Hakkı” gereğince, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukukî dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak, yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen “âdil yargılanma hakkı”nın en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, âdil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir.
Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hukukî dinlenilme hakkı, sadece belli bir yargılama için ya da yargılamanın belli bir aşaması için geçerli olan bir ilke omayıp, tüm yargılamalar için ve yargılamanın her aşamasında uyulması gereken bir ilkedir. Bu çerçevede gerek çekişmeli ve çekişmesiz yargı işlerinde gerekse bu yargılamalarla bağlantılı geçici hukukî korumalarda, icra takiplerinde, tahkim yargılamasında, hatta hukukî uyuşmazlıklarla ilgili yargılama dışında ortaya çıkan çözüm yollarında, her bir yargılama, çözüm yolu ve uyuşmazlığın niteliğiyle bağlantılı şekilde hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalıdır.
Açıklanan hususlar gözetilerek, davacılardan … …’nin öldüğünün, adı geçenin tüm mirasçılarına yöntemince tebliğe edilerek, dava hakkında bilgilendirilmeleri ve davacı sıfatıyla davayı takip edebilmelerine olanak tanınması, bu şekilde taraf teşkilinin sağlanması gerekirken, bu hususa riayet edilmeksizin yargılamaya devam edilip, tahkikat sona erdirilerek, esas hakkında karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacılar … ve arkadaşları, … ve arkadaşları ve … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harçlarının yatıranlara iadesine, bozma nedenine göre Yargıtayda yapılan duruşma nedeniyle taraflar yararına ve aleyhine avukatlık ücretine hükmedilmesine yer olmadığına 22/05/2012 günü oybirliği ile karar verildi.