Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2012/5742 E. 2012/8530 K. 05.06.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/5742
KARAR NO : 2012/8530
KARAR TARİHİ : 05.06.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 12.02.2007 gün ve 2006/8208 – 2007/613 sayılı kararında “Dava konusu 101 ada 449 parsel aynı ada 206 ila 208 parsellere uygulanan çalılık sınırı içeren 1937 tarih 300 tahrir numaralı, 465 parsel 127 parsele uygulanan çalılık sınırlı 1937 tarih 352 tahrir numaralı, 102 ada 159 parsel 110 ve 111 parsellere uygulanan çalılık sınırlı 1937 tarih 59 tahrir numaralı vergi kayıtlarının miktar fazlası olmaları nedeniyle 1998 tarihinde tarla niteliğiyle Hazine adına tespit edilmişlerdir. Yerel bilirkişi ve tanıklar dava konusu yerlerin tespit tarihine kadar miras bırakanları Emine ve Osman’dan intikalen taksim sonucu davacı tarafından tasarruf edildiğini bildirmişlerdir. Vergi kayıtlarında numaraları belirtilen diğer parseller tarih ve numaraları yazılı vergi kayıtlarına dayanılarak vergi kayıt malikleri ve halefleri adına tespit ve tescil edilmişlerdir. Kadastro tespiti sırasında nazara alınan vergi kayıtları çalılık sınırını içermektedir. Taşınmazların bulunduğu yerde 1998 tarihinde yapılıp 1999 tarihinde kesinleşen orman sınırlandırma haritalarının dışında orman sayılmayan yerlerden olduğu belirlenmiştir. Genel kadastro çalışmaları ile 6831 sayılı Orman Kanunu hükümleri uyarınca yapılan sınırlandırma çalışmaları aynı tarihte yapılmıştır. Bu durumda dava konusu taşınmazların orman sayılan yerlerden olup olmadığının bu konuda uzman olan ormancı bilirkişi veya bilirkişi kurulu aracılığıyla yöntemine uygun bir biçimde yapılması gerekir. Mahkemece, taşınmazların sınırlandırma tarihinden önceki nitelikleri ormancı bilirkişiler aracılığıyla belirlenmeden sadece sınırlandırmaya ait haritaların teknik bilirkişi aracılığıyla dava konusu taşınmazlara uygulanması ve sonuca ulaşılmış olması doğru değildir. Tapu fen memurları; bir yerin orman olup olmadığını belirlemek bakımından uzman kişi sayılmazlar. Böyle kimselerin raporlarına dayanılarak bir yerin orman olup olmadığı sonucuna varılamaz. Tüm bu yönler gözönünde tutularak genel kadastro ve orman sınırlandırma çalışmalarının aynı tarihte yapıldığı da nazara alınmak suretiyle bu yere ait memleket haritası, hava fotoğrafları, amenajman planları ile yetkili orman kadastro komisyonlarınca düzenlenen ve kesinleşen harita ve tutanakların eksiksiz olarak getirtilip dosya arasına konulması, ondan sonra yerel, teknik ve ormancı bilirkişiler aracılığıyla yerlerine uygulanması, dava konusu yerlerin orman sayılan yerlerden olup olmadığının kesin olarak belirlenmesi, bu belirleme sonunda eğer taşınmaz kesinleşmiş orman sınırlandırma haritası dışında kalan bir yer ise, böyle bir yer artık 6831 sayılı Orman Kanununun 1. maddesi hükmü uyarınca orman sayılamaz ise de aynı kanunun 17. maddesine göre kazanılacak yerlerden olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Orman Kanununun 17. maddesi hükmüne göre, devlet ormanları içerisinde bu ormanların korunması, imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere her
2012/5742 – 2012/8530
çeşit bina ve ağıl inşası ve hayvanların barınmasına mahsus yerlerin yapılması ve tarla açılması, işlenmesi ve ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaklanmış, aynı maddenin 2. fıkrasında da; bu tür yerlerin tapuya tescil edilmeyeceği belirtilmiştir. Başka bir anlatımla; böyle bir yerdeki zilyetlik, yasaklanmış olduğu için kazanma bakımından hukuken hiçbir değer taşımaz. Bu tür uyuşmazlıklarda anılan madde hükmü gözönünde tutularak dava konusu taşınmazların ormanın bütünlüğünü bozmayacak bağımsız bir konumda olup olmadığı ve orman aleyhine genişlemeye yol açıp açmayacağının belirlenmesi ve tüm bu belirlemelerin Yargıtay denetimi sırasında izlenebilmesi bakımından teknik bilirkişi tarafından düzenlenecek krokiye işaret edilmesi, denetime elverişli gerekçeli rapor alınması, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerektiği” gereğine değinilerek bozulmuştur.
Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra davanın kısmen kabulüne, 102 ada 159 parselin (B) ile gösterilen 1273,94 m2’lik ve 101 ada 465 parselin (B) ile gösterilen 53734,63 m2’lik kısımlarının tapu kayıtlarının iptaline … mirasçıları adına tapuya kayıt ve tesciline, 102 ada 159 parselin (A) ile gösterilen 1137,08 m2’lik ve 101 ada 465 parselin (A) ile gösterilen 499,35 m2’lik kısımları ile 101 ada 499 parsele yönelik davanın reddine, 101 ada 116 parsele yönelik davanın atiye bırakılması nedeniyle bu parsel hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiş; hüküm davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 3402 sayılı Yasanın 4. maddesi gereğince yapılan ve arazi kadastrosu ile birlikte ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır.
Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğuna göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, Harçlar Yasasının değişik 13/j maddesi uyarınca harç alınmasına yer olmadığına 05/06/2012 gününde oybirliği ile karar verildi.