Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2012/8509 E. 2012/9696 K. 28.06.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/8509
KARAR NO : 2012/9696
KARAR TARİHİ : 28.06.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R
Davacı … Yönetimi, 25.09.2008 tarihli dilekçesiyle, … köyü 2114 sayılı parselin, yörede 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastro sınırları içinde kaldığını ileri sürerek, davalı … olan tapu kaydının iptalini ve orman niteliği ile Hazine adına tescilini istemiştir. Mahkemece davanın kabulüne ve çekişmeli parselin tapu kaydının iptali ile orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, mahkemece verilen bu ilk hüküm, davalının temyizi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesi tarafından bozulmuştur.
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 03.06.2010 gün ve 2010/4753-7743 sayılı bozma kararında özetle: [Çekişmeli … köyü 2114 sayılı parsel, 1988 yılında yapılan genel arazi kadastrosunda, 6351 m2 yüzölçümünde tarla niteliğiyle 1977 yılı 57 numaralı 10000 m2 miktarlı vergi beyanıyla, öncesinde 2114, 2115 ve 2116 sayılı parsellerin bir bütün olduğundan söz edilerek … adına tesbit edilmiş, Vakıflar Yönetiminin tapuya dayalı olarak açtığı davasının feragat nedeniyle reddine ilişkin kadastro mahkemesinin 20.01.1992 gün ve 1991/1252-148 sayılı kararının kesinleşmesi sonucu … adına tescil edilmiş, 05.06.1995 tarihinde …’a satılmıştır.
1) Kesinleşmiş orman kadastrosu, makiye ayırma, 6831 sayılı Yasanın 2. maddesi ve 2/B madde uygulamasına ilişkin tutanak ve haritaların uygulanmasına dayalı araştırma, inceleme ve keşif sonucu uzman bilirkişi ve fen elemanı bilirkişi raporlarıyla, çekişmeli parselin tamamının 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde bırakıldığı, 1952 yılında Akdeniz makisi olarak belirlendiği, 1942 yılı orman tahdidini yok sayarak 1976 yılında yapılan işlemde ekli krokisinde (A) ile gösterilen 117,01 m2 ve (C) ile gösterilen 4956 m2 yüzölçümündeki bölümlerinin orman sınırları dışında bırakıldığı belirlenip,
Ağustos 2007 tarih ve 8 sayılı YARGITAY KARARLAR DERGİSİNDE yayınlanan, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 20.12.2006 gün ve 2006/14641-17945 sayılı kararında da açıklandığı gibi, 5653 sayılı Yasa ile değişik 3116 sayılı Yasanın 1. maddesi hükmüne göre kurulan makiye ayırma komisyonunun, 6831 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra yasal hiçbir dayanağının kalmadığı, yörede 1952 yılında yörede makiye ayırma çalışması yapan komisyonlar yasa ve yönetmelik hükümlerine uygun kurulmadığı gibi, yasa ve yönetmelik hükümlerine de aykırı çalıştıkları, bu nedenle yaptıkları makiye ayırma işlemlerine değer verilemeyeceği, yasa ve yönetmelik hükümlerine uyulmadan yapılan çalışma sonunda makiye ayrılan yerlerin tevzii işlemlerinin de yapılmadığı, makiye ayrılan yerlerde özel yasaları gereği oluşturulan tapu kayıtları dışındaki kayıtlar ile zilyetliğe değer verilmeyeceği, 1952 yılında Yasa ve Yönetmelik hükümlerine uygun olarak kurulmayan ve yine Yasa ve Yönetmelik hükümlerine uygun olarak görev yapmayan maki komisyonunca kısmen 1942 yılında kesinleşen orman kadastrosu sınırları dışında, kısmen içinde bulunan ve Akdeniz sahil şeridine kadar dayanan köy toplu tarım arazilerini, meraları tepeleri, tarıma uygun olmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler ile … köyü yerleşim yerini de içine alan çok geniş bir alanın makilik saha olduğundan söz edilerek makilik olarak belirlendiği,
2012/8509 – 9696
1976 yılında görevlendirilen Orman Kadastro Komisyonu tarafından, 1952 yılı maki çalışmalarına değer vermeyerek ve 1942 yılında yapılan orman kadastrosunun sadece Murat Paşa Vakfına ait tapu kayıtları kapsamında kalan taşınmazlar yönünden iptal edildiği, diğer taşınmazlar yönünden, tahdidin hukukî geçerliliğini sürdürdüğü gözönünde bulundurmadan, 1942 yılı tahdidinin tamamı iptal edilmiş gibi yeniden orman kadastrosu yapılacağı orman kadastro komisyonunun 03.06.1976 tarihli ve 1 nolu tutanağında belirtildikten sonra, kısmen 1942 yılı tahdit hattına uyularak yeniden orman kadastrosu yapıldığı ve 1942 yılı tahdit hattı dışında kalan ancak niteliği eylemli orman olan bir kısım yerlerin, 4785 sayılı Yasa hükümlerine göre orman olarak sınırlandırıldığı, daha sonrada 1744 sayılı Yasa ile değişik 2. madde uygulaması yaparak, bir kısım ormanların 15.10.1961 tarihinden önce nitelik kayıp etmesi nedeniyle orman dışına çıkartılarak, 24.07.1976 tarihli (36) nolu işi bitirme tutanağı düzenlendiği, 23.11.1976 tarihli (37) nolu tutanakla da, yapılan işlemlerin ilan edilmesine karar verildiği ve bu ekip çalışmalarının ilânı üzerine süresinde yapılan itirazların incelendiği ve 09.11.1976 günlü (5) numaralı itirazları inceleme tutanağında “…4 nolu Orman Kadastro Ekibince 1744 sayılı Yasa gereğince nitelik kaybı nedeniyle (2) numaralı poligon olarak orman rejimi dışına çıkartılan yerlerin 1952 yılında makiye ayrıldığı, bu sahanın eskiden beri köy arazisi ve köy yerleşim alanı olarak kullanıldığı cüz’i bir kısmının orman sayılmayan makilik alan olduğu görülmekle, 2 nolu parselin (2 nolu 2. madde poligonunun) orman sınırları dışında bırakılmasına ve ekip tarafından yapılan işlemlerin bu şekilde düzeltilmesine” karar verildiği, 4785 sayılı Yasa hükümleri göz önünde bulundurularak dava konusu parsel yönünün 1976 yılında ilk kez yapılan çalışmada kısmen orman sınırları dışında bırakıldığı, 1744 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasanın 2. madde uygulamasına konu edilmediği, yapılan işlemlerin ilanından sonra ilân tarihlerinde yürürlükte bulunan 3116 sayılı Yasa ve 6831 sayılı Yasanın 1744 sayılı Yasa ile değişik 11. maddesinde düzenlenen hak düşürücü sürelerin de geçmesiyle kesinleştiği, davalı tarafın başvurabileceği her hangi bir yasa yolunun bulunmadığı,
Doğal servet ve kaynak niteliğindeki ormanların, özel mülkiyet konusu olmayacağı, bunun için yasal olanak bulunmadığı, bu tür yerler hakkında gerçek kişiler adına sicil oluşturulmasının da, taşınmazın özde kamu malı olma niteliğini değiştiremeyeceği (Yargıtay 1. H.D. 11/9/1989 gün ve 1989/8162-9365), öncesi itibarıyla orman olan ve yapılan orman tahdidinde herhangi bir nedenle orman tahdit sınırı dışında gösterilen yerin zilyetlikle veya tapu ile kazanılmasının mümkün olmadığı,
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanının hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 tarih, 208 sayılı kararla, sadece Vakıflar İdaresinin dayandığı Muratpaşa Vakfına ait tapulu taşınmazlar yönünden 1942 yılı orman kadastrosunun iptal edildiği, diğer taşınmazlar yönünden 1942 yılı orman kadastrosunun hukuki geçerliliğini koruduğu, 1942 yılında yapılan orman kadastrosunu yok sayarak, 1942 yılında orman olarak sınırlandırılan alanları orman sınırları dışında bırakan karar ve işlemlerin ikinci kadastro olması nedeniyle hukukî değer taşımazsa da (3402 sayılı Yasanın 22/1. maddesi), 1942 yılında yapılan orman kadastrosu ile sadece devlet ormanlarının sınırlandırılıp, 4785 sayılı Yasa ile (istisnalar dışında) özel ve tüzel kişilere ait tüm ormanların devletleştirildiğinden ve 5658 sayılı Yasada Vakıf ormanlarını iade edileceğine ilişkin hüküm bulunmadığından, 1942 yılı tahdidi dışında kalan yerlerin, 7 Numaralı Komisyonun 1976 yılında 4785 sayılı Yasa hükümlerine göre yaptığı çalışmayla devletleştirilen orman alanı olduğu belirlenerek orman sınırları içinde bırakılmasının yasaya uygun olduğu,
Orman kadastrosunun ilanından sonra dava tarihine kadar hak düşürücü sürelerin çoktan geçtiği ve orman kadastrosu kesinleştiği, çekişmeli taşınmaz ister 1942 yılı orman kadastrosu sınırları içinde olsun, isterse 1942 yılı orman kadastrosu sınırları dışında olması nedeniyle, 1976 yılında 4785 sayılı Yasa hükümleri gözetilerek yapılan orman kadastrosunda orman olarak sınırlandırılsın, her iki halde de, dava konusu taşınmazın hukuken orman olduğu, hak düşürücü süreler geçmiş olduğundan, davalının orman kadastrosu iptal ettirebilmesi için dayanacağı hiçbir yasa hükmü bulunmadığı
Uzman orman ve fen bilirkişiler tarafından kesinleşen orman kadastrosuna ait harita ve tutanaklar ile arazi kadastrosu paftasının uygulanması sonucu dava konusu taşınmazın 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kaldığı, taşınmaz daha önce yapılan
2012/8509 – 9696
orman kadastrosunun sınırları içinde olduğu halde, arazi kadastro ekiplerinin bu durumu gözönünde bulundurmadan, kısmen hata ile ikinci kere kadastrosunu yapıp yolsuz olarak sicil oluşturulmuşsa da, 766 sayılı Yasanın 46/2 ve 3402 sayılı Yasanın 22/1. maddeleri gereğince ikinci kadastronun yolsuz (T.M.Y.nın 1025. md.) ve bütün sonuçlarıyla hükümsüz olması nedeniyle malikine mülkiyet hakkı kazandırmayacağı ve T.M.Y.nın 1026. (E.M.Y.nın 934. İsviçre M.Y.’nın 976) maddesi gereğince sicilin hiç bir süreye bağlı kalmadan her zaman iptal edileceği, somut olayda 3402 sayılı Yasanın 12/3. maddesi hükümlerinin uygulanama olanağının da bulunmadığı, baştan beri yolsuz tescil niteliğinde oluşturulan sicil kaydının, davalıya hiç bir zaman mülkiyet hakkı kazandırmayacağı ve başlangıcından itibaren yolsuz ve geçersiz olan tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının yenilik doğuran (inşaî) mülkiyet hakkını sona erdiren bir hüküm olmayıp, mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı (izhari), başka bir anlatımla; sicilin oluştuğu tarihden itibaren mülkiyet hakkının doğmadığını, sicilin yolsuz ve geçersiz olduğunu belirleyen bir hüküm olduğu, bu tür kayıtlarda T.M.Y.’nın 1023. (E.M.Y.931 – İsviçre M.Y.974) maddesindeki “İyi niyetle edinme” kuralının da uygulanamayacağı,
Antalya Asliye 6. Hukuk Mahkemesinin 24.03.1997 gün ve 1995/1095-224 sayılı kararının çekişmeli parselin 1942 yılı orman kadastrosu sınırları içinde bırakıldığı, daha sonra 1952 yılında makiye ayrıldığı ve 1976 yılında 7 numaralı Orman Kadastro Komisyonunca 1744 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasanın 2. maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmışsa da, makiye ayrılan taşınmazın daha sonra 6831 sayılı Yasanın 2. madde uygulamasıyla Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmasının yasal olmadığı açıklanarak Hazinenin davasının red edildiği, Halbuki, dava konusu parselin 1942 yılı tahdit sınırları içinde kalmaktaysa da, 1976 yılında 1744 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasanın 2. maddesi gereğince orman rejimi dışına çıkarma işlemine konu edilmediği, orman sınırları içinde kalan bir bölümünün daha sonra 3302 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasanın 2/B uygulamasıyla Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı, Antalya Asliye 3. Hukuk Mahkemesinin dayandığı bilirkişi raporları ile somut olaydaki mahkeme kararının gerekçesi gözetildiğinde, Hazine aleyhine kesinleşen kararda taşınmazın makiye ayrıldığı orman rejimi dışına çıkartılan sahada kaldığı kabul edildiği halde temyize konu davada dava konusu yerin kısmen orman rejimi dışına çıkarılmadığı, halen 1942 yılı orman kadastro sınırları içinde kalmaya devam ettiği belirlenip, dava nedenleri farklı olduğundan, kesin hükümden ve kesin delilden söz edilemeyeceği gözetilerek, çekişmeli parselin fen bilirkişi krokisinde (A) ile gösterilen 117,01 m2 ve (C) ile gösterilen 4956 m2 bölümlerine ilişkin davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından, davalı tarafın bu bölümlere ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle bu bölümler yönünden hükmün onanması gerekmiştir.
2) Davalı gerçek kişinin, çekişmeli parselin fen bilirkişi krokisinde (B) ile gösterilen 1277,82 m2 yüzölçümündeki parsele ilişkin temyiz itirazlarına gelince; hükme dayanak yapılan orman bilirkişi ve fen bilirkişi raporuyla bu bölümün 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde bırakıldığı, 1976 yılında yapılan orman kadastrosunda orman sınırları içinde bırakıldığı, 1988 yılında yapılan 3302 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına, başka deyişle orman rejimi dışına çıkarıldığı, ancak eylemli orman alanı olduğu, imar ihyaya konu edilmediği, orman niteliğini koruduğu belirlenmiştir.
Kural olarak; orman rejimi dışına çıkara işlemi kesinleşmiş taşınmazlara ilişkin olarak Orman Yönetiminin davacı sıfatı ve davalı sıfatı yoktur. Ancak, 4999 sayılı Yasanın 6. maddesi ile değişik 6831 sayılı Yasanın 11/5. maddesi gereğince “Bu Kanunun; a) 20.6.1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2 nci maddesi,
b) 23.09.1983 tarihli ve 2896 sayılı, 05.06.1986 tarihli ve 3302 sayılı Kanunlarla değişik 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi,
Uygulamaları ile orman sınırları dışına çıkarılan, ancak fiilen orman olduğu Orman Genel Müdürlüğünce tespit edilen yerler, talep üzerine Maliye Bakanlığınca, Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilir. Tahsisi yapılan bu yerler Hazine adına tapuya orman vasfıyla tescil
2012/8509 – 9696
edilir.” hükmü gereğince, 2/B uygulamasına konu edilen ancak, orman niteliğini devam ettiren yerlerin orman niteliğiyle Hazine adına tescilinin sağlanması için Orman Yönetiminin davacı sıfatının bulunduğunu kabul edilmelidir.
O halde, çekişmeli parselin fen bilirkişi krokisinde (B) ile gösterilen 1277,82 m2 yüzölçmündeki bölüm yönünden, bu tür yerlerin tasarruf hakkı 2924 sayılı Yasa hükümlerine göre tasarruf edilmek üzere Çevre ve Orman Bakanlığının (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) tasarrufuna geçeceği ve Hazine adına tapuya tescil edileceği gözetilerek, Orman Yönetiminin davasını Hazineye yaygınlaştırması için davacı … Yönetimine olanak verilmesi] gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kabulü ile bilirkişi raporuna ekli krokide (B) ile gösterilen 1279,82 m²’lik bölümünün Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan ve yolsuz olarak davalı … tescil edilen tapu kaydının iptal ve orman niteliğiyle tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 1976 yılında ilk tahditin aplikasyonu ve Murat paşa Vakfının tapulu taşınmazları yönünden Vakıflar Genel Müdürlüğünün itirazı üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanın hakem sıfatıyla verdiği karar ile tahditi iptal edilen yerler hakkında yapılan ormanların kadastrosu çalışmaları 15.09.1976 tarihinde, bu işlemlere karşı yapılan itirazları inceleyen 7 numaralı Orman Kadastro Komisyonu işlemleri de 09.12.1976 tarihinde ilan edilmiş, daha sonra 1988 yılında 36 numaralı Orman Kadastro Komisyonunca aplikasyon ve sınırlandırması yapılmamış ormanların kadastrosu ile 3302 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması yapılmış ve 15.06.1989 tarihinde ilan edilmiştir.
Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak çekişmeli taşınmazın krokide (B) ile gösterilen bölümü hakkında davanın kabulü yolunda kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak, orman niteliğinde olduğu için kabule ve temyize konu (B) bölümünün niteliği belirtilmeden tescile karar verilmesi ve ayrıca, dairenin 03.06.2010 gün ve 2010/4753-7743 sayılı onama kararı ile çekişmeli 2114 sayılı taşınmazın krokide (A) ve (C) ile gösterilen bölümlerinin kesinleştiğinin hükümde gösterilmemesi doğru değil ise de, belirtilen bu hususlar hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu sebeple; hüküm fıkrasının birinci bendi hüküm fıkrasından tamamen çıkartılarak, bunun yerine “Davanın kabulüne ve 2114 parsel sayılı taşınmazın krokide (A) ve (C) ile gösterilen bölümlerinin orman niteliğiyle Hazine adına tesciline dair kararın, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 03.06.2010 gün ve 2010/4753-7743 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiğinden bu bölümler hakkında yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, çekişmeli 2114 parsel sayılı taşınmazın geriye kalan ve fen bilirkişi raporuna ekli krokide (B) ile gösterilen 1279,82 m²’lik bölümünün orman niteliğiyle Hazine adına tesciline” cümlesinin yazılması suretiyle düzeltilmesine ve hükmün 6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi göndermesiyle H.Y.U.Y.’nın 438/7. maddesine göre bu düzeltilmiş şekliyle ONANMASINA, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesi ile 3402 sayılı Yasaya eklenen 36/A maddesi gereğince davalıdan onama harcı alınmasına yer olmadığına ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine 28/06/2012 günü oybirliği ile karar verildi.