YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/8561
KARAR NO : 2013/1924
KARAR TARİHİ : 26.02.2013
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi katılan … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında … Köyü, … Mevkii 320 parsel sayılı taşınmaz, miktar hanesi açık bırakılarak, kagir ev ve tarla niteliğiyle, Mayıs 1978 tarih 1 sıra numaralı sicilde … adına kayıtlı iken, 1979 yılında oğlu …’a bağışladığı, halen onun zilyetliğinde olduğu; 322 parsel sayılı taşınmaz, miktar hanesi açık bırakılmak suretiyle iki kagir ev ve ve üç kagir dam ve tarla niteliği ve Ağustos 1975 tarih 2 sıra numaralı tapu kaydı ile …’a ait ve onun zilyetliğinde olduğu; 395 parsel sayılı taşınmaz, miktar hanesi açık bırakılarak, kuyu ve tarla niteliğiyle, Ağustos 1975 tarih 1 sıra numaralı tapu ile …’a ait olduğu ve halen onun zilyetliğinde olduğu; ancak, bu parsellerin, asliye hukuk mahkemesinin 1984/164 Esasında dava konusu olduğundan söz edilerek malik hanesi açık bırakılmak suretiyle tesbit edilmiştir.
Asliye hukuk mahkemesinin 1984/164 Esasına kayıtlı dosyada; … Efendi mahdumları tereke mümessili … … … vekili Avukat … tarafından davalı sıfatıyla … aleyhine, tapuda Şubat 1962 tarih 1 numaralı sicilde temsil ettiği terekeye ait tapu kaydı kapsamında kalan taşınmaz için yolsuz olarak, Temmuz 1975 tarih 1, Temmuz 1975 tarih 2, Ağustos 1975 tarih 2, Ağustos 1975 tarih 2, Mayıs 1978 tarih 1 sıra numaralı tapu kayıtlarının oluşturulduğu, sırasıyla 12640, 5125, 5520, 18700 ve 6320 m2 yüzölçümündeki bu taşınmazın davalı adına olan bu tapularının iptali istemiyle dava açmış, davaya mirasçılar Firuzan Topaloğlu ve arkadaşları devam etmiştir. Mahkemece dava dosyası çekişmeli yerler için tutanak düzenlendiğinden söz edilerek, 3402 sayılı Kanunun 5 ve 27. maddeleri gereğince kadastro mahkemesine aktarılmıştır.
… ve … ise, tapu malikleri mirasçılarından …, …, … … … ve bunların mirasçısı A. … …’nin payını 1991 ilâ 1994 yılları arasında düzenlenen dört adet noter satış vaadi sözleşmesiyle satın aldığı, sözü edilen kişilere düşecek payın ½’şer olarak adlarına tapuya tescili; …, 21.09.2010 günlü dilekçesiyle 320 sayılı parseli …’dan satın aldığı, adına tapuya tescili; …, davalı …’ın kardeşi olduğu, taşınmazların ortak muris babaları …’dan kendilerine kaldığı, paylaşılmadığı iddiasıyla ve adlarına tescili istemiyle davaya katılmışlardır. Mahkemece diğer davaların REDDİNE, katılan …’ın davasının kabulüne, çekişmeli 320 sayılı parselin tesbitinin iptali ile … adına, çekişmeli 322 ve 395 sayılı parsellerin ise tesbit gibi davalı … adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm katılan … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tesbitine itiraz niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde Gelibolu serisi olarak, 1967 yılında yapılıp tesbit tarihinden önce kesinleşen orman kadastrosu, daha sonra 22 numaralı Orman Kadastro Komisyonunca 1981 yılında yapılıp 24.07.1981 tarihinde ilân edilerek 24.07.1982 tarihinde kesinleşen aplikasyon ve 1744 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanunun 2. madde uygulaması ve 1988 ilâ 1990 yıllarında yapılıp 08.07.1991 tarihinde ilân edilerek dava tarihinden önce kesinleşmemiş olan aplikasyon, sınırlandırması yapılmamış ormanların kadastrosu, 2896 ve 3302 sayılı kanunlar ile değişik 2/B uygulaması vardır.
Aynı gün temyiz incelemesi yapılan dava dosyalarında, bir kısım davacılar vekili Avukat … tarafından dosyaya eklenmek üzere sunulan belgeler arasında yer alan, Marmaris Sulh Hukuk Mahkemesinin 20.10.2010 gün ve 2010/1028-926 sayılı veraset ilamından, davacılardan …’nin, 14.10.2010 tarihinde öldüğü, mirasçı olarak geride eşi … kızı 1941 doğumlu … ile çocukları … ve …’ın kaldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, …’nin adı geçen mirasçıları davadan ve duruşma gününden haberdar edilmeden tahkikat sona erdirilerek karar verilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.11.2011 gün ve 2011/11-554 – 2011/684 sayılı kararında da değinildiği gibi, …’nin öldüğü tarihte yürürlükte bulunan 1086 sayılı H.U.M.K.’nun 73. maddesinde, kanunun gösterdiği istisnalar dışında hâkimin tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremeyeceğini öngörülmüştür. Buna göre mahkemece, davacı …’nin ölümüyle mirasçıları davadan ve duruşma gününde haberdar edilip, kanunî şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün değildir. Aksi halde, iddia ve savunma hakkı kısıtlanmış sayılır,
Öte yandan, H.M.K.’nun 114/1-d hükmü uyarınca, yargılama süresince tarafların, dava ehliyetine sahip bulunmaları dava şartıdır. Ölümle, taraf ve dava ehliyeti sona ermektedir. 1086 sayılı Hukuk Usûlû Muhakemeleri Kanununun 41. maddesi ve 6100 sayılı H.M.K.’nun 55. maddesi gereğince, taraflardan birinin ölümü halinde, diğer tarafın istemiyle hâkim davanın takibi için bir kayyım tayin edebilir. Taraf teşkili dava şartı olup, davanın her aşamasında mahkemece resen nazara alınması gereken bir olgudur ve temyiz edenin sıfatına bakılmaksızın mahkemece resen gözetilmesi gereklidir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 27. maddesinde yer bulan “Hukukî Dinlenilme Hakkı” gereğince, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukukî dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir.
Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen “adil yargılanma hakkı”nın en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir.
Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hukukî dinlenilme hakkı, sadece belli bir yargılama için ya da yargılamanın belli bir aşaması için geçerli olan bir ilke olmayıp, tüm yargılamalar için ve yargılamanın her aşamasında uyulması gereken bir ilkedir. Bu çerçevede gerek çekişmeli ve çekişmesiz yargı işlerinde gerekse bu yargılamalarla bağlantılı geçici hukukî korumalarda, icra takiplerinde, tahkim yargılamasında, hatta hukukî uyuşmazlıklarla ilgili yargılama dışında ortaya çıkan çözüm yollarında, her bir yargılama, çözüm yolu ve uyuşmazlığın niteliğiyle bağlantılı şekilde hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalıdır.
Açıklanan hususlar gözetilerek, davacılardan …’nin öldüğünün, adı geçenin tüm mirasçılarına yöntemince tebliğe edilerek, dava hakkında bilgilendirilmeleri ve davacı sıfatıyla davayı takip edebilmelerine olanak tanınması, bu şekilde taraf teşkilinin sağlanması gerekirken, bu hususa riayet edilmeksizin yargılamaya devam edilip, tahkikat sona erdirilerek, esas hakkında karar verilmesi usûl ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle katılan …’in temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde iadesine 26/02/2013 günü oy birliği ile karar verildi. Başkan