Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2012/9679 E. 2012/14289 K. 11.12.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/9679
KARAR NO : 2012/14289
KARAR TARİHİ : 11.12.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı gerçek kişiler ile davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacılar … ve … 26.09.2007 tarihli dilekçeyle, Aliağa Uzunyaylalı mevkii 4609 sayılı parselin, tapuda kendi adlarına kayıtlı iken, Orman Genel Müdürlüğü tarafından parselin orman kadastrosu sınırları içinde kaldığı iddiasıyla ve tapu kaydının iptali ve orman niteliğiyle Hazine adına tescili istemiyle açılan davanın kabulüne dair asliye hukuk mahkemesinin 19.04.2005 gün ve 2004/96-94 sayılı kararının Yargıtay denetiminden de geçtikten sonra kesinleştiği, bu şekilde, tapu sicilinin tutulması nedeniyle uğradıkları zararın, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 75.000,00.-TL’sinin, mahkeme kararının kesinleştiği tarihten hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile kendilerine verilmesini istemişler, 15.06.2010 tarihli ıslah dilekçesiyle dava değerini 272.585,00.-TL’ye yükseltmişlerdir. Mahkemece, Orman Yönetimi aleyhine açılan davanın husumetten reddine; Hazine aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne; 272.410,00.-TL tazminatın 75.000,00.-TL’si için dava tarihinden, 197.410,00.-TL bölümü için de ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Hazineden alınarak davacılara verilmesine karar verilmiş; hüküm, Hazine tarafından temyiz edilmiş; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 22.03.2011 gün ve 2001/231-2991 sayılı kararıyla “dosya içeriğinden, davacının 1960 tarihli tapu ile sahip olduğu 600 m² arsa üzerine 6 bağımsız bölümden oluşan 3 katlı konut yaparak yıllarca kullandığı, Hazinenin açtığı dava sonunda taşınmazın davacıdan bedelsiz olarak alınıp Hazine adına tesciline ilişkin kararın 01.12.2006 günü kesinleştiği, yapılan keşif sonucu konutların % 10 oranında yıpranma payı indirilerek hesaplanan 272.410,00.-TL’nin kabulüne karar verildiği, Hazinenin sicilin tutulması ve varsa sınırlamaların sicile kayıt edilmesi ile sorumlu olduğu, tapu kaydında her hangi bir şerh olmadığından davacının kusuru bulunmadığı, tapusu iptal edildiğinden taşınmazın değeri kadar zarara uğradığı, Medenî Yasanın 1007. maddesi gereğince, tapu kaydının tutulmasından … tüm zararlardan, tapu kaydını yöntemine uygun tutmayan, özel mülkiyete konu olmayacak yere tapu düzenleyen Hazinenin sorumlu olduğu, her ne kadar mahkemece, taşınmazın gerçek değerinin ödenmesinin gerekmediği, belirlenen gerçek değerden takdir edilecek oranda indirim yapılması, dava dilekçesinde faiz istemeyen davacının ıslah ile faiz isteminde bulunduğundan, dava tarihinden itibaren faiz yürütülemeyeceği”ne değinilerek hüküm fıkrasının üçüncü bendi “davanın kısmen kabulü ile 204.307,00.-TL’nin davalıdan alınıp davcıya verilmesine, ıslah edilen 148.307,00.-TL’ye ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesine,” şeklinde düzeltilerek onanmış, bu kez Hazine ve davacı gerçek kişiler tarafından Yargıtay onama kararının düzeltilmesi istenmiştir.
1960 yılında yapılan tapulamada, Aliağa İlçesi, Uzunyaylalı Mevkiinde bulunan 3030 parsel sayılı 2310 m² yüzölçümündeki taşınmaz, arsa niteliğiyle Temmuz 1956 tarih ve 15 nolu T. K. esas alınarak Ziya Zaman adına tesbit edilmiş, 29.11.1963 ilâ 30.12.1963 tarihlerinde yapılan askı ilânı sonunda itirazsız kesinleşerek tapuya kayıt edilmiş, 4333 ilâ 4336 sayfalarda 4327 ilâ 4330 parsellere ifraz edilip, bu parsellerin tevhidi ve 4608 parsel sayısı ile … adına 2086 m² yüzölçümünde arsa niteliğiyle kayıt edilmiş, 19.04.1976 tarihinde tevhiden … adına kayıt edilmiş, en son 04.09.1996 tarihinde 1/2’şer pay ile … ve … adına tapuya tescil edilmiş, 25.05.2005 tarihinde de, iki adet binada ikişer adet zemin ve ikişer adet birinci kat olmak üzere 4 adet daire için 1/4’… arsa paylı kat mülkiyeti tesis edilmiştir. Tapu kaydının beyanlar hanesinde, orman ya da 2/B’lik alanlarla ilgisini belirleyecek herhangi bir şerh yazılmamıştır.
Orman Yönetimi tarafından davalı sıfatıyla … ve …’e karşı, 3034 sayılı parselin orman sayılan yerlerden olduğu, tesbitinin iptali ve orman niteliğiyle tescili iddiasıyla açılan tapu iptali ve tescili davasının, çekişmeli parselin kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içinde kaldığının belirlendiği gerekçesiyle kabulüne, parselin tapu kaydının iptaline ve orman niteliğiyle tesciline ilişkin yerel mahkemenin 19.04.2005 gün ve 2004/96-94 sayılı kararının davalılar tarafından temyiz edildiği, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 05.06.2006 gün ve 2006/8140-7910 sayılı kararı ile onandıktan ve karar düzeltme isteminin de aynı dairenin 01.12.2006 gün ve 2006/16529-16728 sayılı kararı ile ret edildikten sonra kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Mülkiyet hakkı, Anayasanın 35. maddesi ve bu maddeye uygun olarak çıkarılan yasalarla korunduğu gibi, 5170 sayılı Kanun ile değişik Anayasanın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesiyle de güvence altına alındığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Devlet tarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazın geri alınmasının, orantısız bir müdahale olduğunu ve söz konusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnai şartların bulunmadığına işaret ederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki adil dengenin kurulamamasını ihlal nedeni olarak saydığı (örneğin; TURGUT VE DİĞERLERİ-TÜRKİYE davası), başvuranlara uygulanan mülkiyetten yoksun bırakma işlemine gerekçe olarak gösterilen, tabiatın ve ormanların korunması amacının, 1 No.’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin … edilen dengeye riayet … etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi için, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğini hatırlatarak, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmeden, mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ifade ettiği (KÖKTEPE-TÜRKİYE davası), Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun da, tapu işlemlerinin kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan T.M.K. m. 1007. anlamında devletin sorumlu olduğunu kabul ettiği (H.G.K’nun 18.11.2009 gün ve 2009/4-383 E., 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4-349 E. 2010/318 sayılı kararları), Medenî Kanunun 1007. maddesinden kaynaklanan devletin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin, Medenî Kanunun 1007. maddesi gereğince, zararlarının tazmini için Borçlar Kanununun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinde Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilecekleri gözetilerek davanın kabulü yolunda hüküm kurulması ve kabul yönündeki mahkeme kararının onanmasına ilişkin Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 22.03.2011 gün ve 2011/231-2991 sayılı kararında bir isabetsizlik yoktur.
Ancak; Yargıtay Hukuk Genel kurulunun 20.04.2011 gün ve 2011/13-37 E., 2011/198 K. sayılı kararında değinildiği gibi, bur tür kusursuz sorumluluk hali olan devletin tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan sorumluluğunda, ağırlaştırılmış sebep, ağırlaştırılmış objektif sorumluluk ve tehlike sorumluluğuna ilişkin kurallar uygulanır. Borçlar Kanunu ve diğer kanunlarda düzenlenen haksız fiil sorumluluğu ile adam çalıştıranın sorumluluğu gibi, diğer objektif sorumluluk halleri ve sebepsiz mal iktisap edenin sorumluluğunda uygulanan zamanaşımı, munzam zarar ve hakkaniyet indirimi ve makul indirim kurallarının, Medenî Kanunun 1007. maddesine göre açılacak tazminat davasında uygulama imkanı yoktur. Bu nedenle, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin hesaplanan zarardan takdir edilecek oranda hakkaniyet indirimi yapılması gereğine değinen kararı doğru olmayıp, davacı tarafın karar düzeltme istemi bu nedenle yerindedir.
Diğer taraftan, davanın niteliğine göre tazminat miktarı belirlenirken öncelikli konu, tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliğinin ve değerinin hesaplanması olup, arazi niteliğindeki taşınmaz başka deyişle tarım alanlarında net gelir esas alınarak, arsa niteliğindeki taşınmazlar için de emsal karşılaştırması yapılarak değer belirlenmesi gerekirken, tapusu iptal edilen taşınmazın imar planı ya da mücavir alan sınırları içinde kalıp kalmadığı yöntemince araştırılmamış, taşınmazın değeri emsal araştırması ya da gelir usulüne göre belirlenmemiş, taşınmazın arz ve muhdesatların değeri konusunda soyut bilirkişi raporları ile yetinilmiştir.
Bakanlar Kurulunun Yargıtayca kısmen benimsenen 28.02.1983 gün ve 1983/6122 sayılı kararı uyarınca, imar planında yer almayan bir taşınmazın, arsa sayılabilmesi için belediye veya mücavir alan sınırları içinde olmakla beraber, belediye hizmetlerinden (belediyece meskun olduğu için veya meskun hale getirileceği için sunulan yol, su, elektrik, ulaşım, çöp toplama, kanalizasyon, aydınlatma vs.) yararlanan ve meskun yerler arasında yer alması gerekir.
Taşınmaz belediye nazım imar planı içinde ise, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 17.04.1998 gün ve 1996/3-1998/1 sayılı kararı uyarınca, bu plan kapsamına alındığı tarih ve plandaki konumu, altyapı hizmetlerinden yararlanma ve ulaşım olanakları, belediye merkezine uzaklığı, kullanım biçimi itibariyle iskan amacına yönelik yapılaşma olasılıkları da değerlendirilmek üzere araştırılmalıdır.
Bu hususlar, belediye başkanlığından, su ve elektrik idarelerinden ve diğer ilgili mercilerden sorulup; alınacak cevabî yazılara göre, taşınmazın arsa niteliğinde olup olmadığı saptanmalıdır.
Yapılan araştırma sonunda tapusu iptal edilen taşınmazın arazi olduğu saptanacak olursa değeri, taşınmazın mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde, ekilecek ürünlerin ve bu ürünlerin elde edilmesi için yapılacak harcamalar gözönünde tutularak, net gelirin hesaplanması ve bilimsel yolla değerinin bulunması, bedel tesbitinde etkisi olan diğer tüm unsurlar dikkate alınarak her unsurun gerekçeleri ve değere katkı oranları ayrı ayrı belirtilip dayanakları gösterilmek suretiyle değerlendirilerek saptanması için; şayet tapusu iptal edilen taşınmaz arsa niteliğinde olduğu belirlendiği takdirde de değerinin, tapu iptal kararının kesinleştiği gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması zorunludur. Bu itibarla, emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazın eksik ve … yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak suretiyle değer biçilmesi, zemin üzerindeki binaların resmî birim fiyatları esas alınarak yıpranma payı düşülmek, taşınmaz üzerindeki ağaç ve diğer muhdesatların değeri yöntemince belirlenmek suretiyle davacının gerçek zararının belirlenmesi gereklidir.
Bu durumda, taraflara, dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için olanak tanınması, gerekli görülürse resen emsal getirtme yoluna gidilmesi ve bu emsallere göre değer biçilmesi için, yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu vasıtasıyla keşif yapılarak, denetlemeye olanak veren bilimsel verileri içeren rapor alınması ve oluşacak sonuca göre, faizin dava dilekçesiyle istenen tazminat miktarı için dava tarihi, ıslah dilekçesiyle istenen ek miktar için de ıslah tarihinden itibaren faiz hesaplanması, kabul ve ret oranına göre haklı çıkan taraflara haklılık oranlarına göre yargılama giderleri ve avukatlık ücretine karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile bilirkişinin yetersiz raporuna dayanılarak hüküm kurulması usûl ve yasaya aykırı olup, mahkeme kararının belirtilen gerekçeler ile bozulması gerekirken, onanması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı gerçek kişiler ile davalı Hazinenin karar düzeltme isteminin KABULÜYLE, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 22.03.2011 gün ve 2011/231-2991 sayılı KARARININ KALDIRILARAK, yerel mahkemenin 15.09.2010 gün ve 2009/338-394 sayılı kararının yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine 11/12/2012 günü oy birliği ile karar verildi.