YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/1762
KARAR NO : 2013/3234
KARAR TARİHİ : 25.03.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
…. İli, …. İlçesi, ….. Köyünde 1984 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında dava konusu taşınmazlar, tapulama harici bırakılmıştır. 2006 yılında idari yoldan 1855 parsel numarası ile ham toprak niteliğiyle Hazine adına tapuya tescil edilmiş, 2008 yılında yapılan uygulama imar planı nedeniyle 626 ada 3, 624 ada 1, 619 ada 2, 627 ada 1, 640 ada 2 ve 648 ada 1 sayılı ifraz parselleri oluşturulmuştur. 619 ada 2, 627 ada 1, 640 ada 2 sayılı parsellerin tam hisseleri ile 626 ada 3 sayılı parselin 1110/2400 payı, 624 ada 1 sayılı parselin 1821/2400 payı Hazine adına, 648 ada 1 sayılı parsel Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı adına tescil edilmiştir. Dava, Medenî Kanunun 713.maddesi gereğince tapusuz olan taşınmazın tescili istemiyle açılmış, 08/11/2011 tarihli dilekçe ile Hazine adına paylı ve tam hisse kayıtlı taşınmazlar ile TOKİ adına kayıtlı 648 ada 1 sayılı parsel yönünden tapu iptali ve tescil olarak ıslah edilmiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 626 ada 3 parsel sayılı taşınmazdan 88/2400 hissenin, 624 ada 1 parsel sayılı taşınmazdan 493/2400 hissenin, 619 ada 2 parsel sayılı taşınmazın tamamının, 627 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tamamının, 640 ada 2 parsel sayılı taşınmazdan 362/2400 hissenin, 648 ada 1 parselden 574/2400 hissenin davalı … adına olan tapu kayıtlarının iptali ile davacı Muharrem oğlu, 25.11.1933 doğumlu … adına TAPUYA KAYIT VE TESCİLİNE, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hüküm davalılar Hazine ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tapu iptali ve tescile ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde yapılan orman kadastrosu ve 2/B çalışmaları 23/12/1987 tarihinde ilân edilerek kesinleşmiştir. Genel arazi kadastrosu sonuçları 17/12/1984 günü ilân edilerek 15/01/1985 tarihinde kesinleşmiştir. Davalı taşınmazlar tapulama harici bırakılmıştır. 2008 yılında uygulama imar planı yapılmıştır.
Mahkemece, davacı yararına zilyetlik koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede arazi kadastrosu 1985 yılında 766 sayılı Kadastro Kanunu’nun yürürlüğü sırasında yapılmıştır. Kadastro sırasında taşınmazların tesbit dışı bırakıldığı tartışmasızdır. Burada halledilmesi gereken sorun kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın hangi vasıfla tesbit dışı bırakıldığı hususudur.
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun uygulanmaya başladığı tarihe kadar kadastrosu yapılacağı ilân edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmışlardır.
Bir diğer anlatımla; arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamış, ancak; bölgede daha önce orman kadastrosu yapılmış ve kesinleşmiş ise bu işleme ait kayıtların, birliğin tapu kütüğüne aktarılması ile yetinilmiştir. Bölgede orman tahdidinin yapılmadığı durumlarda ise; arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılması Orman İdaresinden istenmiş, İdarenin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekipleri bu sınırlamayı esas almak suretiyle kadastro çalışmalarını yürütmüşlerdir. Bu uygulama yukarıda da belirtildiği üzere 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihe kadar sürdürülmüş, 3402 sayılı Kanun’un yürürlüğünden sonra ise anılan kanun’un 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her olaya, olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerinin uygulanması gerekir. Bu nedenle, dava konusu somut olayın 766 sayılı Kanun hükümleri gereğince irdelemesinin yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesi zorunludur.
1985 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazlarla, bu taşınmazların güneyinde bulunan arazi bölümlerinin tesbit dışı bırakıldığı, çekişmeli taşınmazların kuzeyindeki arazi bölümünün ise tarım arazisi niteliğiyle zilyetleri adına tesbit ve tescil edildikleri anlaşılmaktadır. Davalı taşınmaza komşu ve davacı adına kayıtlı 190 sayılı parsele uygulanan 60 nolu vergi kaydının kuzey sınırının fundalık okuması nedeniyle 258 sayılı parsel miktar fazlası olarak Hazineye yazılmıştır. 1988 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazların orman tahdit hattı dışında kaldığı yapılan uygulama ile belirlenmiştir. Arazinin konumu, davalı parsellerle orman arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri nazara alındığında davaya konu taşınmazların yer aldığı arazi bölümünün de orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü zorunlu bulunmaktadır. Her nekadar bilirkişi ve tanıklar taşınmazın öncesinin orman olmadığını, 20 yıldan beri kullanıldığını ifade etmişler ise de; kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, zemine ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemez. Mevcut deliller karşısında taşınmazın öncesinin orman olmadığının bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerekir. Davacı taraf taşınmazın öncesinin orman olmadığını kesin delillerle kanıtlayamamıştır. 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. maddesi gereğince “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaçcık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” Zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmez. Toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlikle iktisabı da mümkün değildir. Ne varki taşınmazın bulunduğu bölgede 1988 yılında yapılan orman kadastrosunda taşınmazlar orman tahdit hattı dışında bırakılmıştır. Taşınmazların zilyetlikle iktisabı bu tarihten sonra mümkün hale gelmiştir. Taşınmazların Hazine adına tapuya tescil edildiği 2006 tarihi ile taşınmazların tahdit hattı dışında bırakılma tarihi arasında kanunda öngörülen 20 yıllık zilyetlik süresi geçmemiş olduğundan davacının zilyetliğine değer verilemez. Kaldı ki, kadastro sırasında davalının kullanımında olan 258 sayılı parsel dahi miktar fazlası olması nedeniyle zilyetlikle kazanılamayacağı nedeniyle Hazine adına yazılmıştır. Bu durum dahi davalı taşınmaz üzerinde o tarihlerde herhangi bir zilyetliğin bulunmadığını gösterdiği gibi eski tarihli memleket haritasında dahi taşınmazın çalılık rumuzlu alanda görüldüğü ve keşif sırasında eğiminin %15 olarak belirlendiği, öncesinin çalılık olması nedeniyle 6831 sayılı Kanunun 1. maddesine göre “tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaçcık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılacağı”, 6831 sayılı Kanunun 1/j maddesinin karşı kavramından maki ve fundalıklarla örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan yerlerin orman sayılan yerlerden olduğu hukuken ve bilimsel olarak ve H.G.K.nun 15/11/2000 gün ve 2000/20-1663/1694 ve 14/03/2001 gün 2001/20-214-239 ve 02/05/2007 gün ve 2007/20-237-237 sayılı kararında ve 20. Hukuk Dairesinin konu ile ilgili tüm kararlarında ve Orman Kadastro Yönetmeliğinin 14. maddesi gereğince eğimi % 12’nin üzerinde olan maki ve fundalıklarla örtülü yerlerin orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyacağından bu tür yerlerin orman sayılan yerlerden olup zilyetlikle kazanılamaz.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı gerçek kişinin davasının reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ve gerekçelerle kabul yolunda hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır.
Kabule göre de, 648 ada 1 sayılı parsel TOKİ adına tescil edildiği halde, TOKİ davaya dahil edilip taraf teşkilinin sağlanmaması da isabetsizdir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hazine ve Orman Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 25/03/2013 gününde oy birliği ile karar verildi.