Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2013/2008 E. 2013/3515 K. 01.04.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/2008
KARAR NO : 2013/3515
KARAR TARİHİ : 01.04.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 1972 tarih, 2 cilt, 6 sayfa, 15 ve 16 sıra nolu tapu kayıtları kapsamında kalan taşınmazlarının yörede yapılan orman kadastrosu sınırları içerisinde bırakıldığını, bu taşınmazlarının ormanla ilgisinin bulunmadığı iddiasıyla orman kadastrosunun iptali ile adına tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece, 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, orman kadastrosuna itiraz davasıdır.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce 3402 sayılı Kanunun 4. maddesi gereğince yapılıp 13.12.1991 – 13.01.1992 tarihleri arasında ilân edilerek kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır.
Mahkemece, davacının genel arazi kadastrosundan önceki sebeplere dayandığı ve 3402 sayılı Kanunun 12/3 maddesi uyarınca 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, anılan kanun hükmü uyarınca hak düşürücü süre, hakkında kadastro tutanağı düzenlenen ve kesinleşerek tapu siciline tescil edilen taşınmazlara ilişkin olarak genel arazi kadastrosundan önceki sebeplere dayalı olarak açılan tapu iptal ve tescil davası bulunması halinde uygulanabilir. Somut olayda, dava konusu taşınmazın bulunduğu yere ilişkin kadastro tutanağı düzenlenip düzenlenmediği, düzenlenmiş ise kesinleşerek tapu siciline tescil edilip edilmediği belirlenmemiştir.
Bu nedenle, mahkemece, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yere ilişkin olarak 1992 yılında kesinleşen genel arazi kadastro çalışmasında tesbit tutanağı düzenlenip düzenlenmediği, düzenlenmiş ve kesinleşerek tapu siciline tescili sağlanmış ise tapu kaydı getirtilerek, tutanağın kesinleşme tarihi ile dava açıldığı tarih arasında 3402 sayılı Kanunun 12/3 maddesinde düzenlenen ve re’sen gözetilmesi gereken hak düşürücü sürenin davacı aleyhine dolup dolmadığı belirlenmeli, hak düşürücü sürelerin doğrudan doğruya kamu düzenini ilgilendirmeleri nedeniyle davanın hangi aşamasında olursa olsun mahkemece kendiliğinden gözetilmeleri gerektiğinden ve bu nitelikleriyle dava engellerinden olup, ilk önce incelemeleri icap ettiğinden, hak düşürücü sürenin dolması halinde, davanın dinlenemeyeceği ve işin esasının incelenemeyeceğinden yazılı olduğu şekilde davanın reddine karar verilmesi gerekir. Şayet çekişmeli taşınmazın bulunduğu yere ilişkin kadastro tesbit tutanağı düzenlenmemiş ise, hak düşürücü sürenin uygulanma olanağı bulunmadığından davanın tescil davası olarak değerlendirilip, araştırma yapılmalı, bundan sonra tüm kanıtlar toplanıp birlikte değerlendirilmeli; oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir. Belirtilen hususlar gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırı görülmüştür.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı gerçek kişinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 01/04/2013 günü oy birliği ile karar verildi.