Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2013/2147 E. 2013/3614 K. 02.04.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/2147
KARAR NO : 2013/3614
KARAR TARİHİ : 02.04.2013

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı … Yönetimi, dava konusu ….Mevkii 936 parsel sayılı 2.150 m2 yüzölçümündeki tarla niteliği ile tapuda kayıtlı taşınmazın, yapılan çalışma sonucunda orman tahdit sınırları içinde kaldığı iddiasıyla, müdahelenin önlenmesi, orman tahdidi içinde kalan kısmın belirlenerek tapusunun iptali ve orman niteliği ile Hazine adına kayıt ve tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece, dava konusu taşınmazın tesciline ilişkin kesin hüküm bulunduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı … Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, orman tahdit sınırları içinde kalan taşınmaza müdahalenin önlenmesi ve tapu iptal ve tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde, 6831 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp, 16/10/2006 tarihinde ilân edilen orman kadastrosu ve 2/B çalışmaları ile 1984 yılında yapılmış arazi kadastrosu vardır.
Mahkemece çekişmeli taşınmazın, tesciline ilişkin kesin hüküm bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de, delillerin takdirinde yanılgıya düşülmüştür. Şöyle ki; davacı … Yönetimi kesinleşmiş tahdite dayalı olarak dava açmıştır. Bir yerde orman kadastrosu yapılmışsa, kural olarak: bir yerin orman olup olmadığı, kesinleşmiş tahdit harita ve tutanaklarının uygulanmasıyla çözümlenir. Orman kadastro komisyonlarının sınırlandırma sırasında kesinleşmiş mahkeme kararlarını dikkate alması, bunlara riayet etmesi gerektiği hususu kuşkusuzdur. Dikkate alınmadığı, görülmediği ya da uygulanması unutulduğu taktirde, ilgililer buna karşı kanunun öngördüğü süre içerisinde tahdide itiraz davası açabilirler. H.G.K.’nun 20/03/1996 gün ve 1995/20-1086 – 174 sayılı kararında da belirtildiği gibi, kesin hükmün varlığının tahdidin kendiliğinden geçersiz olması sonucunu doğurmaz. Kesin hüküm, davalılar tarafından 6831 sayılı Kanunun 11. maddesi gereğince 10 yıllık hak düşürücü süre içersinde açılacak orman kadastrosuna itiraz davasında gözönünde bulundurulabilir. Bu nedenlerle; mahkemece Orman Yönetimince kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içerisinde kalan taşınmazın tapusunun iptaline yönelik açılan davanın kesin hüküm nedeni ile reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Ayrıca, orman bilirkişi tarafından düzenlenen raporda, çekişmeli taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu bildirilmiş ise de rapor ekindeki 1958 tarihli memleket haritasında, taşınmaz açık ve beyaz renkli alanda görünmektedir. Eksik bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulamaz.

Bu nedenlerle mahkemece; davalılar tarafından yörede 6831 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp 16/10/2006 tarihinde ilân edilerek kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde çalışmalarına karşı açılmış orman kadastrosuna itiraz ve tapu iptal ve tescil davası bulunup bulunmadığı, davalılardan ve mahkemeler yazı işleri müdürlüğünden sorularak araştırılmalı, davalılar tarafından açılmış böyle bir dava var ise o takdirde her iki dava birleştirilmeli, çekişmeli taşınmazları, komşuları ve geniş çevresini gösterir orjianal kadastro paftası, komşu parsel tutanak ve dayanakları, eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek bir orman yüksek mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; keşifte, hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; yukarıda değinilen belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; memleket haritalarında boyama hatası olup olmadığının belirlenmeli, orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir.
SONUÇ;Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı … Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, alınan temyiz harcının istek halinde iadesine 02/04/2013 günü oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY
Dava konusu …Köyü 936 parsel numaralı taşınmaz arazi kadastrosu sırasında davalılar adına tesbit görmüş, davacı … İdaresi tarafından tesbite itiraz olunmuş görülen dava sırasında ormancı bilirkişiler tarafından hava fotoğrafları ve memleket haritasına dayalı yapılan inceleme neticesi dava konusu yerin orman olmadığı belirlenmiş ve … Kadastro Mahkemesinin 1994/35 Esas – 1995/32 Karar sayılı kararı ile Orman İdaresinin davasını reddine dair verilen karar Yargıtay 20. Hukuk Dairesi tarafından onanarak 30.04.1999 tarihinde kesinleşmiş ve tapu siciline işlenmiştir.
2006 yılında yapılıp 2007 yılında kesinleştirildiği anlaşılan orman kadastrosu esnasında yukarıda belirtilen kesin hüküm dikkate alınmaksızın orman kadastrosu yapılmış, 20.01.2011 tarihinde de orman kadastrosu içinde kaldığı ve orman niteliğinde olduğundan bahisle kişilerin kesin hükümle hak sahibi oldukları taşınmazın tapusunun iptali için Orman İdaresi tarafından iş bu dava açılmıştır. Mahkemece davanın kesin hüküm nedeniyle reddine ilişkin verilen karar davacı … İdaresi tarafından temyiz edilmiştir.

2003/21-30 2003/57 sayılı HGK kararında da belirtildiği üzere “Davacı yanın aynı işlemlerle ilgili olarak daha önce açtığı davada verilen redde ilişkin mahkeme hükmünün bu dosyadaki talep yönünden kesin hüküm teşkil edip etmediği noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle; yargılama hukuku açısından “dava şartı” ile “kesin hüküm” kurum ve kavramlarının temel hukukî esasları üzerinde durulmasında yarar vardır.
Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılamada bulunabilmesi için gerekli olan şartlardır. Diğer bir anlatımla; dava şartları, dava açılabilmesi için değil mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır.
Mahkeme, hem davanın açıldığı günde, hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının tamam olup olmadığını kendiliğinden araştırıp, inceler ve bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartları dava açılmasından, hüküm verilmesine kadar var olmalıdır. Dava şartlarının davanın açıldığı günde bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda mahkeme davanın mesmu (dinlenebilir) olmadığından reddetmesi gerekir. Bu bağlamda, olayla sıkı bağlantısı nedeni ile hemen vurgulayalım ki, dava konusu uyuşmazlığın daha önce bir kesin hüküm ile (…M.K. Md.237) çözümlenmiş olması da dava şartıdır. Bu, olumsuz dava şartı adıyla adlandırılır. Birinci dava ile ikinci davanın müddeabihlerinin (konusunun), dava sebeplerinin (vakıaların) ve taraflarının aynı olması maddi anlamda kesin hüküm oluşturur (…M.K.Md.237). Kesin hüküm, hem bireyler için hem de devlet için hukukî durumda bir kararlılık ortaya koyar. Bununla, hukukî güvenlilik ve yargı erkine güven sağlandığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir.
Yine HGK’nun 2002/3-1088 2002/1088 sayılı kararında “kesin hükmün amacı, kişiler arasındaki uyuşmazlıkların kesin bir şekilde çözümlenmesidir. Kesin hüküm, hem kişiler hem de Devlet için hukuksal durumda istikrar sağlar. Maddi anlamda kesinlik yargısal kararlara tanınan kanunî gerçeklik niteliğidir. (Burhan Gündoğan Medeni Usul Hukukunda Kesin Hüküm İtirazı Ankara 1960) Yargısal kararlara tanınan bu kanunî gerçeklik niteliğinden dolayı, aynı konuda yeni bir dava açılamaz. Açılırsa da bu dava dinlenmez, dava koşulu yokluğundan reddedilir. Bir kesin hükümden söz edebilmek için a) dava konusu yapılmış olan hak, yani dava ile elde edilmek istenen sonucun aynı olması, b) dava nedeninin yani davanın dayandığı olayların aynı olması c) davanın yanlarının aynı olması gerekir.
Uyuşmazlık konusu olayda dava konusu ile davanın yanlarının aynı olduğu konusunda bir uyuşmazlık söz konusu değildir. Davacı, dava nedenini yani dayandığı olayları bildirmekle yetinir. Bu olaylara uygulanacak hukuk kurallarını bulmak ve uygulamak, başka bir söyleyişle bu olayların hukuksal niteliğini ve nedenini tayin etmek Türk kanunlarını kendiliğinden (re’sen) uygulamakla yükümlü olan (HUMK.76) hâkime aittir. Kesin hüküm bakımından davanın gerçek nedeni dayanılan olaylardır. Aynı olaylara dayanılarak (aynı yanlar ve ayrı konuda) ikinci bir dava açılırsa, iki davanın nedeni aynı olacağından, ikinci dava kesin hüküm nedeni ile reddedilir.
Hukuk Genel Kurulu’nun 20. Hukuk Dairesinin kesin hüküm yoktur şeklindeki bozma ilâmına direnen yerel mahkeme kararı üzerine 14.11.2012 gün ve 2012/20-583 E. ve 2012/789 K sayılı kararında kesin hüküm konusu ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Adı geçen kararda uyuşmazlığın çözümü için kesin hüküm ve gerekçe ile hüküm fıkrası arasındaki bağın üzerinde durulmasında yarar vardır:
Kesin hüküm, hem bireyler için hem de Devlet için hukukî durumda bir kararlılık ortaya koyar. Bununla, hukukî güvenirlik ve yargı erkine güven sağlandığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir.
Hemen belirtilmelidir ki, kesin hükmün amacı kişiler arasındaki uyuşmazlıkların kesin bir biçimde çözümlenmesidir. Bu amacın gerçekleşmesinde, hem kişilerin hem de Devletin yararı vardır. Çünkü kişiler, arasındaki uyuşmazlığın kesin bir biçimde sonuçlanması için dava sırasında bütün olanaklarını kullanırlar ve dava sonucunda verilecek kararla artık, bu uyuşmazlığın sona ermesini isterler. Bu açıdan, Devletin de menfaati söz konusudur. Çünkü Devlet, mahkemelerin sınırsız bir biçimde aynı uyuşmazlık (dava) ile sürekli ve yinelenerek meşgul edilmesini istemez.
Dava konusu uyuşmazlık hakkında bir kesin hüküm bulunuyorsa, aynı konuda, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir dava açılamaz.

Kesin hüküm itirazı, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemenin de; (Yargıtay’ın da) davanın her aşamasında kesin hükmün varlığını kendiliğinden gözetip, davayı kesin hükümden (dava şartı yokluğundan) reddetmesi gerekir. Yine kesin hüküm itirazı mahkemede ileri sürülmemiş olsa dahi, ilk defa Yargıtay’da (temyiz veya karar düzeltme aşamasında) ve dahası bozmadan sonra da ileri sürülebilir. Bu bakımdan usûlü kazanılmış hakkın istisnasıdır ve tarafların iradesine de bağlı olmayan mutlak bir etkiye sahiptir. O nedenle kesin hükmün varlığının, yargılamanın bir kesiminde nazara alınmamış olması diğer bir kesiminde ele alınmasını engellemez (Hukuk Genel Kurulu’nun 05.06.1991 gün ve 1991/5-215-342 E., K. sayılı ilâmı; Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, yıl: 2001, C. V, s. 4980 vd.). Diğer taraftan hüküm fıkrasına sıkı sıkıya bağlı olan gerekçe de kesin hüküm teşkil eder. Hangi gerekçenin hüküm fıkrasına sıkı sıkıya bağlı olduğu, her olayın özelliğine göre belirlenir. Kesin hüküm, kural olarak hüküm fıkrasına münhasırdır ve gerekçeye sirayet etmez. Ancak gerekçe, hükme ulaşmak için mahkemece yapılan hukukî ve mantıki tahlil ve istidlallerden (deliller) ibaret kalmayıp, hüküm fıkrası ile ayrılması imkânsız bir bağlılık içinde bulunuyor ise, istisnaen bu kısmın da kesin hükme dâhil olduğunu kabul etmek gerekir.
Somut olayda; dava konusu 936 parsel numaralı taşınmaz arazi kadastrosu sırasında komşu 934, 935 ve 937 parsellerle birlikte davalıların murisleri adına tesbit olunmuş, Orman İdaresi tarafından kadastroya itiraz edilmiş … Kadastro Mahkemesinin1994/35 -32 Esas ve karar sayılı kararı ile usûlüne uygun hava fotoğrafları ve memleket haritaları da incelenerek …. adına tesciline karar verilmiştir.
Mahkemece verilen karar, 12.05.1998 tarihinde Yargıtay 20. Hukuk Dairesince onanmış ve 30.04.1999 tarihinde kesinleşmiştir.
Dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 2006 yılında 6831 sayılı Kanun uyarınca orman kadastrosu ve 2/B çalışması yapılırken kesin hükme itibar edilmeyerek dava konusu taşınmaz orman içine alınmıştır. Süresi içinde itiraz yapılmadığından, orman olgusunun kesinleştiği iddiasıyla Orman İdaresi tarafından da bu dava açılmış yerel mahkemece isabetli olarak kesin hüküm nedeniyle reddolunmuştur.
Sayın çoğunluk, davalıların orman tahdidine yönelik 10 yıllık sürede dava açmamaları nedeniyle, kesin hükmün varlığının, tahdidi geçersiz kılmayacağı gerekçesiyle kesin hüküm nedeniyle ret kararının bozulması gerektiği sonucuna varmışsa da kanaatimizce kesin hüküm, da her iki taraf açısından bağlayıcı olduğundan, sadece davalıların açacağı davada değil davacı … idaresinin açtığı davada da resen gözönünde tutulmalıdır. Kaldı ki orman kadastrosu ve 2/B çalışmaları 2006 yılında yapılmış olup davalıların orman tahdidin iptaline yönelik dava açma hak ve süreleri de devam etmekte olup hak düşürücü süre de geçmemiştir.
Usûlüne uygun yapılan yargılama sunucu elinde kesinleşmiş mahkeme ilâmı bulunan kişileri yeniden dava açmaya zorlamak ve kesin hükmün ancak tahdidin iptaline ilişkin açılacak davada gözönünde bulunduracağını düşünmek kanaatimizce hukuk devletinin en önemli ilkeleri arasında bulunan hukuk güvenliği ilkesi ile çelişmektedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, … Sulh Hukuk Mahkemesinin … Kadastro Mahkemesinin 1994/35 E.- 1995/32 K. Sayılı kararı ile kesinleşen kararının davanın tarafları bakımından kesin hüküm, dolayısıyla kesin delil teşkil etmesi nedeniyle davanın reddine ilişkin temyize konu kararının onanması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyoruz.