Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2013/5053 E. 2013/12157 K. 24.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5053
KARAR NO : 2013/12157
KARAR TARİHİ : 24.12.2013

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu siciline tescil davasının yapılan yargılaması sonunda kurulan 27.06.2012 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davalı … vekili Av. … ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekili Av. …, duruşmasız olarak incelenmesi ise fer’i müdahil …. Ltd. vekili Av. … ve Av. … tarafından istenilmekle, tayin olunan 17.09.2013 günü için yapılan tebligat üzerine, temyiz eden …. Ltd. vekili Av. …, Çevre ve şehircilik Bakanlığı vekili Av. …, Orman Yönetimi vekili Av. …, davalı … vekili Av. … geldi, başka gelen olmadı, açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Daha sonra dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü;

K A R A R

Davacı Bayındırlık ve İskan Bakanlığı (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı) vekili 10.08.2007 tarihli dilekçe ile, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 17.08.2005 gün 2005/59-196 sayılı kararının temyiz süresi dolmadan kesinleştirilmesi ve kararın, 4353 sayılı Kanun uyarınca göreve başlayan Hazine avukatına tebligat yapılmadığı gerekçeleriyle Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 17.08.2005 gün 2005/59-196 sayılı kararının iptal edilerek yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece 27.05.2008 gün 2007/90-67 sayılı karar ile yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin verilen karar davacı vekili ile feri müdahiller Orman Yönetimi ve … LTD. vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 20.03.2009 gün 2009/703-3547 sayılı kararı ile “…1-HUMK.nun 427.maddesi hükmü gereğince temyiz davanın taraflarına tanınan yasal bir yoldur. Hükmü temyiz edenlerden Orman İdaresi ve fer’i müdahil Petroleum Exploration Mediterranean İnc. davanın tarafı bulunmadığından temyiz dilekçelerinin reddine,
2-Yargılamanın yenilenmesi talebine esas teşkil eden aynı yer Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/59 Esasında kayıtlı dava dosyanın incelenmesine gelince;
Davacıların, Haziran 1288 yoklama tarihli ve 1, 2, 3, 4, 5, 10 ve 11 numaralı kayıtlara dayanarak tapudaki yüzölçümlerin arz üzerindeki gerçek durumu yansıtmadıkları iddiası ile Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/12 D.İş. sayılı dosyasında yaptırdıkları tespite dayanarak kayıtlardaki yüzölçümün düzeltilmesini istedikleri, bu davanın yerel Tapu Sicil Müdürlüğü hasım gösterilerek açıldığı, davalı gösterilen Tapu Sicil Müdürlüğünün davaya cevap vermediği, yargılamaya da katılmadığı, davadan sonra, davacıların 3 ve 11 sıra numaralı kayıtlarla ilgili davalarını atiye bıraktıkları,
Mahkemece istemin kabul edilerek, Haziran 1288 tarihli ve 1 sıra numaralı kaydın 20 ölçek yüzölçümü 723.406 m²’ye, 2 sıra numaralı kaydın 3 evlek olan yüzölçümü 1.615.374 m²’ye, 4 sıra numaralı kaydın 2 evlek olan yüzölçümü 4.712.231 m²’ye, 5 sıra numaralı olan 3 evlek kaydın yüzölçümü 2.646.161 m²’ye, 10 sıra numaralı 1 evlek kaydın yüzölçümü 1.836.189 m²’ye çıkartıldığı,
Dosya kapsamından, mahkeme kararının davalı gösterilen Tapu Sicil Müdürlüğüne 22.08.2005 tarihinde mahkeme kaleminde tebliğ edildiği, karara “… iş bu karar yasal süre içerisinde taraflara tebliğ edilip taraflarca verilen değişik tarihli dilekçelerle temyizden feragat ettiklerini ve hükmü temyiz etmeyeceklerini beyan ettiklerinden dolayı hükmün 12.09.2005 tarihinde kesinleştiği” şerhinin yazıldığı,
Yine dosyada yer alan bilgi ve belgelerden, … İlçesine 17.08.2005 tarihinde Hazine avukatı …’nin atandığı, atamanın ve göreve başlama yazısının Kozluk Kaymakamlığı tarafından Cumhuriyet Savcılığına bildirildiği, anılan yazı içeriğine göre 17.08.2005 tarihinde itibaren Hazinenin taraf olduğu her türlü davada davayı takip yetkisi ve tebligat işlemlerinde Hazine adına yapılacak tebliğ belgelerini almaya Hazine Avukatı …’nin yetkili olduğu,
7201 sayılı Tebligat Kanununun 11.maddesi hükmü gereğince; “Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır…” Maddede yer alan kuralın açıklığı ve buyurucu bir hüküm olması karşısında vekile tebligat yapılmadan asile yapılan tebligatla hükmün kesinleştirilmesinin olanaksız olduğu, bu şekilde yapılan bir tebligatın aynı kanunun 32. maddesinde sözü edilen usulüne aykırı bir tebligat değil tamamen geçersiz bir tebligat olduğu, Davaya konu olayda vekile çıkarılmış bir tebligat da bulunmadığı, yani vekile hiç tebligat yapılmadığından usulsüz tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanununun 32.maddesinin somut olayda uygulama yeri olmadığı,
Diğer taraftan, yukarıda sözü edildiği üzere HUMK.nun 432.maddesinin “bu süre 08.01.1943 tarih 4353 sayılı kanuna tabi kamu kuruluşları hakkında 30 gündür” hükmünün Anayasa Mahkemesinin 02.12.2004 günlü kararıyla iptal edildiği, ancak iptal hükmünün kararın resmi gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verildiği, Anayasa Mahkemesinin anılan kararı 21.10.2005 tarih ve 25973 sayılı Resmî Gazetede yayımlandığı, Buna göre, geçerli de olsa 22.08.2005 tarihinde tapu sicil müdürlüğüne yapılan tebliğe göre temyiz süresi Hazine bakımından 22.09.2005 tarihinde bitttiği, Mahkemenin hükmü “taraflarca verilen değişik tarihli dilekçelerle temyizden ferağ ettiklerini ve hükmü temyiz etmeyeceklerini beyan ettiklerinden dolayı hüküm 12.09.2005 tarihinde kesinleşmiştir” şerhi vererek temyiz süresini beklemeden kesinleştirmesi yasal olmadığı, dosyada mahkemeye hitaben taraflarca hükmü temyiz etmeyeceklerine dair verilen bir dilekçenin de mevcut olmadığı, yasal yollar tüketilmeden mahkemece aslında kesinleşmemiş bir hükme, kesinleşme şerhi verilmesinin sonuç doğurmayacağı,
Yapılan bütün bu açıklamalara göre, yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunan davalının 10.08.2007 tarihli dava dilekçesinin kesinleşmemiş bir karara karşı yapılmış temyiz başvurusu olarak değerlendirilip incelenmesi gerektiği,
Davalının, temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Davada Haziran 1288 tarihli ve 1, 2, 4, 5 ve 10 sıra numaralı kayıtlardaki yüzölçümünün gerçeği yansıtmadığı ileri sürülerek yüzölçümlerinin düzeltilmesinin istendiği, dayanılan kayıtlar, yoklama kaydı niteliğindeki olup bu kayıtlar tapuda intikal görmediğinden 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. Maddesinin 4. Bendinin (E) fıkrası uyarınca tapu kaydı hükmünde olmayıp zilyetlik belgesi olduğu, kayıt kapsamında, buna dayananın zilyetliği olmadığı sürece kayda tapu hükmü tanınamayacağı, öte yandan, bu kayıtların tamamı sabit sınır niteliği göstermeyen dere, meşe, dağ, …, yol sınırlarıyla çevrili olduğu, Taşınmazın sınırlarının genişletilmeye ve değişmeye elverişli olduğu durumlarda ise, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20/C maddesi uyarınca, bu sınırlara değil kayıttaki miktara itibar olunmasının zorunlu olduğu, kayıt miktarının sabit sınırlı olduğunun kabul edilemeyeceği, gayri sabit sınırlarla çevrili 20 ölçek yüzölçümündeki bir taşınmazın 723.406, 3 evlek yüzölçümündeki bir taşınmazın 1.615.374 m2, 2 evlek yüzölçümündeki bir kaydın 4.712.231 m2, 3 evlek yüzölçümündeki kaydın 2.646.161 m2, 1 evlek yüzölçümündeki diğer bir kaydın da 1.836.189 m2’lik yüzölçümü içerisinde doğal olarak orman, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kamu malı niteliğindeki yerleri kapsayacağının kabulü akla ve hayatın olağan akışına aykırı olduğu,
Yapılan bu hukuki saptamalardan sonra, mahkemece davanın reddi yerine istem hüküm altına alındığından kararın bozulmasının gerektiği,
3- Yukarıdaki bozma nedenine göre …’un temyiz itirazlarının incelenmesinin gerekmediği ….” gereğine değinilerek bozulmuştur.
Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra, taşınmazların bulunduğu yerde 2008 yılında genel arazi kadastro çalışmalarının yapıldığı ve tutanakların düzenlendiği gerekçesiyle 02.11.2010 gün 2009/84-398 sayılı karar ile 3402 sayılı Kanunun 27. maddesi uyarınca görevsizlik kararı verilmiş, hüküm davalı … vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 06.05.2011 gün 2011/4399-6220 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmekle dava kadastro mahkemesine devir edilmiştir.
Kadastro mahkemesince davanın REDDİNE ve karar kesinleştiğinde Batman İl Kadastro Müdürlüğü’ne müzekkere yazılarak Haziran 1288 yoklama, 1, 2, 3, 4, 5, 10 ve 11 nolu tapu kayıtlarına isabet eden kadastro tespit tutanaklarında yapılan tespitlerde belirlenen şahıslar adına malik hanesinde yazılan “davalıdır ” ibaresi düzeltilebiliyorsa düzeltilip bu şekli ile askıya çıkarılmasına ve askı ilan süresinin başlatılmasına, aksi halde; tapu kayıtlarına isabet eden kadastro tespit tutanaklarının iptali ile yeniden olağan usullerde akla, mantığa ve hukuka uygun bir şekilde kadastro çalışması yapılmasına karar verilmiş, hüküm davalı … vekili Av. … ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekili Av. … ile …. Ltd. .vekili tarafından. tarafından temyiz edilmiştir.
Dava kadastro tesbitine itiraz niteliğindedir.
Yörede tesbit tarihinden önce orman kadastrosu yapılıp yapılmadığı anlaşılamamıştır.
1) …. Ltd. vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi sonucunda; hükmü temyiz eden tüzelkişiliğin 1959 yılında, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nce verilen ruhsatname ile dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde, petrol arama izni verilmek suretiyle faaliyette bulunduğu, Asliye Hukuk Mahkemesi’nce 19.02.2008 tarihli duruşmada verilen 1 nolu ara karar ile fer’i müdahil sıfatıyla davaya kabul edildiği, 6100 sayılı Kanunun 66. maddesi uyarınca davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’î müdahil olarak davada yer alabileceği, ancak davada Hazine veya Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı taraf bulunmadığına göre, …. Ltd.’nin davada taraf sıfatının bulunmadığı anlaşıldığından temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; 6100 sayılı Kanunun geçici 3. maddesi atfıyla HUMK’nun 427. maddesi uyarınca temyiz istemi, davanın taraflarına tanınan olağan yasa yoludur. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın davanın tarafı bulunmadığı anlaşıldığından temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
3) Davalı … vekilinin temyiz itirazlarına gelince; 3402 sayılı Kanunun 1. maddesine göre “ Bu kanunun amacı, ülke koordinat sistemine göre memleketin kadastral veya topoğrafik kadastral haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarını arazi ve harita üzerinde belirterek hukukî durumlarını tespit etmek suretiyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun öngördüğü tapu sicilini kurmak, mekânsal bilgi sisteminin alt yapısını oluşturmaktır.”
3402 sayılı Kanunun 2. maddesi uyarınca kadastro bölgeleri belirlenerek ilân edilir. Bu ilandan sonra aynı Kanunun 3. maddesi uyarınca kadastro komisyonları ve kadastro ekibi oluşturulur. Yine Kanunun 4. maddesi ile kKadastro müdürü, kadastrosuna başlanacak mahalleyi veya köyü en az 15 gün önce bölge merkezi ile çalışma alanı ve komşu köy, mahalle ve belediyelerde alışılmış vasıtalarla duyurur. Bu duyuruda çalışma sınırlarının tespitine hangi gün ve saatte başlanacağı belirtilir. Bu şekilde belirlenen ve ilân edilen kadastro çalışmalarına başlanmadan önce, aynı Kanunun 5. maddesi uyarınca kadastro müdürü mahalli hukuk mahkemesinde, bu alandaki taşınmaz mallar hakkında görülmekte olan kadastro ile ilgili davalarla hükme bağlanmış olup da henüz kesinleşmeyen davaların listesini alır ve bunu çalışma alanı ile ilgili tüm tapu, vergi, harita ve diğer belge örnekleri ile birlikte kadastro teknisyenliğine verir. Listenin müdür tarafından alınmasından sonra o çalışma alanında bulunan taşınmaz mallar hakkında mahalli hukuk mahkemelerine açılan davalar, derhal kadastro müdürüne bildirilir. Bu halde de kadastro müdürü, yukarıdaki fıkra hükmü uyarınca işlem yapar. Kadastro müdürü, bu listedeki davalı taşınmaz malların tespiti yapıldıktan sonra, bunlarla ilgili tutanakları bir hafta içinde kadastro mahkemesine gönderir ve durumdan listenin alındığı mahalli mahkemeyi haberdar eder.
3402 sayılı Kanunun 27. maddesine göre “Mahalli hukuk mahkemelerinde görülmekte olan kadastro ile ilgili ve henüz kesinleşmemiş bulunan taşınmaz mala ilişkin davalar hakkında o taşınmaz mal için kadastro tutanağı düzenlendiği tarihte bu mahkemelerin görevi sona erer ve davalara ait dosyalar mahkemesine resen devrolunur.
Ayrıca, müracaata kalmış davaların yenilenmesi halinde de yukarıdaki hüküm uygulanır.
Kadastro hakimi, devredilen bu dava dosyaları ile beşinci madde gereğince müdür tarafından gönderilen kadastro tutanaklarını birleştirerek 11 inci maddede yazılı şekle uygun olarak askı ilanını yaptırır. İlan süresi bitmeden duruşmaya başlanamaz. Henüz kesinleşmemiş olan davalara, kaldıkları noktadan bu Kanunda öngörülen esas ve usul dairesinde devam olunur.
Kadastro komisyonları tarafından 10 uncu madde uyarınca gönderilen tutanaklar için de hemen askı ilanı yaptırılarak 28 inci maddenin birinci fıkrası uyarınca işlem yapılır.
Hakim, usul ve şekle ilişkin eksiklikler sebebiyle tutanakları kadastro müdürlüğüne iade edemez.”
Kadastro Kanununun yukarıda açıklanan ve 25 ile 26. maddeleri çerçevesinde, kadastro mahkemesinin görevi, taşınmaz hakkında kadastro tesbit tutanağı düzenlendiği gün başlar ve mahkemece, taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı ayni haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilen işlerle sınırlı olarak taşınmazın mülkiyetine ilişkin uyuşmazlığı çözerek, tapu sicilinin düzgün oluşmasını sağlamakla görevlidir.
Somut olayda, yörede yapılan kadastro çalışmaları sonucu, haklarında kadastro tesbit tutanağı düzenlenen taşınmazlara ilişkin olarak Asiye Hukuk Mahkemesinde, dayanılan tapu kaydının yüzölçümünün arttırılması davası açıldığından davalı oldukları belirtilerek 3402 sayılı Kanunun 5 ve 27, maddeleri uyarınca mülkiyet durumunun aynı Kanunun 30/2 maddesi uyarınca belirlenmesi için kadastro mahkemesine devredildiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, mahkemenin gerekçesinde belirttiği üzere önünde iki seçenek değil tek seçenek vardır. Bu seçenek de, uyuşmazlığın esası hakkında inceleme yaparak müklkiyet hususunu belirlemektir. Bu nedenle, davada husumet Hazine ve tapu kayıtlarında bulunan şerh sahibi TPAO’ya yaygınlaştırılmalı, davalı taşınmazları bir arada gösterir kadastro paftası dosya arasına getirtilmeli, tamamını dıştan çevreleyen kadastro parselleri (farklı köy veya ilçe olması halinde kadastro paftaları kenarlaştırılmak suretiyle belirlenecek kadastro parselleri dahil) tesbit tutanakları ile varsa dayanağı belgeler getirtilmeli, dava konusu taşınmazları kapsadığı ileri sürülen tapu kaydı ile dayanan tarafların akdi veya ırsi ilişkisi kurulmalı, davalı parsellere ilişkin olarak açılmış başkaca davalar var ise biri hakkında verilecek kararın diğerini etkileyeceğinden birleştirilmeleri hususu düşünülmeli, bundan sonra yapılacak keşifte tapu kayıtları sabit hudutlu olmadığından 3402 sayılı Kanunun 20/C maddesi gereğince miktarına itibar olunarak davanın kapsamında kalan taşınmazlar belirlenmeli, tapunun kapsamı dışında kalan parseller yönünden dava konusu olmadıkları düşünülerek olağan yollardan ilan edilmesi için tutanakların kadastro müdürlüğüne devredilmesi gerektiği gözönünde bulundurulmalı, ayrıca yapılacak keşifte dava konusu taşınmazların orman sayılan yerlerden olup olmadığı, mera, yaylak ve kışlak gibi devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup olmadığı araştırılmalı ve toplanan delillerin sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece yazılı olduğu şekilde hüküm tesis edilmesi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulmasını gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. ve 2. bentte açıklanan nedenlerle, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekili, …. Ltd. vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, yukarıda 3. bendde açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz duruşması nedeniyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre duruşma tarihi itibariyle takdir edilen 990.-TL vekâlet ücretinin … ve arkadaşlarından alınarak davalı …’a verilmesine, temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine 24/12/2013 gününde oy birliği ile karar verildi.