Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2013/6181 E. 2013/10512 K. 21.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/6181
KARAR NO : 2013/10512
KARAR TARİHİ : 21.11.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Kadastro sırasında … Köyü, 181 ada 1 parsel sayılı 79960,23 m2 yüzlöçümündeki taşınmaz, kesinleşmiş 2/B sahasında kalması nedeniyle tesbit tutanağı düzenlenmeksizin ada ve parsel numarası verilerek 3402 sayılı Kanunun 22/son maddesi gereğince tapu kütüğüne aktarılmıştır.
Davacı, Mayıs 1965 tarih ve 42 sayılı tapu kaydı kapsamında kalan 27 dönümlük taşınmazının orman parseli içinde bırakıldığı iddiasıyla tapu iptali ve tescil davası açmıştır.
Mahkemece, davanın kabulü ile dava konusu taşınmazın 27903,11 m2’lik bölümünün tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 08/02/2012 gün ve 2011/12668 – 2012/1422 sayılı kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; ” Mahkemece, davacının dayandığı Mayıs 1965 tarih 42 sayılı tapu kaydının iptal edildiği Burdur 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22/12/1997 tarih ve 1997/165 – 1997/494 sayılı kararının zeminde uygulanma imkanının bulunmaması nedeniyle delil olarak kabul edilemeyeceği, taşınmazın tahdit ve 2/B haritaları dışında kalan bölümler yönünden tapu kaydının geçerliliğini koruduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, mahkemenin bu kabulü dosya kapsamına ve dosyadaki delillere uygun düşmemektedir. Mayıs 1965 tarih ve 42 sayılı tapu kaydı kapsamında kalan taşınmazın yargılama konusu edildiği Burdur 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22/12/1997 tarih ve 1997/165-1997/494 sayılı kararının zeminde uygulama imkanı olmasa da, kararın hüküm fıkrasında tapu kaydının iptaline karar verildiği konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Mahkemece tapu kaydının iptaline karar verildiğine göre, artık bu kayda değer verilemez. Bu durumda, davacının talebinin zilyetlik hükümlerine göre değerlendirilmesi, taşınmazın zilyetlikle kazanılacak yerlerden olup olmadığının araştırılması gerekirdi. Ancak, mahkemece zilyetlik yönünden yeterli araştırma yapılmamıştır. Bu nedenle; mahkemece, eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi ve bir fen elemanı huzuruyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; keşifte, hâkim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulanacak kesinleşmiş tahdit haritası ile irtibatlı, taşınmazın konumunu gösteren orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri ayrı renklerle işaretli ve bilirkişilerin onayını taşıyan, duraksamaya yer vermeyecek nitelikte kroki düzenlettirilmeli; yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalıdır.
Yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı belirlendiği takdirde, bu kez, zilyetlik yolu ile kazanma (Medenî Kanunun 713. maddesi, 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddeleri) koşullarının araştırılması gerekir. Bu cümleden olarak; yapılacak keşifte, 1980-1990’lı yıllara ait hava fotoğrafları ve memleket haritasında taşınmazın o yıllarda ziraat alanı olarak kullanılıp kullanılmadığı, yine fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasında zilyet ve tasarruf edilen yerlerden olup olmadığı, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı belirlenip, taşınmazın toprak yapısı incelenmeli, çekişmeli taşınmazın fiilî durumunu da belirtir şekilde rapor alınmalı, imar ve ihya üzerinde durulup, bu konuda ve zilyetliğin tespiti yönünden tanık beyanlarına başvurulmalı, tarafların bildirecekleri zilyetlik tanıkları H.U.M.K.’nun 259 ve 265. maddeleri gereğince taşınmaz başında dinlenip; taşınmazın öncesi itibariyle niteliğinin ne olduğu, kime ait olduğu, zilyetliğin nasıl meydana geldiği, ne kadar süre ile ne şekilde devam ettiği, bunun ekonomik amacına uygun olup olmadığı, tanıkların bilgi ve görgülerinin hangi eylemli olaylara dayandırıldığı belirlenmeli, yerel bilirkişinin imar ve ihya ile zilyetlik olgusunu hangi olaylarla nasıl hatırladıkları saptanmalı, 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, davacı yanında, (murisler) yönünden de tapu ve ilgili kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüğünden araştırma yapılıp, aynı Kanunun 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi gereğince sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalı ” denilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra davanın kabulü ile; … İli, … Köyü 181 ada 1 parselde 79.960,23 m2’lik Hazine adına kayıtlı taşınmazın 27.903,11 m2’sinin tapu kaydının iptali ile, davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce 1744 sayılı Kanuna göre 11.11.1982 tarihinde ilânı yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ve 2. madde uygulaması; daha sonra 2896 sayılı Kanuna göre 23 nolu Orman Kadastro Komisyonunca 1985 yılında yapılıp yapılıp dava tarihinde kesinleşen aplikasyon ve 2/B uygulaması ile 3302 sayılı Kanuna göre 25 nolu Orman Kadastro Komisyonunca 1993 yılında yapılıp 23.06.1994 tarihinde ilân edilerek kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması, yine 4999 sayılı Kanuna göre 156 nolu Orman Kadastro Komisyonunca yapılıp 01.08.2006 tarihinde 30 gün askıya çıkartılarak kesinleşen yüzölçümü ve fennî hataların düzeltilmesi çalışmaları vardır.
Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak uzman orman bilirkişi kurulu tarafından orman kadastrosuna, eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritasına dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan inceleme ve araştırma sonucunda çekişmeli taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu anlaşıldığına ve adına tescil kararı verilen davacı yararına 3402 sayılı Kanunun 14. maddesinde yazılı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu belirlenerek yazılı biçimde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığına göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, Harçlar Kanununun değişik 13/j maddesi gereğince harç alınmasına yer olmadığına 21/11/2013 gününde oy birliği ile karar verildi.