YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/8239
KARAR NO : 2013/12013
KARAR TARİHİ : 23.12.2013
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki kadastro tesbitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında … Köyü, 101 ada 103 sayılı parsel Hacı Cerit ve müşterekleri, 101 ada 105-110 sayılı parseller Kazım Kaplan, 101 ada 106, 109 ve 112 sayılı parseller …, 101 ada 107 sayılı parsel, mezarlık niteliği ile Köy Tüzel Kişiliği, 101 ada 108 sayılı parsel Hatice Köse adlarına tesbit edilmiştir.
Davacılar Hatice Aslan ve …, taşınmazların kök murisleri …’dan kaldığını, terekesinin paylaşılmadığını ileri sürerek, … ve Kazım Kaplan aleyhine dava açmışlardır. 21.04.1994 tarihli celsede 101 ada 103 sayılı parsele ilişkin davadan feragat etmişlerdir.
Mahkemenin 03.08.1994 tarihli kararı ile ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacılar tarafından hükmün temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 16.11.1995 tarihli ve 1995/3292 E.- 12856 K. sayılı kararıyla bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; “Mahkemece, davacı tarafın delillerini bildirmediğinden söz edilerek davanın reddine karar verilmişse de, taşınmazların davacı ve davalı tarafın ortak miras bırakanı …’dan kaldığı yönünde uyuşmazlık bulunmadığı davalı taraf taksime dayandığına göre, paylaşımı ispat etmek külfetinin davalı tarafa düştüğü, davalılardan bu yönde delil istenmesi” gereğine değinilmiştir.
Bozma kararından sonra 20.03.1996 tarihli dilekçe ile Orman Yönetimi davaya müdahil olarak katılmıştır. Davacılar, 08.05.1996 tarihinde 107 ve 108 sayılı parsellere ilişkin davalarından feragat etmişlerdir.
Mahkemenin 12.12.2012 tarihli kararı ile Hatice Köse’nin davasının reddine, …’ın, Orman Yönetimi ve Hazinenin davasının kısmen kabulüne; … Köyü, 101 ada 109 sayılı parselin … adına; fen bilirkişisi …’nun 03.10.2002 tarihli krokisinde gösterilen 101 ada 105 sayılı parselin 965 m², 106 sayılı parselin 7055.52 m², 110 sayılı parselin 4318 m² ve 112 sayılı parselin tamamının orman niteliğiyle Hazine adına; aynı krokide gösterilen 105 sayılı parselin 45536 m² bölümünün Kazım Kaplan mirasçıları adına; 106 sayılı parselin 7055 m² bölümü çıktıktan sonra artan bölümünün … mirasçıları adına; 110 sayılı parselin aynı krokide gösterilen 41858 m² bölümünün Kazım Kaplan mirasçıları adına tapuya kayıt ve tesciline, 110 sayılı parselin üzerindeki evin …’a ait olduğunun beyanlar hanesinde gösterilmesine, 103 ve 107 sayılı parsellere ilişkin davaların feragat nedeniyle reddine, bu parsellere ilişkin Orman Yönetiminin dava açmakta muhtariyetine karar verilmiş, Orman Yönetimi ve Hazine tarafından hükmün temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 2005/12565-13721 sayılı kararıyla bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; “1) Çekişmeli … Köyü, 101 ada 103 parsel sayılı 9346 m² yüzölçümündeki taşınmaz, 91 tahrir numaralı vergi kaydıyla, dava dışı 101 ve 102 sayılı parseller ile bir bütün olduğundan söz edilerek Osman mirasçıları Hacı Cerit ve arkadaşları adına tesbit edilip, davacı gerçek kişilerce tesbite itiraz davası açıldığı, davacı gerçek kişilerin bu parsellere ilişkin davalarından bozma kararından önce feragat ettikleri, Orman Yönetiminin ise, bozma kararından sonra bu parselin orman niteliğiyle Hazine adına tescili istemiyle davaya katıldığı, feragat, davayı bitiren tek taraflı bir irade beyanı olup, davayı bütün hüküm ve sonuçları ile ortadan kaldırdığı, kabule bağlı olmadığı, feragat ile … Köyü, 101 ada 103 sayılı parselin kadastro tesbitinin Orman Yönetiminin davaya katıldığı tarihten önce kesinleştiği, bu halde Orman Yönetiminin katılma talebinin 3402 sayılı Kanunun 26. maddesi anlamında katılma talebi olmayıp, yeni bir dava olduğu ancak, bu davada kadastro mahkemesinin görevli olmadığı gözetilerek, Orman Yönetiminin 101 ada 103 sayılı parsele ilişkin davasında görevsizliğe karar vermek gerekirken, Orman Yönetiminin dava açmakta muhtariyetine şeklinde karar verilmesi ve bu parsel için sicil oluşturulmaması usûl ve kanuna aykırıdır.
2) Çekişmeli … Köyü, 101 ada 107 parsel sayılı 2028 m² yüzölçümündeki taşınmaz mezarlık niteliğiyle köy tüzel kişiliği, 108 parsel sayılı 2874 m² yüzölçümündeki taşınmaz da tarla niteliğiyle Hatice Köse adına tesbit edilmiş, parsellerin tesbit tutanaklarının iktisap bölümünde, dava dışı 105, 106, 109 ila 113 sayılı parseller ile bir bütün olarak 92 tahrir numaralı vergi kaydı kapsamında kaldığından söz edildiği, davacı gerçek kişilerin kadastro tesbitine itiraz davası açtıkları, Orman Yönetiminin 18.04.1996 tarihinde dava katıldığı, daha sonra, davacı gerçek kişiler vekilinin 08.05.1996 tarihinde 107 ve 108 sayılı parsellere ilişkin davalarından feragat ettiği, mahkemece her ne kadar 108 sayılı parselle ilgili karar verilmemiş, 107 sayılı parsele ilişkin davada feragat nedeniyle red edilmiş ise de, Orman Yönetiminin katılma tarihi dikkate alındığında, bu parsellere ilişkin davacı gerçek kişilerin feragatının, davacı gerçek kişiler yönünden tek taraflı yenilik doğurucu bir işlem olduğu, Orman Yönetiminin davasını bitirmeyeceği, Orman Yönetiminin bu parseller hakkındaki davası hakkında, öncelikle kadastro tesbit makilerinin davaya dahil edilmesi için yönetime olanak tanınması, sonra davayı yönetimin delilleri toplanarak, bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, 108 sayılı parselle ilgili hiçbir karar verilmemesi, 107 sayılı parselle ilgili gerçek kişilerin davasının feragat nedeniyle reddine karar verildikten sonra, Orman Yönetiminin dava açmakta muhtariyetine şeklinde karar verilmesi isabetsizdir.
3) Mahkemece, resmî belgelerin uygulanmasına dayalı araştırma, inceleme ve keşif sonucu düzenlenen uzman bilirkişi raporlarıyla, 03.10.2002 tarihli krokisinde gösterilen 101 ada 105 sayılı parselin 965 m², 106 sayılı parselin 7055.52 m², 110 sayılı parselin 4318 m² ve 112 sayılı parselin tamamının orman sayılan yerlerden olduğu, aynı krokide gösterilen 105 sayılı parselin 45536 m², 110 sayılı parselin 41858 m², 106 sayılı parselin 7055 m² bölümü çıktıktan sonra artan bölümünün orman sayılmayan yerlerden olduğunun, bu bölümler için gerçek kişiler yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği koşullarının oluştuğunun belirlendiği gerekçesiyle karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. Şöyle ki; çekişmeli 101 ada 105, 106, 109, 110 ve 112 sayılı parsellerin kadastro tesbitine esas alınan vergi kaydı kadastro tesbiti sırasında 20 hektar olduğu ilgili sütununa yazılarak bu parsellere uygulanmışsa da, temyiz incelemesi sırasında getirtilen tahrir defteri sureti incelendiğinde 92 tahrir numaralı vergi kaydının aslında 2 hektar olduğu, güneyindeki orman sınırı itibariyle değişebilir nitelikte sınır içerdiği, çekişmeli parseller bir bütün olarak düşünüldüğünde güneyden devlet ormanı olarak kadastro tesbiti kesinleşen eylemli Devlet Ormanı niteliğindeki 283 sayılı parsele sınır olduğu anlaşılmaktadır. Vergi kayıtları tutunanın yararına olduğu kadar aleyhine de delil teşkil eder. 3402 sayılı Kanunun 20. maddesi gereğince bu tür kayıtların kapsamı yüzölçümüne değer verilerek saptanıp, kayıt fazlasının sınırdaki ormandan açıldığının kabulü zorunludur.
Bu nedenle; mahkemece, dayanak vergi kaydı, dayanak vergi kaydının revizyon gördüğü tüm parsel tutanakları, davalı ise dava dosyaları, komşu parsel tutanak ve dayanakları, en eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında; bu konuda uzman serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi ve bir fen elemanı eliyle yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli parseller ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle, taşınmazların bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; dayanak 92 tahrir numaralı iki hektar yüzölçümündeki vergi kaydı genişletilebilir sınırları da içerdiğinden, komşu kayıtlardan yararlanmak ve sabit sınırdan başlamak üzere 3402 sayılı Kanunun 20 ve 21. maddeleri gereğince, yöntemince zemine uygulanıp, miktarı ile geçerli kapsam tayin olunmalı; asıl taşınmazların kapsamı orman veya ormandan açma değil ise, miktar fazlasının, sınırda bulunan eylemli ormandan açma yapmak suretiyle oluştuğu kabul edilmeli ve oluşacak sonuç çerçevesinde 12.12.2002 tarihli kararı gerçek kişilerin temyiz etmediği, Orman Yönetimi ve Hazine yararına usulî kazanılmış hak oluştuğu gözetilerek bir karar verilmesi” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davacı gerçek kişilerin 101 ada 103, 107 ve 108 sayılı parsellere ilişkin davalarının feragat nedeniyle reddine, diğer parseller yönünden esastan reddine, Orman Yönetiminin 101 ada 103 sayılı parsel hakkındaki davasının görev yönünden reddine, bu parselin tespit gibi tesciline, Orman Yönetimi ve Hazinenin diğer parseller hakkındaki davalarının kabulü ile bu parsellerin kadastro tespitlerinin iptaliyle orman niteliği ile Hazine adına tapuya tesciline, 101 ada 110 sayılı parsel üzerindeki evin …’a ait olduğunun beyanlar hanesine şerh verilmesine karar verilmiş, hüküm davalılar ve Hazine tarafından vasıf yönünden temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tesbitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde orman kadastrosu, 3402 sayılı Kanunun 4. maddesi hükmüne göre yapılmıştır.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; “Çekişmeli 101 ada 105, 106, 109, 110 ve 112 sayılı parsellerin kadastro tesbitine esas alınan vergi kaydı kadastro tesbiti sırasında 20 hektar olduğu ilgili sütununa yazılarak bu parsellere uygulanmışsa da, temyiz incelemesi sırasında getirtilen tahrir defteri sureti incelendiğinde 92 tahrir numaralı vergi kaydının aslında 2 hektar olduğu, güneyindeki orman sınırı itibariyle değişebilir nitelikte sınır içerdiği, çekişmeli parseller bir bütün olarak düşünüldüğünde Güneyden Devlet Ormanı olarak kadastro tesbiti kesinleşen eylemli devlet ormanı niteliğindeki 283 sayılı parsele sınır olduğu anlaşılmaktadır. Vergi kayıtları, dayanak alanın yararına olduğu kadar aleyhine de delil teşkil eder. 3402 sayılı Kanunun 20. maddesi gereğince bu tür kayıtların kapsamı yüzölçümüne değer verilerek saptanıp, kayıt fazlasının sınırdaki ormandan açıldığının kabulü zorunludur.” gerekçesiyle mahkemenin kararı bozulmuş ise de, esasen dosyaya getirtilen tahrir defterinde de dayanak 92 tahrir numaralı vergi kaydının miktarının 20 hektar olduğu, bozma kararının maddi hataya dayalı olduğu, tahrir defterinde kapı numarası sütununda yazılı olan (2) sayısının sehven kayıt miktarı olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, maddî hataya dayalı bozma kararı usulî müktesep hak doğurmaz. Diğer taraftan, hükme esas alınan orman bilirkişisi raporunda, çekişmeli taşınmazların eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarında orman sayılan yerlerden olmadığı, ancak 6831 sayılı Kanunun 17/2. maddesi gereğince orman içi açıklığı olduğu bildirilmiş ise de, bilirkişinin bu değerlendirmesi de yerinde görülmemiştir. Kanunun 17 nci maddesinde yer alan orman içinde bulunan doğal olarak ağaç ve ağaçcık içermeyen, genel olarak otsu bitki veya bazı durumlarda yer yer odunsu bitkiler içeren açıklıklar, orman içi açıklık olarak nitelenmiş ve bir yerin orman içi açıklık sayılabilmesi için kültür arazisi olmaması ön koşul olarak konulmuştur. Taşınmazların eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarında orman sayılan yerlerden olmadığı ve ziraat bilirkişi raporuna göre de kadim tarım arazileri olduğu ve halen bahçe, tarla ve ev olarak kullanıldığı, revizyon vergi kaydına göre taşınmazların 1937 tarihinde dahi tarım arazisi olduğu dikkate alındığında Orman Kadastro Yönetmeliğinin 26. maddesinde belirlenen orman içi açıklığı tanımına uymadığı açıktır. Fiilen taşınmazların içinde geçen yol ve dereye sınır oldukları, yol ve derenin 1956 tarihli memleket haritasında dahi göründüğü gözönüne alındığında, bu yönüyle dahi orman içi açıklığı olarak kabul edilemez.
Belirtilen nedenlerle, eski hava fotoğrafları ve memleket haritasında çekişmeli taşınmazların orman sayılmayan yerlerden olduğu ve dayanak 92 tahrir nolu vergi kaydı kapsamında kalan taşınmazlar üzerinde davacılar yararına 3402 sayılı Kanunun 14. maddesinde yazılı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu anlaşıldığına göre, 12.12.2002 tarihli kararı gerçek kişilerin temyiz etmediği, Orman Yönetimi ve Hazine yararına usûlî kazanılmış hak oluştuğu gözetilerek bir karar verilmesi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalılar ve Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 23/12/2013 günü oy birliği ile karar verildi.