YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/862
KARAR NO : 2013/5674
KARAR TARİHİ : 16.05.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Çekişmeli Keller Köyü 146 ada 3 sayılı parsel yörede 1990 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında 265.900 m2 miktar ve mera niteliği ile sınırlandırılmıştır. Davacı gerçek kişi, 19.09.2000 tarihli dilekçe ile asliye hukuk mahkemesinde açtığı davada, Eylül 1976 tarih 15 nolu tapu kaydına dayanarak kendisine ait yerin bu parsel içerisinde kaldığı iddiası ile sınırlandırmanın iptali ve adına tescilini istemiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, fen bilirkişi raporuna ekli krokide kırmızı ile taralı 2000 m2’lik bölümün Hazine adına olan kaydının iptaliyle davacı … adına tesciline, fazlaya ilişkin istem ile diğer davalılar ve dahili davalıya yönelik davaların reddine karar verilmiş, bu karar, dahili davalı … Yönetimi, davalı Hazine ve davacı … tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk Dairesince bozulmuştur.
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 23/10/2007 tarih 2007/10102 – 12713 sayılı bozma kararında özetle; [1) Çekişmeli yer genel arazi kadastrosu sırasında mera niteliği ile sınırlandırılmış olup, Orman Yönetimince orman iddiası ile açılmış bir dava ya da 3402 sayılı Kanunun 26/D maddesi gereğince katılımı bulunmadığından Yönetimin temyiz dilekçesinin reddi gerekmiştir. 2) Hazine ve davacı gerçek kişinin temyiz itirazlarına gelince; davacı, ilk tesisi Mart 1947 tarih 37 nolu pay tapu kaydına dayanmaktadır. Bu kaydın iki hududu “meşelik” okuduğundan, uyuşmazlığın çözümü için usûlünce orman araştırmasının yapılması zorunludur. Mahkemece, taşınmaz başında iki kez keşif yapılarak orman mühendisi bilirkişilerden rapor alınmışsa da yapılan araştırma yeterli değildir. Raporlar taşınmazın öncesi ve eylemli durumu açısından kanı uyandırıcı olmadığı gibi, keşif sırasında uygulandığı bildirilen en eski tarihli, orijinal renkli memleket haritası ile kadastro paftasının ölçekleri denkleştirilip her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de gösterecek şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle konumu çevre parsellerle birlikte gösterilmediğinden raporların doğruluğu denetlenememektedir. Dayanılan tapu kaydının uygulaması da kanı uyandırıcı değildir. Komşu köylerden verilecek yaşlı ve tarafsız yerel bilirkişilere kaydın bütün sınırları birer birer sorulup, halen bu yerlerin taşınmazın hangi hududuna denk geldiği, okunan kişilerin kimler olup ne yolla elinde bulunduranlara geçtiği, hangi kadastro parsallerinin malikleri ya da önceki maliklerini işaret ettiği araştırılıp, bilirkişi sözleri komşu parsel tutanak ve varsa dayanakları ile denetlenmemiştir. Bu nedenle; tapunun çekişmeli yere ait ve uygun olduğu konusunda duraksama oluşmuştur. Tapu kaydının uymaması halinde, taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinilebilecek yerlerden olup olmadığı, ekonomik amacına uygun zilyetliğin bulunup bulunmadığı da açıklığa kavuşturulmamıştır. Bu anlamda, dosyada bulunan iki ayrı tarım uzmanı bilirkişi raporu birbiri ile çelişkilidir. İlk keşif sonucunda düzenlenen raporda taşınmazın tarıma elverişli bir yer olmadığı belirtilirken ikinci raporda öncesi itibariyle tarım alanı olduğundan sözedilmiştir. Dinlenen yerel bilirkişi ve tanıkların yerin öncesinde mera niteliğinde olmadığı yolundaki anlatımları esas alınmışlarsa da bu kişiler yöreyi iyi bilen, olabildiğince yaşlı, tarafsız ve komşu köylerden seçilen kişiler olmadığından anlatımları hükme esas alınamaz. Mahkemece, dayanak tapu kaydının ilk oluşumundan itibaren tüm gittileri ve krokileri ile revizyon gördüğü tüm parsel tutanakları, komşu parsel tutanak ve dayanakları, eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek üç mühendis, bir ziraat mühendisi ve bir harita mühendisi veya olmadığı takdirde bir tapu fen elemanından oluşacak bilirkişi kurulu aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmaza ve çevre araziye de uygulanmak suretiyle, taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 3/3/2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı; öncesi orman olan bir yer üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; kesinleşmiş orman kadastrosu bulunmadığından, yukarıda değinilen diğer belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı; dayanak tapu kaydı değişebilir sınırları içerdiğinden, yöntemince zemine uygulanıp, 3402 sayılı Kanunun 20/C ve 32/3. maddeleri gereğince yüzölçümüne değer verilerek kapsamı belirlenmelidir. Yapılan araştırma sonucunda taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığının belirlenmesi halinde, bu kez yukarıda açıklanan yöntemle mera olup olmadığı kesin biçimde saptanmalı; kadim mera niteliği taşıyan yerlerde tapu kaydına değer verilemeyeceği de düşünülmelidir. Değinilen yönler gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak kurulan hüküm usûl ve kanuna aykırıdır.] denilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu iptali ve tescil niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu yapılmamıştır. 1991 yılında yapılıp kesinleşen genel arazi kadastrosu vardır.
Mahkemece, bozma kararına uyulmasına rağmen bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmediği gibi bozma öncesi dava konusu olarak gösterilen yer ile bozma sonrası dava konusu gösterilen yer birbirinden farklı olarak gösterilmiştir.
Şöyle ki; bozma öncesi yapılan keşiflerde ve alınan bilirkişi raporlarında dava konusu yer 146 ada 3 parsel içersinde gösterilmesine karşın, bozma sonrası yapılan keşiflerde ve alınan bilirkişi raporlarında dava konusu yer önceki raporlardan tamamen farklı olarak kısmen (B bölümü) 146 ada 3 sayılı mera parseli içersinde, kısmen de (A bölümü) 132 ada 31 sayılı orman parseli içersinde gösterilmiştir. Mahkemece, bozma sonrası iki kez keşif yapılıp ormancı bilirkişilerden rapor alınmış ise de; iki raporda birbirinden farklı düşünceler ihtiva etmektedir. 02/11/2009 tarihli orman mühendisleri … …, … ve … oluşan üç kişilik orman bilirkişi kurulu raporuna göre en eski tarihli memleket haritası ve hava fotograflarına göre yapılan inceleme ve araştırmada dava konusu yerin sembolsüz açık alanda yani orman sayılmayan alanda kaldığı belirtilmesine karşın, 08/08/2011 tarihli orman mühendisleri … ,…,…,’dan oluşan üç kişilik orman bilirkişi kurulu raporuna göre ise; dava konusu yerin 132 ada 31 sayılı orman parseli içinde kalan (A) bölümünün (X) ile gösterilen kısmı ile 146 ada 3 sayılı mera parseli içersinde kalan (B) bölümünün eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarında orman sayılmayan yer olarak gözüktüğü, ancak; (A) bölümünün (Y) ile gösterilen kısmının ormanlık alan olarak gözüktüğü belirtildiğine göre, iki rapor arasında çelişki oluşmuştur. Bilirkişilerce bu çelişkinin nedeni önceki keşifte (A) harfi ile gösterilen bölümün yeni keşifte doğuya doğru uzaması nedeniyle (Y) harfi ile gösterilen kısmın ormanlık alanda kalmasından kaynaklandığı bildirilmiştir. Mahkemece, her yapılan keşifte taşınmazın yeri farklı bir alanda gösterilmiştir. Yine bozma sonrası 15/09/2009 tarihli ziraat mühendisi bilirkişi …’in raporunda 132 ada 31 parsel içersinde kalan (A) bölümü ile 146 ada 3 parsel içersinde kalan (B) bölümünün civarlarındaki orman ve mera vasfındaki yerlerle benzerlik arz etmediğini, taşınmazlar üzerinde en az 25-30 yıldır tarım yapıldığı, taşınmazların tarıma elverişli arazi olduğu belirtilmesine rağmen, 31/10/2011 tarihli ziraat mühendisi …’un raporunda, (A) ve (B) harfi ile gösterilen bölümlerin toprak yapısı, bitki örtüsü itibariyle mera olarak tesbit gören 146 ada 3 parsel sayılı taşınmazla bir bütün teşkil ettiğini ve ayırıcı bir unsurun bulunmadığını belirtmiştir. Bu haliyle iki rapor arasında çelişki oluşmuş, mahkemece aradaki çelişki giderilmeden 2011 tarihli ziraat bilirkişi raporu doğrultusunda karar verilmesi doğru görülmemiştir. Davacı taraf tapu kaydına dayandığına ve bozma kararında tapu uygulamasına değinilmesine rağmen mahkemece bu doğrultuda yeterli bir tapu uygulaması yapılmamış, davacı tarafın dayandığı tapu kaydının dava konusu edilen yere uyup uymadığı tam ve net olarak belirlenmemiştir.
Bu nedenlerle; mahkemece, dosya içinde bulunan dayanak tapu kaydı, komşu parsel tutanak ve dayanakları, eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve amenajman planı ile önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek üç mühendis, bir ziraat mühendisi ve bir harita mühendisi veya olmadığı takdirde bir tapu fen elemanından oluşacak bilirkişi kurulu aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte,öncelikle davacının dava konusu ettiği yer tereddüte yer vermeyecek şekilde net olarak belirlenmeli, dosya içindeki belgeler çekişmeli taşınmaza ve çevre araziye de uygulanmak suretiyle, taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 3/3/2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı; öncesi orman olan bir yer üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; kesinleşmiş orman kadastrosu bulunmadığından, yukarıda değinilen diğer belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı, komşu köylerden seçilecek yaşlı ve tarafsız yerel bilirkişilere tapu kaydının bütün sınırları birer birer sorulup, halen bu yerlerin taşınmazın hangi hududuna denk geldiği, okunan kişilerin kimler olup ne yolla elinde bulunduranlara geçtiği, hangi kadastro parsallerinin malikleri ya da önceki maliklerini işaret ettiği araştırılıp, bilirkişi sözleri komşu parsel tutanak ve varsa dayanakları ile denetlenmeli, fen bilirkişi krokisi üzerine tapu kaydı sınırları kırmızı renkli kalemle gösterilerek keşfi izleme olanağı sağlanmalı, dayanak tapu kaydı değişebilir sınırları içerdiğinden, yöntemince zemine uygulanıp, 3402 sayılı Kanunun 20/C ve 32/3. maddeleri gereğince yüzölçümüne değer verilerek kapsamı belirlenmelidir.
Yapılan araştırma sonucunda taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığının belirlenmesi halinde, bu kez yukarıda açıklanan yöntemle mera olup olmadığı kesin biçimde saptanmalı; ziraat bilirkişiden taşınmazın niteliği, toprak yapısı ve üzerindeki bitki örtüsü konusunda bilimsel verilere dayanan doyurucu rapor alınmalı, taşınmazın kadim mera vasfında olduğunun saptanması durumunda, kadim mera niteliği taşıyan yerlerde tapu kaydına değer verilemeyeceği de düşünülmelidir.
Değinilen yönler gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırma ile çelişkili bilirkişi raporlarına dayalı olarak kurulan hüküm usûl ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacının temyiz itirazlarının kabulü ile usûl ve kanuna uygun olmayan hükmün BOZULMASINA, temyiz harcın istek halinde yatırana iadesine 16.05.2013 günü oy birliğiyle karar verildi.