YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/9801
KARAR NO : 2013/12068
KARAR TARİHİ : 23.12.2013
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki orman kadastrosuna itiraz davasından dolayı yerel mahkemece verilen yukarıda gün ve sayılı hükmün; Dairemizin 09/02/2012 gün ve 2012/916 E. 2012/2132 K. sayılı ilamıyla Onanmasına oyçokluğu ile karar verilmiştir. Süresi içinde davacı Hazine vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya içindeki tüm belgeler incelenerek gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı Hazine, … Beldesinde 1949 yılında yapılan orman tahdidi ile orman sınırlarının oluşturulduğunu, dava konusu 1010, 1011, 1012 ve 1013 parsel sayılı taşınmazların tahdit dışında bırakıldıklarını, Gemlik Tapulama Mahkemesinin 1978/8-1984/418 sayılı ilâmı ile çekişmeli yerlerin çalılık niteliğiyle Hazine adına tescil edilerek tapu kaydı oluşturulduğunu, daha sonra imar uygulamasına tâbi tutulduklarını, buna rağmen bölgede 2008 yılında 6831 sayılı Kanunun 4999 sayılı Kanun ile değişik 7. maddesine göre yapılan çalışmalarda bir kısmının tahdit içine alındığını belirterek, yapılan uygulamanın iptali ile tahdit içinde kalan kısımlarının orman tahdidi içinden çıkarılması istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hükmün davacı Hazine vekili tarafından temyizi üzerine Dairenin 09/02/2012 gün ve 2012/916 E. 2012/2132 K. sayılı kararıyla [”İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve dava konusu … Beldesi 1010, 1011, 1012 ve 1013 parsel sayılı taşınmazların geldisi olan 20 nolu parsel malikleri tarafından tapuya dayanılarak taşınmazların bulunduğu alanın orman tahdidi dışında kaldığı halde 1948 yılında yapılan çalışmalarda orman sınırları içine alındığı iddiasıyla orman tahdidine itiraz davası açıldığı, dava sonucu Gemlik Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1948/436 – 1949/273 sayılı kararıyla dava konusu alanın davacıların dayandıkları tapu kapsamında kalan zeytinlik olduğu gerekçesiyle davalarının kabul edildiği ve tahdidin iptal edildiği, daha sonra 1977 yılında yapılan arazi kadastrosu çalışmaları sırasında 20 nolu 93.6752 m² yüzölçümlü taşınmazın 20.04.1972 tarihli ve 57 nolu tapu kaydı uygulanarak … adına, uygulanan tapu kaydı çalılık sınırlı olduğundan çekişmeli 1010, 1011, 1012 ve 1013 nolu parsellerin ise 20 nolu taşınmazın tapu kaydı miktar fazlası olarak çalılık niteliğiyle Hazine adına tesbit edildikleri, Hazine tarafından 20 nolu parsele, … mirasçıları tarafından ise 1010, 1011, 1012 ve 1013 nolu parsellere yönelik kadastro tesbitine itiraz davası açıldığı, Gemlik Tapulama Mahkemesinin 1978/8 – 1984/418 sayılı kararıyla çekişmeli 1010, 1011, 1012 ve 1013 nolu parsellere yönelik … mirasçılarının davalarının reddedilerek Hazine adına tapuya tescillerine karar verildiği, bu kararın Yargıtay 7. Hukuk Dairesince onanarak 28.09.1986’da kesinleştiği, bölgede 1977 yılında yapılan 2. madde çalışmalarının hatalı yapıldığı gerekçesiyle iptal edildiği, çekişmeli yerlerin 1986’da yapılan 2/B madde çalışmalarına konu olmadığı, 2008 yılında yapılan çalışmalarda çekişmeli 1010 sayılı parselin zaten orman sayılmayan yer olarak sınırlandırıldığı, diğer 1011, 1012 ve 1013 nolu parsellerin orman olarak sınırlandırıldıkları, 1011, 1012 ve 1013 nolu taşınmazların % 12 – 25 eğimli, parselasyon için makineli çalışma yapılan alanlardaki bitki örtüsü kaldırılmış, toprak örtüsü bozulmayan yerlerde akçakesme, yabani zeytin, meşe ağaçlarıyla kaplı oldukları, eski tarihli memleket haritasında yeşil renkli ormanlık alanlarda görüldükleri, bu nedenle 2008 yılında 6831 sayılı Kanunun 4999 sayılı Kanun ile değişik 7. maddesine göre yapılan çalışmaların yerinde olduğu belirlenerek mahkemece ret kararı verilmiş olduğuna göre, davacı Hazinenin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA,”] oyçokluğu karar verilmiştir. Bu karara karşı iki üye karşı oy yazmıştır.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, altı aylık ilân süresi içinde açılan orman kadastrosuna itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu … Beldesinde genel arazi kadastrosu 766 sayılı Kanuna göre 1976 tarihinde yapılmış ve sonuçları 11/4/1977 – 11/5/1977 tarihleri arasında ilân edilerek kesinleşmiştir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yörede ilk tahdit 3116 sayılı Kanuna göre 7 nolu Orman Tahdit Komisyonu tarafından 28.8.1948 tarihinde yapılmış ve sonuçları 15 Ağustos 1949 tarihinde Resmî Gazetede ilân edilerek kesinleşmiştir. Bilahare 24 nolu Orman Kadastro Komisyonuna bağlı 3 nolu Ekip tarafından 6831 sayılı Kanunun 1744 sayılı Kanun ile değişik 2. maddesine göre 1948 tahdidinin aplikasyonu ve 2. madde uygulaması yapılmış, hatalı yapıldığı gerekçesiyle sonuçları ilân edilmeden iptal edilmiştir. Daha sonra 24 nolu Orman Kadastro Komisyonu tarafından 6831 sayılı Kanunun 2896 sayılı Kanun ile değişik 2/B maddesine göre 1948 tahdidinin aplikasyonu, herhangi bir nedenle eksik kalmış ormanların kadastrosu ve 2/B madde uygulamasına 29/05/1986 tarihinde başlanılmış ve 3302 sayılı Kanun değişikliğinin 19/06/1986 tarihinde yürürlüğe girmesiyle komisyon çalışmalarına bu kanuna göre devam etmiş, çalışmalarını 17/11/1986 tarihinde bitirerek 3/4/1987 tarihli sonuçlandırma tutanağı ile tamamlamıştır. Bu arada 3373 sayılı Kanun değişikliğinin 28/05/1987 tarihinde yürürlüğe girmesiyle aynı komisyon çalışmalarına bu kanuna göre 1744, 2896 ve 3302 sayılı kanun uygulamalarını da dikkate alarak 13/11/1987 tarihinde işe başlamış ve önceki çalışmaları onaylamış çalışmalarını 16/11/1987 tarihinde bitirerek 7/12/1987 tarihli sonuçlandırma tutanağı ile tamamlamıştır. 24 nolu Orman Kadastro Komisyonu 2896, 3303 ve 3373 sayılı kanun değişiklikleri aşamasında yaptığı bu çalışmaların sonuçlarını 3302 ve 3373 sayılı kanunlara göre 6 aylık ve tapulu yerlerde 10 yıllık sürelerle 24/03/1988 tarihinde askı suretiyle ilân etmiştir. Bundan sonra, 45 nolu Orman Kadastro Komisyonu tarafından 6831 sayılı Kanunun 4999 sayılı Kanun ile değişik 7. maddesine göre herhangi bir nedenle eksik kalmış ormanların kadastrosu ve 2/B madde uygulama çalışmalarına 17/09/2007 tarihinde 3302 sayılı Kanun çalışmalarını esas alarak başlamış, 28/09/2007 tarihinde işi bitirmiş ve 14/07/2008 tarihinde sonuçlandırmış, bu çalışmasının sonuçlarını 22/07/2008 tarihinde 6 aylık ve tapulu yerlerde 10 yıllık sürelerle askı suretiyle ilân etmiştir. Eldeki dava, bu askı ilânı içinde 21.01.2009 tarihinde açılmıştır.
Davacı Hazine vekili karar düzeltme dilekçesinde; dava konusu 1010, 1011, 1012 ve 1013 sayılı parsellerin 3116 sayılı Kanuna göre 1948 yılında yapılan orman tahdit çalışmalarında 4785 sayılı Kanuna göre orman tahdit sınırları içine alındığını, aynı yerle ilgili Gemlik Asliye Hukuk Mahkemesinin 1948/436 Esasında açılan tahdide itiraz ve men’i müdahale davası sonunda Mahkemenin 1948/436 Esas 1949/273 Karar sayılı ilâmıyla bu yerlere ilişkin tahdidin iptal edilerek bu taşınmazların orman olmadığına karar verilerek hükmün kesinleştiğini, 1977 yılında yapılan arazi kadastrosunda yapılan tesbit nedeniyle aynı yerle ilgili Gemlik Tapulama Mahkemesinde açılan tapulama tespitine itiraz davası sonucunda Mahkemenin 1978/8 Esas 1984/418 Karar sayılı ilâmının dahi kesin hüküm oluşturduğunu, kesin hüküm itirazlarının mahkemece ve Dairenin çoğunluk görüşünde dikkate alınmadığını ileri sürerek, onama kararının kaldırılarak yerel mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.
Davacı Hazine vekilinin karar düzeltme dilekçesinin incelenmesine esas olmak üzere; yörede yapılan ilk tahdit çalışmaları ve haritaları ile aplikasyon ve 2/B madde çalışmaları ve haritaları ve askı ilân tutanakları, çekişmeli taşınmazların öncesi 20 sayılı parselin kadastro tespitinde uygulanan ve dayanılan tapu kayıtları ilk tesisinden itibaren getirtilmiş, kesin hüküm teşkil eden ilâmların dosyaları getirtilmiş ve ayrıca hükme dayanak alınan bilirkişiler kurulundan uygulamayı ayrıntılı gösteren 27/06/2013 tarihli ek rapor alınmıştır.
Davacı Hazine vekili, 21.01.2009 tarihli dava dilekçesinde; dava konusu 1010, 1011, 1012 ve 1013 parsel sayılı taşınmazlarda, 1949 yılında tahdit çalışması yapıldığını ve taşınmazların tahdit içinde bırakıldığını, bununla ilgili hukukî ihtilafın Gemlik Asliye Hukuk Mahkemesinde 1948/436 Esas 1949/273 Karar sayılı ilamıyla görülen dava ile çözülerek dava konusu taşınmazların tahdit dışında bırakıldıkları halde 2008 yılında 4999 sayılı Kanuna göre yapılan tahdit çalışmalarında yeniden tahdit kapsamına alındığından bahisle tahdit işleminin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dava konusu yerlerin unutulmuş orman ya da her ne surette olursa olsun orman tahdidi dışında kalan yerlerden olup olmadığı ve bu yüzden orman tahdidi içine alınması gereken yerlerden olup olmadığı açısından değerlendirildiğinde, bu yerde daha önceden orman ya da arazi kadastrosunun yapılıp yapılmadığının araştırılması gerekmiştir.
Dava konusu yerde 3116 sayılı Kanuna göre 1949 yılında 4785 sayılı Kanun hükümleri de gözönünde bulundurularak tahdit çalışması yapıldığı ve tapu sahibi kişilerin yaptıkları itiraz neticesi Gemlik Asliye Hukuk Mahkemesinin 1948/436 – 1949/273 sayılı kararı ile bu yerlerin orman olmayan kişi zeytinlikleri olduğuna karar verildiği ve bu yerlerin orman olup olmadığı yönünden vasfının belirlendiği anlaşılmaktadır.
Aynı yerde 1977 yılında 766 sayılı Kanuna göre genel arazi kadastrosu yapılmış, davalı parseller dava konusu yerde tapu kaydına dayanan … mirasçılarının dayandığı tapu kaydının sınırının çalılık olarak okuduğu gerekçesiyle miktar fazlası olan kısımlar Hazine adına çalılık olarak tespit görmüştür. Buna itirazen açılan ve Gemlik Kadastro Mahkemesince görülen kadastro tespitine itiraz davası, 1978/8 E. 1984/418 K. sayılı kararıyla kişilerin sabit sınırlı olmayan tapu kaydına göre kazanabilecekleri yerin miktarı belirlenerek, miktar fazlası yerlerin Hazine adına tesciline dair hüküm kurulmuş, karar Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin tasdiki ile kesinleşmiştir.
Böylece Hazine, orman kadastrosu sonucu lehine hüküm kurulan kişilerin halefi konumuna gelmiştir. Hazineye ait orman olmayan bu yerlerde 1996 yılında imar uygulaması yapılmış ve İmar Kanunu 18. madde uyarınca birçok imar parseli oluşmuştur. İmar planları da herhangi bir itiraza uğramadığından kesinleşmiştir.
2008 yılında, 45 nolu Orman Kadastro Komisyonunca, dava konusu yerlerden 1011, 1012 ve 1013 numaralı parseller, 4999 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile değişik 6831 sayılı Kanunun 7. maddesinin birinci fıkrasındaki ”Devlet ormanları ile evvelce sınırlaması yapılmış olup da herhangi bir nedenle orman sınırları dışında kalmış ormanların, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanların, hususi ormanların, orman kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde bulunan her çeşit taşınmaz malların ormanlarla müşterek sınırlarının tayini ve tespiti ile 2 nci madde uygulamaları ile ilgili olarak kadastrosu kesinleşmiş yerlerde tespit edilen fennî hataların düzeltilmesi işleri orman kadastro komisyonları tarafından yapılır” hükmü uyarınca yeniden orman tahdidi içine alınmıştır.
Hâlbuki, bu kanun maddesinin dava konusu yerlerde uygulanma kabiliyeti yoktur. Zira, üzerinde hem orman kadastrosu hem arazi kadastrosu yapılıp her iki kadastro çalışması sonrasında ortaya çıkan hukukî ihtilafın da kesinleşmiş yargı kararıyla çözülmüş olduğu yerlerin hukukî niteliği artık tartışmalı olmaktan çıkmıştır. Bu nitelikteki yerlerde yapılacak her hangi bir kadastro çalışması Kadastro Kanununun 22. maddesi uyarınca ikinci kadastro niteliğinde olup bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılır ve tapu müdürlüğünce re’sen iptal edilmesi gerekir.
Dava konusu yerlerin eylemli durumuna göre maliki olan Hazine tarafından orman olarak tahsis edilebileceği gibi, yerleşim olanı olarak tahsis edilmesinde de herhangi bir hukukî engel bulunmamaktadır. Aksi halde, yapılan orman tahdit ve kadastro çalışmaları ve aradan geçen süre dikkate alınmadan yapılan vasıf değişiklikleri kaosa yol açacaktır. Kaldı ki; dava konusu yerde her iki kadastro çalışmasından sonra kesinleşmiş yargı kararı bulunmaktadır. Kesinlemiş yargı kararları (HUMK.’nın 237) HMK’nın 303. maddesine göre davanın tarafları için bağlayıcı olduğu kadar hukukî halefleri için de bağlayıcıdır.
Yerel mahkemece 2008 yılı içinde 4999 sayılı Kanuna göre yapılan tahdit çalışmaları ile tahdit içine alınan 1011, 1012 ve 1013 numaralı parsellerle ilgili davanın kabulüne, tahdit dışında bırakılan 1010 numaralı parselle ilgili davanın hukukî yarar bulunmadığından reddine karar verilmesi gerekirken, davanın tüm parseller yönünden reddine karar verilmiş olması usûl ve kanuna aykırıdır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı Hazine vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile yerel mahkemece verilen kararın BOZULMASI gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı Hazine vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairenin 09/02/2012 gün ve 2012/916 E. – 2012/2132 K. sayılı ONAMA KARARININ KALDIRILMASINA ve yerel mahkemenin 30/07/2010 gün ve 2009/2 Esas 2010/10 Karar sayılı hükmünün BOZULMASINA 23/12/2013 günü oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı Hazine, … Beldesi 1010, 1011, 1012 ve 1013 parsel sayılı taşınmazların geldisi olan 20 nolu parsel malikleri tarafından tapuya dayanılarak taşınmazların bulunduğu alanın orman tahdidi dışında kaldığı halde, yörede 1948 yılında yapılan çalışmalarda yanlışlıkla orman sınırları içine alındığı iddiasıyla orman tahdidine itiraz edilmiş, mahkemece yapılan yargılama sonucu Gemlik Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1948/ 436 – 1949/273 sayılı ilâmıyla çekişmeli alanın davacıların dayandıkları tapu kapsamında kalan zeytinlik olduğu gerekçesiyle davalarının kabulüne karar verilip tahdit iptal edilmiştir. Daha sonra 1986 yılında 2896 sayılı Kanuna göre 1948 tahdidinin aplikasyonu ve herhangi bir nedenle dışta kalmış ormanların kadastrosu ve 2/B çalışmaları sırasında 24 nolu Orman Kadastro Komisyonu tarafından çekişmeli taşınmaz yeniden tahdit içine alınmış, işlem 17.11.1986 – 16.11.1987 tarihleri arasında ilân edilerek kesinleşmiştir. Davalı tarafından bu işleme karşı hakdüşürücü süre içinde dava açılmadığı gibi daha sonra 3302 sayılı Kanun kapsamında görevlendirilen orman kadastro komisyonunun yaptığı işleme de kanunda belirtilen hak düşürücü süreler de herhangi bir itiraz vuku bulmamıştır. O halde; çekişmeli taşınmaz açısından orman sınırları içine alınma olgusu kesinleşmiş ve 6831 sayılı Kanunda belirtilen hakdüşürücü süreler geçmiştir. Kesinleşen bu olgu karşısında, 4999 sayılı Kanun kapsamında yörede yapılan çalışmalarda çekişmeli taşınmazın orman sınırları içinde gösterilmiş olması yeni bir işlem olmayıp, daha önce kesinleşmiş bir tahdit haritasının aplikasyonuna ilişkin ilândan başka bir işlem değildir. Bu nedenle, son yapılan işlemin Hazineye özel mülk iddiası ile daha önce kesinleşmiş ve hakdüşürücü süreleri tamamlanmış tahdit işlemini iptal hususunda yeni bir dava hakkı vermesinden sözetmek mümkün değildir. Kaldı ki; biran için aksini düşünsek bile bu düşüncenin üstün tutulması gereken kamu yararına da uygun düşmeyeceği kanaatindeyim.
Hakdüşürücü süre dava şartı olup, kesin hükümden önce gelir. Kesin hüküm iddiasının değerlendirilebilmesi hakdüşürücü süre geçmeden açılmış bir davanın varlığını zorunlu kılar. Yargıtayın istikrarlı uygulamaları da bu yönde sürmektedir (HGK.’nun 20/03/1986 gün ve 1995/20-1086 – 1996/174 ile HGK’nun 06/07/2008 gün ve 2008/20-56 – 2008/100 K. sayılı kararları).
Kaldı ki; dava tarihi itibariyle 1011, 1012 ve 1013 nolu parsellerin orman olarak sınırlandırıldıkları, 1011, 1012 ve 1013 nolu taşınmazların % 12 – 25 eğimli, parselasyon için makineli çalışma yapılan alanlardaki bitki örtüsü kaldırılmış, toprak örtüsü bozulmayan yerlerde akçakesme, yabani zeytin, meşe ağaçlarıyla kaplı oldukları, eski tarihli memleket haritasında yeşil renkli ormanlık alanlarda görüldükleri, bu nedenle 2008 yılında 6831 sayılı Kanunun 4999 sayılı Kanun ile değişik 7. maddesine göre yapılan çalışmalarda da tahdit içinde gösterilen çekişmeli taşınmaz hakkındaki uygulamanın yerinde olduğu belirlendiğine göre hakdüşürücü süre içinde açılmamış olan davanın mahkemece reddedilmiş olması usûl ve kanunlara uygun olmakla birlikte, bu hükmü onayan Dairemiz kararı da doğrudur. Belirtilen gerekçelerle karar düzeltme talebinin reddi gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.