Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2007/11956 E. 2007/16347 K. 02.10.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/11956
KARAR NO : 2007/16347
KARAR TARİHİ : 02.10.2007

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, 20.4.1982 tarihinin sigortalılığın başlangıcı olarak tesbitine, Kurum sataşmasının giderilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava nitelikçe 12.12.1985 tarihli giriş bildirgesine göre 20.04.1982 tarihinden geçerli 1479 sayılı yasa kapsamında sigortalı olarak tescil ederek primlerini tahsil ettiği halde, tescile esasa alınan vergi kaydının 31.12.1979 tarihinde sona erdiği ve yeni vergi kaydının 01.101.1984 tarihinde başladığından bahisle, sigorta başlangıcına ilişkin 20.04.1982 tarihini iptal ederek tescil tarihini 01.01.1984 olarak belirleyen kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece davalı kurum tarafından pirimlerinin ödendiğinden bahisle, davacının, 20.04.1982-01.01.1984 tarihleri arasında isteğe bağlı … sigortalısı olduğuna karar verilmiş ve karar süresinde davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1479 sayılı Yasanın 79. maddesine göre isteğe bağlı sigortalı olabilmek için Kuruma yazılı olarak başvurmak koşuldur, ancak ayı içinde primi yatırılmış süreler de sigortalılık süresine dahil edilir. Somut olayda ise; davacının zorunlu sigortalı sayılmadığı dönemde ne yazılı başvurusu ne de düzenli prim ödemek suretiyle isteğe bağlı sigortalı olarak sigortalılığını devam ettirmek iradesi açıkça ortaya konmamıştır. Davacının isteğe bağlı sigortalılık koşulları taşımadığı bu dönemler için, isteğe bağlı sigortalı olarak kabulü hatalı olmuştur.
Öte yandan, 01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren, 1479 sayılı Yasa’nın 24. maddesi ilk şekliyle, sigortalılığın oluşumu için, kendi ad ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmesi yanında, ayrıca, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu da aramıştır. Bu kuruluşlara kayıt tarihi ise, sigortalılığın başlangıcı yönünden, yasal karine kabul edilmiştir. 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Yasa, …’lu olabilme yönünden, söz konusu 24. maddenin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu kaldırmış, sadece yasanın temel ilkesi olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda, sigortalılığın oluşacağını yeterli görmüştür. Buna karşın, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Yasa bağımsız çalışanların sigortalı olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğünü öngörmüş, vergiden muaf olanların da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmaları durumunda yine sigortalı sayılacaklarını kabul etmiştir. Nihayet, 22.03.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı Yasa, sigortalılığa karine yönünden vergi kaydının, bu kaydın bulunmaması veya vergiden muaf olunması halinde, esnaf ve sanatkâr sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kayıtlarının esas alınacağını belirlemiştir. Davacının şahsi sicil dosyasının incelenmesinden, 12.12.1985 tarihinde kuruma verilen giriş bildirgesine istinaden, 20.04.1982 tarihi itibariyle … sigortalısı olarak kayıt ve tescilinin yapıldığı, 02.10.1990 tarihinden itibaren prim ödemeleri bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacının uyuşmazlık konusu dönemde 2654 sayılı Yasa ile aranan vergi kaydının bulunmadığı anlaşılmaktadır.. Ancak, davacının uyuşmazlık konusu döneme ilişkin prim borçlarını icra kanalı ile ödediği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca da davalı Kurum’un uyuşmazlık konusu dönemi de kapsar şekilde geçmişe yönelik prim tahsil ettikten ve uzun süre bu primleri kullandıktan sonra davacının sigortalılığını iptal etmesi Medeni Kanun’un 2. maddesinde ifadesini bulan objektif iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacağı açıktır. Sosyal güvenlik kurumlarının anayasal görevlerini yerine getirirken, sigortalılara karşı olabildiğince yasal haklarını hatırlatması ve bu durumlarını izlemesi zorunlu görev olarak ortaya çıkar. …’un bu anayasal sosyal güvenlik ödevinin gereği olarak, sigortalısını uyarmaması sonucu, primleri tahsil edilen sürelerin 1479 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalı olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.10.1997 gün ve E: 1997/10-578, K: 1997/758; 24.09.2003 gün ve 2003/10-489, 2003/490 sayılı kararı da bu doğrultudadır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın uyuşmazlık konusu 20.04.1982 ile 01.01.1984 tarihleri arasında davacının 1479 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalı olarak kabul edilmesi gerekirken, anılan dönemde isteğe bağlı sigortalı olarak kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden H.U.M.K.’nun 438/7. maddesi uyarınca hüküm bozulmamalı düzeltilerek onanmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hüküm fıkrasının 1.bendinin tümüyle silinerek yerine; “ 1-Davanın Kabulü ile Davacı …’ın 20.04.1982 ile 01.01.1984 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalı olduğunun TESPİTİNE, ” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına ve hükmün bu düzeltilmiş şekli ile ONANMASINA, 02.10.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.