Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2008/11708 E. 2009/10675 K. 07.07.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/11708
KARAR NO : 2009/10675
KARAR TARİHİ : 07.07.2009

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, ölüm aylığından tahakkuk ettirilen sosyal destek ödemesinden dolayı borcunun olmadığının tesbitine ihtiyari tedbir oranının durdurulması ile kesintilerin iadesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Davacı vekili, 1479 sayılı Yasa kapsamında kurumdan yaşlılık aylığı ve Ocak 2003 tarihli düzenleme ile Sosyal Destek Ödemesi alan davacının müteveffa eşi Osman Arpat’dan aldığı ölüm aylığına da kurumun hatalı işlemi sonucu Sosyal Destek Ödemesi tahakkuk ettirildiğini,daha sonra birden fazla Sosyal Destek Ödemesi alınamayacağından bahisle yersiz ödenen miktarın talep edildiğini belirterek, kurumun hatalı işlemi ile ödediği miktarla borçlu bulunmadığının tesbitini talep etmiştir.
Mahkemece sebepsiz zenginleşmede iade ile sorumlu Tutulabilmek için kötüniyet gerektiğine davacının kötü niyetli olmadığına dayanılarak davanın kabulüne,davacının yersiz yapılan ödeme nedeni ile kurumu yanıltacak hareketi bulunmadığı, günümüz ekonomik koşullarında yaşlılık aylıklarını tüketerek kıtı kıtına geçinen kimselerden olduğu gerekçesi ile kuruma borcu bulunmadığının tesbitine karar verilmiştir.
Davacının kurumdan yaşlılık aylığı ve Sosyal Destek Ödemesi ve ölüm aylığı ile birlikte ikinci bir Sosyal Destek Ödemesi aldığı tartışma konusu değildir. Uyuşmazlık konusu olan, davacının iade ile yükümlü tutulup tutulamayacağı konusudur.
Sebepsiz Zenginleşmeyi düzenleyen Borçlar Kanununun 61 maddesinde “Haklı bir sebep olmaksızın aharın zararına mal iktisap eden kimse,onu iadeye mecburdur. Hususiyle muteber olmayan veya tahakkuk etmemiş bir sebebe yahut vucudu nihayet bulmuş olan bir sebebe müsteniden ahzolunan şeyin iadesi lazımdır” hükmünü içermekte olup sebepsiz zenginleşme için kötüniyet koşulu aranmamıştır.
BK.nun 63. maddesinde, haksız olarak bir şeyi iktisap eden kimsenin onun istirdadı zamanında elinden çıkmış olduğu miktar nisbetinde red ve iade ile mükellef olmadığı, ancak o şeyi elinde bulunduran kişinin kötü niyetle elden çıkarması ya da elden çıkarırken sonradan iade edeceğini biliyor ise geri vermek zorunda olduğu bildirilmiştir. Kendisine ödeme yapılan kimse bu ödemeden dolayı bir yarar sağlamışsa, bunu elinden çıkmış bir sarfiyat olarak düşünmemek gerekir. Buradaki elden çıkmış olma sözleri yararlanma dışındaki durumları ifade eder. Davalı almış olduğu paranın yararlanma dışında elinden çıkmış olduğunu isbat edememiştir. Hal böyle olunca, dava konusu edilen yersiz ödenen aylık miktarını iade ile mükelleftir.
Kaldı ki, Borçlar Kanunu, iade borcunun kapsamını, zenginleşmenin iyi veya kötü niyetli olmasına göre farklı çözüm getirmiştir. Haksız zenginleşen, zenginleşmeyi kötü niyetle elden çıkarmış ise iade zamanında mevcut olan zenginleşmeyi değil elden çıkardığı zenginleşmenin tamamını iade ile yükümlendirilmiştir. Zenginleşmenin iyiniyetli sayılıp sayılmayacağı MK.nun 3. maddesi hükmüne göre belirlenecektir Haksız zenginleşen elde ettiği yararın geçerli bir sebebe dayanmadığını iade ile yükümlü olduğunu biliyor veya bilebilecek durumda ise iyiniyetli sayılmayacaktır. Bu bağlamda, kural olarak zenginleşenin kötü niyetli olduğunu iddia eden iade alacaklısı bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. Ancak, olayın özellikleri zenginleşmenin iyiniyetle olmadığını açıkça gösteriyor ise bu iddia ispat edilmiş sayılmalıdır. HGK 16.06.1987 gün ve 1987/68-618 sayılı kararı da aynı yöndedir.
Davacı yaşlılık ve ölüm maaşı ile birlikte birden fazla aldığı Sosyal Destek Ödemesini iade ile yükümlü olduğunu bilebilecek durumdadır. Öte yandan günümüz ekonomik koşullarında kurumdan iki aylığı aynı anda alan bir şahısın kıtı kıtına geçınen bir kimse olduğunu da kabul etmek mümkün bulunmamaktadır.
Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,07.07.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.