Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2008/12567 E. 2009/12872 K. 15.10.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/12567
KARAR NO : 2009/12872
KARAR TARİHİ : 15.10.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

Davacı, davalı işveren nezdinde 8.3.1991-15.11.1991 tarihleri arası çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme bozmaya uyurak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R
Dava, davalı belediyeye ait işyerinde 08.03.1991-15.11.1991 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı olarak geçen Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen sigortalı hizmetlerinin tesbiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, hak düşürücü süre yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, bozma ilamından sonra davacının sunduğu ücret tediye bordrolarının sıhhati ortaya çıkmış, davalı işveren idare, davacıya ait ücret tediye bordrolarının onaylı suretlerini dosyaya ibraz etmiştir. Söz konusu ücret bordrolarında davacıya ödenen ücretlerden sigorta primi kesildiği anlaşılmaktadır. Öte yandan, davacının iş ve sosyal sigorta mevzuatının öngördüğü sigorta hak ve yükümlülüklerini yerine getirdiği de, dosyadaki bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır. Bu durumda, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79/10.maddesinde öngörülen “yönetmelikle tespit edilen belgelerin” işveren tarafından düzenlenmediği de söylenemez. Giderek, anılan belgelerin gerçeği yansıtmadığı, sahte olduğu iddia ve ispat edilmiş de değildir. Esasen, bu işyerinin resmi bir kuruluş olması nedeniyle davacıyla ilgili belgelerin düzenlenmesi yönünden muvazaadan sözedilemeyeceği de açıktır. Ne var ki, söz konusu belgelerin ve kesilen prim tutarının, bilgisizlik, kayıtsızlık ve muhasebe hatası sonuca Kuruma intikal ettirilmemiş ve böylece Kurum kayıtlarında gözükmemiş bulunması da mümkündür. Bundan başka davalı Kurumun, Anayasa’dan kaynaklanan sosyal güvenlik hakkının ve ödevinin bir sonucu olarak yetkili elemanları eliyle ve tüzük hükümleri gereğince davalı idareye ait işyeri ve kayıtlar üzerinde gerekli denetlemeleri yapma ve işveren idareyi uyarma görevini yerine getirmediği de açık-seçiktir. Hal böyle olunca, 506 sayılı Yasa’nın 79/10. maddesinde öngörülen beş yıllık hak düşürücü sürenin bu davada uygulanma olanağının bulunmadığı da ortadadır.
Tersinin kabulü ise, Kuruma ve işveren İdareye kendi kusurlarından, ihmal ve kayıtsızlıklarından yararlanma olanağını tanımak ve bunun hukuksal sonuçlarını da sigortalıya yüklemek olur ki, buna ne yasaca ve ne de hukukça olanak yoktur.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin davanın kabulü yerine yazılı şekilde hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 15.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.