Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2008/12949 E. 2009/12127 K. 06.10.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/12949
KARAR NO : 2009/12127
KARAR TARİHİ : 06.10.2009

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, 4.10.2000-17.12.2004 tarihleri arası bağkur hizmetinin iptaline, isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun ve yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalı …K vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı 04.10.2000–17.12.2004 tarihleri arasında kalan dönemde 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğunu kabul eden kurum işleminin iptali ile 506 sayılı Yasa’ya göre yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesine istemiştir.
Mahkemece, 1479 sayılı Yasa’nın ek 19.maddesi gereğince, davacının pirimi ödenmemiş ve üzerinden 5 yıldan fazla süre geçmiş sigortalılığının bulunduğu, açılan dava ile de pirim borcunun ödeme niyetinin bulunmadığının anlaşıldığından bahisle, 04.10.2000-17.12.2004 tarihleri arasında davacıyı 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı kabul eden kurum işleminin iptaline, emeklilik konusundaki isteminin feragat nedeniyle reddine karar verilmiş ve bu karar davalı SGK avukatları tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Davacının dava konusu dönemde, 506 sayılı Yasa kapsamında, 01.02.2001-18.02.2003 tarihleri arasında kalan dönemde isteğe bağlı, 18.02.2003-10.07.2004 tarihleri arasında ise birden çok işyerinden bildirilmiş süreklilik arz etmeyen zorunlu sigortalı olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık 1479 sayılı Yasa’ya tabi çalışmalarının başladığı 04.10.2000 tarihinden sonra 506 sayılı Yasa’ya tabi çalışmalar ile çakışan sürelerde hangi sigortalılığa üstünlük tanınacağı ve davacının 1479 sayılı Yasa’nın Ek 19 ve 5510 sayılı Yasa’nın geçici 17 maddesinin getirdiği olanaklardan yararlanıp yararlanmayacağı, giderek dava konusu edilen 04.10.2000–17.12.2004 tarihleri arasında kalan dönemde SSK’lı çalışmalarla çakışan … sigortalılığının iptalinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
1479 sayılı Ek 19.maddesine göre “Bu Kanun ve 2926 sayılı Kanuna göre kayıt ve tescili yapıldığı halde, beş yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunan sigortalıların bu sürelere ilişkin prim borçlarının Kurumca yapılacak bildirimde belirtilen süre içerisinde ödenmemesi halinde daha önce prim ödemesi bulunan sigortalının ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibariyle, prim ödemesi bulunmayan sigortalının ise tescil tarihi itibariyle sigortalılığı durdurulur. Prim borcunun ait olduğu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez. Ancak, sigortalı veya hak sahipleri daha sonra sigortalının en son bulunduğu basamağın başvuru tarihindeki değeri üzerinden hesaplanacak borç tutarlarını tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde bu süreler

sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Bu madde kapsamına giren sigortalılar hakkında zamanaşımının kesilmesi ve zamanaşımının işlememesi ile ilgili olarak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının (6), (8) ve (10) numaralı bentleri hariç diğer hükümleri ile aynı Kanunun 104 üncü maddesi hükümleri uygulanır.”
Aynı konu ile ilgili olarak 5510 sayılı Yasa’nın geçici 17. maddesinde de eşdeğer bir düzenleme yapılarak,” Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, 1479 ve 2926 sayılı kanunlara göre tescilleri yapıldığı halde, bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulunanların, bu sürelere ilişkin prim borçlarını, prim borçlarının ödenmesine ilişkin Kurumca çıkarılacak genel tebliğin yayımı tarihini takip eden aybaşından itibaren 6 ay içerisinde ödememeleri halinde, prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla, prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibarıyla sigortalılığı durdurulur. Prim borcuna ilişkin süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez. Ancak, sigortalı ya da hak sahipleri daha sonra müracaatları tarihindeki 80 inci maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenecek prime esas kazanç tutarı üzerinden hesaplanacak borç tutarının tamamını, borcun tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde, bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Sigortalılıkları önceki kanunlara göre durdurulanlar için de bu maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır.” hükmü getirilmiştir.
Her iki durumda da sigortalının yasanın getirdiği haktan yararlanabilmesi için öncelikle 5 yılı aşan pirim borcunun bulunması ikinci olarak ta bu borcun kurumca yapılacak bildirime rağmen ödenmemesi gerektiği ortadadır. Somut olayda davacının …’a başlangıcından itibaren hiç pirim ödemediği, pirim borcuna dayanak teşkil eden sigortalılık süresinin 4 yıl 2 ay 13 gün olduğu dosya içerisine getirilen 08.02.2007 tarihli hesap özetinden anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca davacının 5 yılı aşan pirim borcunun bulunmadığı giderek 1479 sayılı Yasa’nın Ek 19 ve 5510 sayılı Yasa’nın geçici 17 maddesinin getirdiği olanaklardan yararlanamayacağı ortadadır.
Davacının … sigortalısı kabul edildiği dava konusu 04.10.2000-17.12.2004 tarihleri arasında kalan dönemde, 506 sayılı Yasa kapsamında 01.02.2001-18.02.2003 tarihleri arasında isteğe bağlı, 18.02.2003-10.07.2004 tarihleri arasında ise farklı işyerlerinde geçen kesintili çalışmalarının bulunduğu dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık, her iki sigortalılığın çakışması halinde hangisine öncelik verileceği noktasında toplanmaktadır. Gerek 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası gerekse 1479 sayılı … Yasası birbirine paralel düzenlemeler ile bir sigortalının aynı anda birden fazla sosyal güvenlik kurumuna tabi olmasını yasaklayıp, çakışan sigortalılık olarak adlandırılan bu sorun sigortalının önceden başlayıp devam ede gelen sigortalılığına geçerlik tanıyarak çözüme ulaştırmaya çalışılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2001/21–627 Esas, 2001/ 659 Karar ve 3.10.2001 günlü kararı ile 2005/21–389 Esas, 2005/430 karar ve 29.6.2005 günlü kararlarında önceden başlayan sigortalılığın asıl sigortalılık olduğu özellikle belirtilmiştir.
Yapılacak iş, dava konusu dönemde çakışan sigortalılığın bulunduğunun anlaşılmasına göre, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda bunlardan hangisine üstünlük tanınması gerektiği değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmekten ibarettir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki hususlar göz önünde bulundurulmaksızın ve özellikle davacının 5 yılı aşkın pirim borcunun bulunmamasına göre 1479 sayılı Yasa’nın Ek 19 ve 5510 sayılı Yasa’nın geçici 17 maddesinin getirdiği olanaklardan yararlanamayacağı göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı SGK’ un (SSK ve …’un) temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 06.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.