YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/13182
KARAR NO : 2009/12245
KARAR TARİHİ : 08.10.2009
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, sigortalılık başlangıç tarihinin 20.4.1982 olduğunun tespiti ile 21.11.1985 tarihine kadar sigortalılığına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillere kararın dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre davalı Kurumun tüm temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı temyize gelince;
Dava, davacının 20.4.1982-21.11.1985 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında … sigortalısı sayılması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece,dava kısmen kabul edilerek davacının oda kaydının başladığı 5.11.1985-21.11.1985 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalı olduğuna 20.4.1982-5.11.1985 tarihleri arasındaki dönem yönünden ise vergi, mesleki kuruluş ve esnaf sicil kaydı olmadığı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren, 1479 sayılı Yasa’nın 24. maddesi ilk şekliyle, sigortalılığın oluşumu için, kendi ad ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmesi yanında, ayrıca, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu da aramıştır. Bu kuruluşlara kayıt tarihi ise, sigortalılığın başlangıcı yönünden, yasal karine kabul edilmiştir. 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Yasa, …’lu olabilme yönünden, söz konusu 24. maddenin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu kaldırmış, sadece yasanın temel ilkesi olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda, sigortalılığın oluşacağını yeterli görmüştür. Buna karşın, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı yasa bağımsız çalışanların sigortalı olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğünü öngörmüş, vergiden muaf olanların da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmaları durumunda yine sigortalı sayılacaklarını kabul etmiştir. Nihayet, 22.03.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı Yasa, sigortalılığa karine yönünden vergi kaydının, bu kaydın bulunmaması veya vergiden muaf olunması halinde, esnaf ve sanatkar sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kayıtlarının esas alınacağını belirlemiştir.
Davacının şahsi sicil dosyasının incelenmesinden, 13.4.1992 tarihli giriş bildirgesine istinaden, davacının 4.3.1981-25.5.1987 tarihleri arasında seyyar kalaycılık faaliyetinden dolayı devam eden vergi kaydı esas alınarak 20.4.1982 tarihi itibariyle … sigortalısı olarak kayıt ve tescilinin yapıldığı,1.5.1983 tarihinden itibaren basamak yükseltme tarihlerinin belirlendiği ve ilk prim ödemesinin 14.4.1992 tarihinde yapıldığı 13.7.2006 tarihli hesap döküm cetvelinde davacının sigortalılık başlangıcının 20.4.1982 tarihi olarak
bildirilerek 24 yıl 3 ay 11 gün sigortalı sayıldığı, ancak davacının 4.3.1981-25.5.1997 arasında devam eden seyyar kalaycılık faaliyeti Gelir Vergisi Kanunun 9.maddesine göre vergiden muaf olan vergi türü niteliği taşıdığından 213 sayılı Vergi Usul Kanunun 153.maddesine göre mükkelefiyeti tesis ettirecek nitelikte bulunmadığından davacının vergi kaydının başlangıçtan itibaren terkin edildiği Yatağan Vergi Dairesinin 21.4.2005 tarihli yazısından anlaşılmaktadır.
Davacının 5.11.1985 tarihinden itibaren devam eden kanunla kurulu meslek odası kaydı, 22.11.1985 tarihinden itibaren devam eden esnaf sicil kaydı ve 21.11.1985 tarihinden itibaren devam eden vergi kaydı mevcuttur. Bu durumda, davacının uyuşmazlık konusu dönem olan 20.4.1982-21.11.1985 tarihleri arasında vergi kaydı, esnaf ve sanatkar sicili kaydı veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kaydı bulunmadığından zorunlu … sigortalılık şartlarını taşımadığı anlaşılmaktadır. Ancak davacının 14.4.1992,14.5.1992 tarihlerinde toplu prim ödemesi ve takip eden tarihlerde de 28.11.2003 tarihine kadar ödemelerinin düzenli olarak devam ettiği görülmüştür.
Davalı Kurum’un geçmişe yönelik (uyuşmazlık konusu dönemi de kapsar şekilde) prim tahsil etmesi ve uzun süre bu primleri kullanması ve daha sonra davacının sigortalılığını iptal etmesi Medeni Kanun’un 2. maddesinde ifadesini bulan objektif iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacaktır. Sosyal güvenlik kurumlarının anayasal görevlerini yerine getirirken, sigortalılara karşı olabildiğince yasal haklarını hatırlatması ve bu durumlarını izlemesi zorunlu görev olarak ortaya çıkar. …’un bu anayasal sosyal güvenlik ödevinin gereği olarak, sigortalısını uyarmaması sonucu, primleri tahsil edilen sürelerin 1479 sayılı yasaya tabi zorunlu sigortalı olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.10.1997 gün ve E: 1997/10-578, K: 1997/758; 24.09.2003 gün ve 2003/10-489, 2003/490 sayılı kararı da bu doğrultudadır.
Yapılacak iş, ödenen primlerin (özellikle 14.4.1992 ve -14.5.1992 tarihlerindeki toplu prim ödemelerinin) , yukarıda gösterilen veriler de dikkate alınarak, uyuşmazlık konusu dönemi de kapsayıp kapsamadığının başka bir deyişle, ne kadar sürenin primi olabileceğinin kurumdan sorularak, gerektiğinde, aktüerya uzmanı bilirkişiden bu hususta rapor alınarak sonucuna göre değerlendirme yapılmak, daha açık bir anlatımla, eğer davalı kurum geçmişe yönelik (uyuşmazlık konusu dönemi de kapsar şekilde) prim tahsil etmiş ve uzun süre bu primleri kullanmış ise, daha sonra davacının sigortalılığının iptal edilmesi Medeni Kanun’un 2. maddesinde ifadesini bulan objektif iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacağından, davacının 20.4.1982-21.11.1985 tarihleri arasında da … sigortalısı olduğunun tesbitine; geçmişe yönelik prim tahsil edilmediği, edilmiş olsa dahi kurum tarafından uzun süre bu primlerin kullanılmadığının saptanması halinde ise şimdiki gibi bu sürelere ilişkin istemin reddine karar vermek ve yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığı da bu duruma göre yeniden değerlendirildikten sonra bir sonuca ulaşılmasından ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 8.10.2009 gününde oy birliği ile karar verildi.