YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/13577
KARAR NO : 2009/11910
KARAR TARİHİ : 01.10.2009
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1.4.2004-18.8.2005 tarihleri arasında kesintisiz olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava davacının 1.4.2004-18.8.2005 tarihleri arasında davalı işyerinden geçen ve Kurum’a bildirilmeyen çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulü ile davacının davalı işyerinde 1.4.2004-18.8.2005 tarihleri arasında 497 gün çalıştığının tespitine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının davalı işyerinden Kuruma bildirilen çalışmasının bulunmadığı, işyerinin 1.3.2004 tarihinde 506 sayılı Yasa kapsamına alındığı, dönem bordrolarının getirtildiği ve davacının mahkemeye sunduğu Mayıs-2005 tarihli ücret bordosunda davacının işe girişinin 1.4.2004 olarak yazıldığı ve 30 gün üzerinden ücret aldığı, dava dilekçesinin davalı işverenin Kordon Vergi Dairesinin 19.2.2007 tarihli yazısı ile bildirdiği işyeri adresine 13.3.2007 tarihinde Tebligat Kanunun’un 35 maddesine göre tebliğ edildiği, aynı yazıda vergi dairesi davalı işverenin konfeksiyon işini 30.09.2005 tarihinde terk ettiğini de bildirdiği, gerekçeli kararın da aynı adrese aynı şekilde tebliğ edildiği anlaşılmaktadır
Bu tür hizmet tespiti davaları kamu düzenine ilişkin olup özenle yürütülmesi gerekir. HUMK’nun 73. maddesinde açıkça belirtildiği üzere; Mahkeme, yanları dinlenmeden onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. Bu nedenle, tebligatın davadaki önemi büyüktür. Mahkemelerce çıkarılacak tebligatların tebliğ şekli 7201 sayılı Yasa ile ilgili Tüzükte düzenlenmiştir. Bilindiği gibi tebliğ ile ilgili Yasa ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerek tebliğ tarihi, Yasa ve Tüzükte emredilen şekillerle ispatlanabilir. Yasa ve tüzüğün bu konuda etkili önlemler almış olmasının tek amacı tebliğin muhatabına ulaşmasını ve onun tarafından kabul edilmesini sağlamaktır. Zira yazılı tebligat bir davaya ilişkin işlemleri o dava ile ilgili kişilere bildirmek için, mahkemelerce yasaya uygun biçimde yapılan bir değerlendirme işlemidir. O halde Yasa ve tüzük hükümlerinin en ufak ayrıntılara kadar uygulanması zorunludur.
Tebligat Kanunu’nun 35. Maddesinde; kendisine veya adresine gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılacağı, adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve yeni adres tebliğ memurunca da tespit edilemediği takdirde tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılacağı ve asılma tarihinin tebliğ tarihi sayılacağı, bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğlerin muhataba yapılmış sayılacağı, daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkarlar sicillerine verilen en son adreslerdeki değişiklikler hakkında da bu madde hükmünün uygulanacağı açıkça belirtilmiştir
Somut olayda ise dava yokluğunda görülen davalı …’in işyeri adresine Tebligat Kanununun 35. maddesine göre 13.3.2007 tarihinde tebliğ işlemi yapılmış ise de bu adresin alındığı vergi dairesi, adresi mahkemeye bildirdiği aynı yazısında davalının vergi mükellefiyetinin de 30.9.2005 tarihinde sona erdiğini belirtmiştir. Artık tebliğ işleminden önce vergi mükellefiyeti gerektiren işini terk ettiği anlaşılan davalının işyeri adresine Tebligat Kanununun 35. maddesine göre tebligat yapılması usule aykırıdır.
Mahkemece aleyhine dava açılan davalıya usulüne uygun biçimde dava dilekçesi ve duruşma günü gerektiğinde ilanen tebliğ edilerek davadan haberdar olması sağlanmadan işin esasına girilerek yazılı şekilde savunma hakkı kısıtlanarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum’un bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 01.10.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.