Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2008/14543 E. 2009/12848 K. 15.10.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/14543
KARAR NO : 2009/12848
KARAR TARİHİ : 15.10.2009

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, usulsüz sağlık karnesi kullanımı nedeniyle Kuruma borçlu olmadığının tespitine, aksi yöndeki Kurum işleminin iptaline ve emekli aylığından kesilmiş olan miktarların geri ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R
Davacı, usulsüz sağlık karnesi kullandığı gerekçesiyle kendisinden talep edilen tedavi giderlerini borçlu olmadığının tespitini istemiştir.
Mahkemece davanın kabulu ile
1-Davacının davalı Kuruma ödemesi gereken sağlık primlerinin gecikmeden doğan zam ve faizi hesaplanmak suretiyle ödenmesi koşulu ile davanın sağlık yardımlarından yararlanması gerektiğinin tesbitine,
2-Sağlık Karnesinin kullanımı nedeniyle davacının davalı Kuruma borçlu olmadığının tesbitine karar verilmiş ise de varılan sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.
Dosyadaki belgelerden davacının 18.7.1996 tarihli başvurusu ile İsteğe Bağlı … sigortalısı olarak tescil edildiği ,davacının 19.7.1998 tarihinde kurum kayıtlarına giren dilekçesi ile SSK sigortalısı oğlu Hasan Şentürk’ün sağlık yardımlarından faydalandığını bu nedenle sağlık sigortası primi alınmamısını talep ettiği ,başvuruya uygun olarak davacıdan sağlık primleri alınmadan 31.7.2001 tarihli başvurusuna istinaden de 1.8.2001 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlandığı ;Ancak davacının 7.11.2001 tarihli dilekçesiyle sağlık karnesi talebinde bulunması üzerine de davalı Kurum tarafından sehven sağlık karnesi verilerek 2004 yılına kadar sağlık yardımları yapıldığı durumun Kurum tarafından anlaşılması üzerinede yersiz sağlık karnesi kullanımı ve tedavi masraflarından dolayı 3.759.00 TL davacı adına borç tahakkuk ettirildiği ve bu borcun bağlanan aylıklardan kesilmesi yoluna gidildiği görülmüştür.
Davacı dava dilekçesinde ,durumu özetleyerek davaya konu olan 3.759.00 TL sağlık gideri harcamasının tahsiline dair kurum işleminin iptali ile borçlu olmadığının tesbitine ve dava sonuna kadar emekli aylığından borcun kesilme işleminin tedbiren durdurulmasını istemiştir.
HUMK 389 maddesi uyarınca “Verilen karar ile iki tarafa tahmil ve bahşedilen vazife ve haklar şüphe ve tereddüdü mucip olmayacak surette gayet sarih ve açık olmalıdır”.Bu nedenle hukukumuzda şarta bağlı hüküm kurulması mümkün olmayıp mahkemenin davacının sağlık primlerini gecikmeden doğan zam ve faizi hesaplanmak suretiyle ödenmesi koşulu ile sağlık yardımlarından yararlanması gerektiğinin tesbitine karar vermesi doğru değildir.Öte yandan HUMK 74.maddesi uyarınca hakim kural olarak iki tarafın iddia ve savunmaları ile bağlı olup talepten fazlasına veya başka bir şeye hüküm veremez.Davacı dava dilekçesinde sağlık gideri ile ilgili olarak suç veya kusur oluşturan bir işleminin bulunmadığını kendisine verilen sağlık karnesini bir süre kullandıktan sonra istenilmesi üzerine iade ettiğini sonuç itibariyle borçlu olmadığının tesbitini talep etmekte olup sağlık yardımlarından faydalanması gerektiğinin tesbitine ilişkin bir talebi bulunmamaktadır.Mahkemece anılan iki usul kuralını ihlal eder şekilde talebin aşılarak ve şartla yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Gerek 1479 sayılı yasanın Gecici 7.maddesi gerekse 5510 sayılı yasanın gecici 19.maddesi uyarınca 1479 ve 2926 sayılı kanunlara göre aylık almakta olanlarla bu Kanunun 4.maddesinin 1.fıkrasının (b)bendi kapsamında çalışmaları nedeniyle bu kanunun geçici 2.maddesine göre aylık bağlanacaklara ilgili dosyasından on yıl süreyle sağlık sigortası veya genel sağlık sigortası primi ödememiş olanlardan sağlık sigortası ve genel sağlık sigortası primi kesilmiş olan süreler düşülmek kaydıyla aylıklarının %10’u oranında ve 10 yılı tamamlayacak sureyle genel sağlık sigortası priminin kesileceği,davacının bu şartlarda sağlık yardımından faydalanacağı tartışmasızdır.
Mahkemece bu durumda yapılacak iş ;davacının oğlundan dolayı sağlık yardımı alıp almadığı davacının oğlundan dolayı sağlık yardımı aldığının tesbiti halinde ; 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununun Geçici 1. maddesi; “4947 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtı Kanunu ile kurulan Sosyal Güvenlik Kurumu, 4958 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile kurulan Sosyal Sigortalar Kurumu, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile kurulan Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu ile 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığının; merkez ve taşra teşkilâtlarının kadroları ile kadrolarında görev yapan memur ve işçileri, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (B) bendi gereği çalıştırılan personeli mevcut statüleri ile her türlü taşınır ve taşınmazları, tapuda bu Kurumlar adına kayıtlı olan taşınmazları ve hizmet binaları, araç, gereç, malzeme, demirbaş ve taşıtları, alacakları, hakları, borçları, iştirakleri, dosyaları, yazılı ve elektronik ortamdaki her türlü kayıtları ve diğer dokümanlar ile birlikte hiçbir işleme gerek kalmaksızın bu Kanunun yürürlük tarihi itibarıyla görevleri ile birlikte Kuruma devredilmiştir. Devir işlemleri her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır…”
Hükmünü içermektedir.
Anılan düzenleme ile; Sosyal Sigortalar Kurumu, Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar (…) Kurumu ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı her türlü alacakları, hakları, borçları ile birlikte, hiçbir işleme gerek kalmaksızın bu Kanunun yürürlük tarihi itibarıyla görevleri ile birlikte 5502 sayılı Kanunla ihdas edilen Sosyal Güvenlik Kurumuna devredilmiştir.
İlke olarak, hukuken geçerli bir borç ilişkisinin bulunabilmesi için alacaklı ve borçlu olmak üzere iki tarafın varlığı aranmaktadır. Bu ilkenin bir sonucu ise, alacaklısı ve borçlusu aynı olan bir borç ilişkisinin düşünülemeyeceğidir. Aksi düşünce, bir kimsenin kendi alacağının borçlusu olması sonucunu doğuracaktır.
Borçlar Kanunun alacaklı ve borçlu sıfatının birleşmesini düzenleyen 116. maddesi uyarınca “Alacaklılık ve borçluluk sıfatlarının bir şahısta içtimaiyle borç sakıt olur”.
Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesine yol açan olay hukuksal işlemden doğabileceği gibi kanundan da doğabilir. Birleşmenin söz konusu olabilmesi için alacak ve borcun aynı mal varlığına dahil olması gerekir. Birleşmenin hukuki sonucu ise, alacak ve borcun kural olarak sona ermesidir. Birleşme yalnız asıl alacağı değil, ona bağlı fer’i hakları da sona erdirmektedir.
Somut uyuşmazlıkta, aynı maddi temelden doğan … alacağı ile aynı miktarda SSK borcu 5502 sayılı Kanunun Geçici 1. Maddesi uyarınca Sosyal Güvenlik Kurumuna devredilmekle, davaya konu borç sona ereceği açıktır.
Davacının oğlundan dolayı sağlık yardımı almadığının tesbiti halinde ise davacının Kuruma borçlu olup olmadığının tesbitinin 1479 sayılı yasanın geçici 7.maddesi ve 5510 sayılı yasanın geçici 19.maddeleri gözetilerek değerlendirilmesi gerekir.
O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 15.10.2009 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Dava,1479 sayılı Yasa’ya tabi isteğe bağlı sigortalılıktan yaşlılık aylığı alan davacıya davalı kurumca yersiz sağlık harcaması nedeniyle 3.759.00 TL borç çıkarılmasına ilişkin işlemin iptali,davacının borçlu olmadığının tespiti,yaşlılık aylıklarından yapılan kesintinin davacıya iadesi istemine ilişkindir.
Mahkemece,davacının davalı Kuruma ödemesi gereken sağlık pirimlerinin gecikmeden doğan zam ve faizi hesaplanmak suretiyle ödemesi koşuluyla sağlık yardımlarından yararlanması gerektiğinin ve davalı Kuruma borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının 1.7.1996 tarihinde 1479 sayılı Yasa’ya tabi isteğe bağlı sigortalı olarak tescil edildiği ve davalı Kuruma dilekçe vererek oğlu Hasan Şentürk’ün sağlık sigortasından yararlandığını bildirerek sağlık sigortası pirimi ödemediği ve 1.8.2001 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlandığı,davalı Kurumca kendisine hata ile 7.11.2001 tarihi itibariyle sağlık karnesi verildiği bilahare durumun farkedilmesi üzerine sağlık karnesi iptal edilerek davacıya 29.12.2003 tarihine kadar yapılan sağlık harcamaları nedeniyle faiziyle birlikte 3.759.00 TL borç çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
04.10.2000 tarihinde yürürlüğe giren 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1479 sayılı Yasa’nın sağlık sigortasının kapsamını belirleyen Ek 11. maddesinde değişiklik yapan 28. maddesi hükmü ile sağlık sigortasından sadece zorunlu sigortalı olanların yararlanmasına imkan tanınmıştır. Bu değişiklikten önce 1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalıların tamamı bu yardımdan yararlanmakta iken, bu değişiklikle sağlık sigortasının uygulama alanı daraltılmış ve isteğe bağlı sigortalılar kapsam dışında bırakılmıştır. Söz konusu Kanun Hükmünde Kararname, Anayasa Mahkemesi’nin 26.10.2000 tarihli ve E:2000/61, K:2000/34 sayılı kararı ile iptal edilmiş ve iptal hükmü 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ancak, 1479 sayılı Yasa’nın 4956 sayılı Yasa’nın 37. maddesi ile yeniden düzenlenen Ek 11. maddesinde, 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen değişikliğe dokunulmadığından, isteğe bağlı sigortalılar sağlık sigortası kapsamı dışında kalmaya devam etmişlerdir. Söz konusu değişiklik hükmü 08.08.2001 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girdiğinden, ortada herhangi bir yasal boşluktan söz edilemeyeceği de kabul edilmelidir.
Yasa koyucu, 04.10.2000 tarihinden önce sigortalı olanlar için özel bir düzenleme getirerek sigortalıların mağdur olmalarını önlemek istemiştir. Gerçekten, 1479 sayılı Yasa’nın 4956 sayılı Yasa’nın 47. maddesi ile eklenen geçici 23. maddesinde, 04.10.2000 tarihinden önce, bu yasaya ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu’na göre isteğe bağlı sigortalı olarak kayıt ve tescili yapılıp sağlık sigortası
primi ödemiş olanların, zorunlu sigortalılık kapsamından çıkarak isteğe bağlı sigortalı olanların, talepleri doğrultusunda sağlık sigortası primi kesilmeyenlerin, isteğe bağlı sigortalı olmak için talepte bulunmadan sigorta ve sağlık sigortası primlerini ödemiş olup, ödemeleri isteğe bağlı sigortalılık süresi olarak değerlendirilenlerin, 4.10.2000 tarihinden sonra zorunlu sigortalılık kapsamından çıkarak isteğe bağlı sigortalı olanlar ile bunlardan malullük, yaşlılık ve ölüm aylığı alanların, bu sürelere ilişkin prim ve her türlü borçlarını bu maddenin yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihinden itibaren bir yıl içinde talepte bulunmaları ve talep tarihinden itibaren altı ay içinde ödemeleri şartıyla bu yasa hükümleri çerçevesinde sağlık sigortası yardımlarından yararlanabilecekleri belirtilmiştir.Ancak 15.2.2006 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Yasa’nın Ek 11 maddesinin 8.2.2006 gün ve 5454 sayılı Yasa’nın 8.maddesiyle eklenen 3.fıkrasında isteğe bağlı sigortalı olarak aylık alanların veya bunların hak sahiplerinin talepleri halinde sağlık sigortasından yararlanabilecekleri öngörülmüştür.
1.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasa’nın 60.maddesinde bu Kanun veya bu Kanundan önce yürürlükte bulanan sosyal güvenlik kanunlarına göre gelir ve aylık alan kişilerin genel sağlık sigortalısı sayılacağı,geçici 19.maddesinde ise 1479 ve 2926 sayılı kaınunlara göre aylık almakta olanlara ilgili dosyasından on yıl süreyle sağlık sigortası veya genel sağlık sigortası primi ödememiş olanlardan sağlık sigortası pirimi kesilmiş olan süreler düşülmek kaydıyla aylıklarının %10’u oranında ve 10 yılı tamamlayacak süreyle genel sağlık sigortası pirimi kesileceği bildirilmiştir.
Somut olayda davacı sigortalı olduğu tarihte 1479 sayılı Yasa’nın 11.maddesindeki düzenlemeye göre sağlık sigortası yardımlarından yararlanma imkanı varken dilekçe vererek sağlık sigortası pirimi ödemekten muaf olmuş,bilahare isteğe bağlı sigortalıların sağlık sigortasından yararlanamayacaklarına ilişkin 619 sayılı KHK:ile 4959 sayılı Yasa ile getirilen düzenlemeler yürürlüğe girmiş,davacı 1479 sayılı Yasa’nın 23.maddesi ile getirilen imkandan süresi içinde müracaat ederek yararlanmadığından 5454 sayılı Yasa’nın 8.maddesinin yürürlüğe girdiği 15.2.2006 tarihine kadar sağlık sigortasından yararlanma hakkı bulunmayıp bu tarihten sonra talebi halinde sağlık sigortası kapsamına alınabilir.Dairemizin 26.4.2007 tarihli ,2006/7053 Esas,2007/7066 Karar sayılı Kararı da bu yöndedir.5510 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.10.2008 tarihinden itibarende anılan Yasa’nın 6.ve geçici 19.maddesi gereğince zaten sağlık sigortası kapsamındadır.
Bu tespitler karşısında davalı Kurumun hata ile verilen sağlık karnesini iptaline ve davacıya 29.12.2003 tarihine kadar yaptığı yersiz sağlık harcamaları nedeniyle borç çıkarılmasına ilişkin işlemi doğrudur.
Ancak davacı Kurum kayıtlarına giren 18.7.1996 tarihli dilekçesi ile oğlu Hasan Şentürk’ün,16.6.2004 tarihli dilekçesi ile de SSK emeklisi olan kocasının sağlık sigortasından yararlandığı bildirmiştir.
5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı ile … Genel Müdürlüğünün tüzel kişilikleri son bulmuş her iki Kurumun tüm malvarlığı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına devredilmiştir.Davacının SSK’lı olduğunu ileri sürdüğü oğlunun veya kocasının sağlık sigortası yardımlarından yararlandığının belirlenmesi halinde davacının sağlık giderlerinin yapıldığı tarihte bu giderleri Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı karşılamakla yükümlü olduğundan BK’nunun 166.maddesi gereğince alacaklı ve borçlu sıfatı birleşmekle borç sona erecektir.Davacının oğlunun veya eşinin sağlık sigortasından yararlanmadığının anlaşılması halinde ise davacının borçlu olduğu miktar 5510 sayılı Yasa’nın 96.maddesi hükümleri gözetilerek belirlenmelidir.
Mahkemenin kabulüne göre de; sağlık pirimi ve gecikme zammı borcu henüz ödenmeden şarta bağlı hüküm kurulması da hatalıdır.
Mahkeme kararının bu gerekçe ile bozulması ve 1479 sayılı Yasa’nın geçici 7.maddesi hükmünün somut olaya uygulanmasının mümkün olmadığı ve 5510 sayılı Yasa’nın 60.ve geçici 19.maddelerinin ancak 1.10.2008 tarihinden itibaren ileriye doğru uygulanabileceği görüşünde olduğundan sayın Çoğunluğun davacının oğlundan dolayı sağlık yardımı almadığının tespiti halinde davacının Kuruma borçlu olup olmadığının tespitinin 1479 sayılı Yasa’nın geçici 7.maddesi ve 5510 sayılı Yasa’nın geçici 7.maddesi ve 5510 sayılı Yasa’nın geçici 19.maddeleri gözetilerek değerlendirilmesi gerektiği yönündeki gerekçesine katılmıyorum. 15.10.2009