YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/15454
KARAR NO : 2008/18337
KARAR TARİHİ : 25.11.2008
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Davacılar murisinin iş kazası sonucu malüliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen 145.678,25YTL maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi ve davacılar vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 2008 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacılar vekili Avukat … ile karşı taraf vekili Avukat….. geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, taraf vekillerinin yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, taraflar 60.00YTL temyiz başvuru harcı yatırılmış olduğu anlaşılmakla, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, 25.11.2008 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Açılmamış sayılan bir davada talep olunan manevi tazminat miktarı, yeni açılacak davalar veya talepler yönünden davacıyı bağlayıp bağlamadığı, başka söylemle açılmamış sayılan davadaki talebin daha sonraki davalarda artırılıp artırılamayacağı sorunu, hukuki temelde iki açıdan değerlendirilebilir:
1-Açılmamış sayılma müessesesinin genel yapısına dayalı değerlendirme:
Açılmamış sayılma, davayı bütün sonuçlarıyla söndüren yasal bir yaptırımdır. Usul veya maddi hukuk hükümlerinde ayrık bir düzenleme olmadıkça, açılmamış sayılma kurumunun bu sonucu bütün davalar bakımından etki doğurur. Bu konuda öğreti ve içtihat bakımından bir duraksama yoktur. Manevi tazminat talepleriyle ilgili olarak açılmamış sayılmanın herhangi bir sonucu istisna kılan bir düzenleme hukukumuzda mevcut değildir. Normatif sonuçlara içtihatla istisna getirilemez. . Esasen Dairemizin 8.10.2002 tarih, 6738-8207-Esas Karar sayılı kararına düşülen muhalefet şerhi ve orada yollama yapılan kaynaklar, sorunu net şekilde orta koymuştur.
2-Manevi zarar ve manevi tazminat kavramlarına dayalı değerlendirme:
Manevi zarar ile manevi tazminat genellikle birbirine karıştırılan iki bağlantılı ve fakat farklı kavramlardır. Manevi zarar, kişilik değerlerindeki zedelenmeyi, manevi tazminat ise bu zararın telafisini ifade eden kavramlardır. Manevi zarara ilişkin psikomatik, psikolojik ve hukuksal bilim verileri, “manevi zararın bölünemeyeceği” yönündedir. Gerçekten üzüntü ve onur değerlerinden oluşan manevi zarar, zamanlara yayılabilir ama bölünemez. Ne var ki manevi zararı gidermeye yönelik bir çare olan tazminat (manevi tazminat), özellikle para ile takdir edilmesi halinde para borçlarının akibetine tabidir ve elbetteki bölünür. Yüce daire bozması, manevi zarar ile manevi tazminat arasındaki bu organik farkı gözetmediğinden, yanlış temel üzerine oturtulmuştur. Sözgelimi yedi sene evvel açılıp açılmamış sayılan davadaki 1 milyon TL.’lik manevi tazminat, bugünkü emsallerde esas alınan 1 milyarlık tazminatın yerine geçemez. Enflasyon muhasebesini manevi tazminata uygulamamak, bu tazminat hakkını tanımamakla aynı anlama gelir. Öte yandan açılmamış sayılmanın oluşturduğu usuli fırsatı, manevi tazminatlar bakımından içtihatla etkisiz kılmanın adalet kurma ilkeleriyle de bağdaşır yanı bulunmamaktadır.
Yukarıda belirtilen gerekçelerle talep edilen miktar dikkate alınarak, bir değerlendirme yapılması gerekirken, manevi tazminatın bölünmezliği düşüncesinden hareketle açılmamış sayılmasına karar verilen davadaki istemle bağlı kalınarak hüküm verilmesini uygun gören çoğunluğun sadece bu yöne ilişkin görüşüne katılmamaktayım.25.11.2008