YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/16658
KARAR NO : 2009/14619
KARAR TARİHİ : 10.11.2009
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, Kurumun 24.03.2006 tarih ve 48223 sayılı yazısıyla yarattığı sataşmanın önlenmesine, 2.447.99 TL borcu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava 1479 sayılı Yasa’nın 40.maddesi gereğince 01.10.1991 tarihinden itibaren ölüm aylığı aldığı ve sağlık yardımından yararlanmayacağına ilişkin beyanı nedeniyle bu aylığından sağlık sigorta pirimi kesilmediği halde, davacının 13.05.1998 -17.09.2004 tarihleri arasında Kurum sağlık hizmetlerinden yararlanması nedeniyle 2.447,00TL borç çıkarılmak ve 18.02.2005 tarihli sağlık hizmetlerinden yararlanma isteğinin 1479 sayılı Yasa’nın geçici 23. maddesinde öngörülen sürede Kuruma başvuruda bulunulmadığından reddedilmek suretiyle davalı Kurum tarafından yaratılan muarazanın giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davacının 1479 sayılı Yasanın geçici 23.maddesinin yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihinden itibaren bir yıl içerisinde sağlık yardımından yararlanma talebinde bulunmadığı gibi aynı Yasanın Ek 12. maddesi ile sağlık Yardımları yönetmeliğinin 8/a bendindeki şartları yerine getirmediğinden sağlık hizmetinden yararlanamayacağı, (Kızının mensubu olduğu emekli sandığının sağlık yardımlarından yararlandığından) kendi isteği ile … sağlık yardımlarından yararlanmadığı halde, sonradan primini yatırmadan …’a başvurarak sağlık karnesi almasının MK 2. maddesinde belirtilen dürüstlük kuralına uymadığından davanın reddine karar verilmiş ve bu karar süresinde davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının 01.01.1988 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı almakta olan eşinin 06.09.1991 tarihinde ölümü üzerine 01.10.1991 tarihinden itibaren ölüm aylığı almaya başladığı, ölüm aylığı talebi sırasında Emekli Sandığına kayıtlı kızının üzerinden sağlık yardımından yararlanacağını beyanla sağlık sigortasından prim kesilmemesinin istediği, bilahare Kuruma müracaatla 13.05.1998 tarihinde sağlık karnesi alarak 17.09.2004 tarihine kadar bu karneyi kullandığı sağlık hizmetinden yararlanması nedeniyle almakta olduğu aylığından prim kesintisinin yapılmasının söz konusu olmadığı dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Davacının 1479 sayılı Yasa’nın geçici 23. maddesinde öngörülen sürede Kuruma başvurusu bulunmadığından sağlık yardımından yararlandırılmaması yerindedir. Ancak davacıyla ilgili tüm bilgiler kurumun elinde bulunduğu halde, sağlık sigortasından yararlanmak için prim ödemesi bulunmayan davacıya sağlık karnesi vererek kullanımını sağlayan Kurumun kusurlu olduğu ortadadır.
Öte yandan, 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi, “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;
a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır…” hükmünü içermektedir.
Konuya ilişkin 5510 sayılı Yasa öncesi mevzuata bakıldığında, 1479 sayılı Yasanın 55. maddesinde yersiz ödeme halinde iade yükümünün kapsamını belirleyen bir düzenleme bulunmadığı gibi, anılan Yasa içeriğinde konuyu düzenleyen başka bir özel düzenlemenin de yer almadığı görülmektedir. 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi ile 1479 sayılı Yasada yer almayan yeni bir düzenleme getirilmiş, sebepsiz zenginleşmenin iyi niyetle veya kötü niyetle gerçekleşmesine bağlı olarak istirdadı mümkün ödeme miktarları belirlenmiştir. Kapsam belirlendikten sonra, ilgilinin Kurumdan alacağı yoksa geri alma işleminin genel hükümlere göre yapılacağı öngörülmüştür. 5510 sayılı Yasanın geçici maddelerinde ise, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğini öngören herhangi bir kural yer almamaktadır.
Kurumun istirdadını isteyeceği yersiz ödemenin kapsamını belirlemedeki irade serbestîsi de, 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi hükmünün, Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacakları konusunda süren uyuşmazlıklara uygulanması gereğini doğurmaktadır Hal böyle olunca yersiz ödemelerin iadesinde 5510 sayılı Yasanın 96. maddesiyle getirilen düzenleme de dikkate alınarak geri alınması mümkün yersiz ödeme miktarını belirlemek gerektiği ortadadır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 10.11.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.