YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/18469
KARAR NO : 2010/301
KARAR TARİHİ : 21.01.2010
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, Ödediği primler karşılığı … hizmetinin geçerli olduğunun tespitiyle, 1479 ve 506 sayılı Yasa’ya tabi hizmetlerinin birleştirilerek 19.11.2007 tarihinden itibaren maluliyet aylığı bağlanması gerektiğinin tespitiyle, aksi yöndeki kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
KARAR
Davacı, ödediği primler karşılığı … hizmetinin geçerli olduğunun tesbitini, 1479 ve 506 sayılı Yasa’ya tabi hizmetlerinin birleştirilerek 19.11.2007 tahsis talep tarihini takip eden aybaşından itibaren malûliyet aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti ile aksi yöndeki Kurum işleminin iptalini istemiştir.
Mahkemece, hizmetlerin birleştirilmesine yönelik talep atiye bırakıldığından bu konudaki davanın açılmamış sayılmasına, davacının maluliyet işlemlerinin davalı Kurumca yapılması gerektiğinden davalı vekilininde bu işlemlerin davalı Kurum tarafından yapılabileceği belirtildiğinden diğer isteklerin de reddine karar verilmişse de bu sonuca eksik inceleme yanılgılı değerlendirme ile gidilmiştir.
Dosya kapsamına göre; davacı daha önce toptan ödeme isteğinde bulunmuşsa da davacıya herhangi bir ödeme yapılmadığı, davalı Kurum tarafından davacının ödediği primlerin borcuna mahsup edildiği anlaşılmaktadır. Davacının, 17.11.1982-16.07.1991 tarihleri arasında vergi ve esnaf sicili kaydı nedeniyle 8 yıl 7 ay 29 gün zorunlu … sigortalısı olduğu ve prim borcu bulunmadığından hizmetlerinin ihyasının gerekmediği ortadadır. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1479 sayılı Kanunun 29. maddesine göre malûllük aylığı bağlanması için sigortalının 5 yıl primi ödenmiş hizmetinin bulunması gerekir. Yukarıdaki saptamaya göre, davacı bu koşullara sahiptir.
Öte yandan, davacı davalı Kuruma verdiği 19.11.2007 tarihli dilekçesiyle kendisine malûliyet aylığı bağlanmasını istemiştir. Davalı Kurum 11.12.2007 tarihli yazısı ile toptan ödemeye esas hizmetlerin ihyası gerektiği gerekçesi ile davacının dilekçesini işleme almamıştır. Mahkemenin, davacının bu yönlü isteği konusunda gerekli araştırma ve inceleme yaparak bir sonuca gitmesi gerektiği açıktır.
Yukarıda anlatılan nedenlerle; 1479 sayılı Yasanın 28. Maddesi gereğince malûliyet aylığının bağlanabilmesi için davacının çalışma gücünün en az üçte ikisini yitirip yitirmediğinin (üçte ikisini yitirmemiş ise; 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 01.10.2008 tarihi itibarıyla aynı Yasanın 25. maddesine göre çalışma gücünün en az % 60’ını kaybedip kaybetmediğinin) araştırılması gerekir.
Bu yönüyle davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Yasa’nın 95. maddesidir. Anılan maddeye göre, “Bu Kanun gereğince, yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, çalışma gücü kaybı, geçici iş göremezlik ödeneklerinin verilmesine ilişkin raporlar ile iş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü veya çalışma gücü kaybına esas teşkil edecek sağlık kurulu raporlarının usul ve esaslarını, bu raporları vermeye yetkili sağlık hizmeti sunucularının sahip olması gereken kriterleri belirlemeye, usulüne uygun olmayan sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeleri düzenleyen sağlık hizmet sunucusuna iade edecek belirlenen bilgileri içerecek şekilde yeniden düzenlenmesini istemeye Kurum yetkilidir. Usulüne uygun sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeler ile gerekli diğer belgelerin incelenmesiyle; yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, vazife malullük derecesini, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu tespit edilen meslekte kazanma gücünün kaybına veya meslekte kazanma gücünün kaybı derecelerine ilişkin usulüne uygun düzenlenmiş sağlık kurulu raporları ve diğer belgelere istinaden Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı halinde, durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Sağlık Bakanlığı ile Kurumun birlikte çıkaracağı yönetmelikle düzenlenir. Bu yasal düzenleme gereğince düzenlenen Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 55. maddesine göre sigortalının malullük durumunun Kurumca yetkilendirilen Sağlık sunucularının sağlık kurulunca usulüne uygun düzenlenecek raporların Kurum Sağlık Kurulunca incelenmesi sonucu Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinde belirlenen usul ve esaslara göre tespit edileceği, anılan yönetmeliğin 5. maddesinde sigortalı ve hak sahiplerinin çalışma gücü oranlarının a) Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastaneleri, b) Devlet Üniversitesi, c) Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı asker hastaneleri, ç) sigortalıların ikamet ettikleri illerde (a), (b), (c) bentlerinde belirtilen hastanelerin bulunmaması durumunda Sağlık Bakanlığı tam teşekküllü hastanelerin yetkili olduğu, bildirilmiş, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 56. maddesinde ise Kurum Sağlık Kurulunca verilen karara karşı yapılan itirazların Yüksek Sağlık Kurulunca inceleneceği bildirilmiştir.
Kural olarak Yüksek Sağlık Kurulunca verilen karar Sosyal Güvenlik Kurumunu bağlayıcı nitelikte ise de diğer ilgililer yönünden bir bağlayıcılığı olmadığından Yüksek Sağlık Kurulu Kararına itiraz edilmesi halinde inceleme Adli Tıp Kurumu giderek Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu aracılığıyla yaptırılmalıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 28.06.1976 günlü, 1976/6-4 sayılı Kararı da bu yöndedir.
Yapılacak iş, davalı Kuruma müzekkere yazılarak 5510 sayılı Yasa’nın 95. maddesi gereğince davacının Çalışma Gücü Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin 5. maddesinde belirtilen hastanelerden birisinden rapor aldırılarak davacının çalışma gücünün 2/3’sini kaybedip kaybetmediği 2/3’sini kaybetmemiş ise davacıdaki çalışma gücü kaybı oranının %60 olup olmadığı konusunda bir karar verilmesini istemek, Kurum kararlarının mahkemeye bildirilmesinden sonra gerekirse yukarıda açıklanan prosedür gereğince inceleme ve araştırma yaparak çıkacak sonuca göre bir karar vermektir.
Mahkemece, davacının maluliyet aylığı talebinin davalı Kurumca maluliyet işlemleri yapılmadan reddedildiği, bu işlemler davalı Kurumca yapılmadığından maluliyet aylığı talebinin dava konusu yapıldığı, bu işlemler yapılmadan dava açılmış olmasının davanın reddine gerekçe olamayacağı, yargılama sırasında da idarece yapılabileceği gözetilmeksizin davacının malûl olup olmadığı tesbit edilmeden eksik araştırma ve inceleme ile sonuca giderek yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 21.01.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.