Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/10079 E. 2010/7419 K. 24.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/10079
KARAR NO : 2010/7419
KARAR TARİHİ : 24.06.2010

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, çakışan dönemlerde SSK sigortalılığına üstünlük tanınmasına, emekliliğine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, … sigortalılığı ile 506 sayılı Yasa’ya tabi SSK sigortalılığının çakıştığı tarih itibari ile üstün çalışması olan SSK sigortalılığının geçerli olduğunun tesbitine ve çakışma tarihi baz alınarak … sigortalılığının iptaline yine halen SSK sigortalısı olduğunun tesbitine, çakışmadan önceki … sigortalılığına ait prim borcu söz konusu ise bunun hakkaniyet ve davacının lehine olacak yeni uygulamalardan faydalanma hakkı saklı tutularak prim borcunun tesbitine, emekli maaşına hak kazandığı tarihin ve Kurumun belirlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacının 16.08.1982-06.10.1982, 01.09.1983-31.10.2001 tarihleri arasında …, 01.11.2001-31.12.2005 tarihleri arasında SSK sigortalısı olduğunun, 17.05.2001-31.10.2001 tarihleri arasındaki sigortalılıklarının çakışması nedeniyle bu dönemdeki SSK sigortalılığının geçersiz olduğunun, davacının tahsis talep tarihi itibarı ile hizmeti 25 yılın altında kaldığından tahsise hak kazanamayacağının tesbitine, diğer taleplerin reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, davacının … ve 506 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalılık sürelerinin tesbitine ilişkin hükmü yerinde ise de, davacının tahsis talep tarihi itibarı ile hizmeti 25 yılın altında kaldığından tahsise hak kazanamayacağının tesbitine ilişkin hükmü usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Tespit davaları bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalardır.
Tespit davalarına ilişkin özel yasa hükümleri bulunmakla birlikte, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda tespit davasını düzenleyen genel bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak, Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarıyla sanki genel bir düzenleme varmış gibi uygulama bulmuştur.
Tespit davasının işlevi, eda davasında da olan bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitidir. Eda davasında bundan başka ikinci bir eda bölümü vardır ki, bu bölüm tespit davalarında yoktur. Eda davası aynı konudaki tespit davasını da içeren daha geniş kapsamlı bir davadır. Tespit davasında yalnız tespit kararı verilir. Bu kararın içinde eda emri bulunmadığı için tespit kararıyla ilamlı icra yoluna gidilemez.
Tespit davalarında diğer genel dava şartlarından başka iki ek şartın daha bulunması gerekir.
1-Tespit davasının konusu yalnız hukuki ilişkiler olabilir.
Hukuki ilişkiden kast edilen, bir kişi ile diğer bir kişi veya mal arasında somut bir olaydan doğan hukuki ilişkidir (borç ilişkileri, zilyetlik, ayni haklar vb).
2-Davacının bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının hemen tespit edilmesinde hukuki yararı bulunmalıdır.
Bu hukuki yararın bulunması üç şartın birlikte varlığına bağlıdır.
a)Davacının bir hakkı veya hukuki durumu mevcut bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı,
b)Bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı,
c)Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, icraya konulamayan tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırılmaya elverişli olmalıdır.
Eda davası açılması mümkün olan hallerde, davacının tespit davası açmakta kural olarak hukuki yararı yoktur. Çünkü eda davası sonunda verilen hüküm ile aynı zamanda dava konusu hukuki ilişkinin var olup olmadığı da tespit edilir. Eda davası açmak mümkün ise tespit davası açılamaz kuralının geçerli olabilmesi için, eda davası sonunda verilecek hükmün tespite ilişkin bölümü ile tespit davası sonunda alınacak tespit hükmü arasında, meydana getirdikleri kesin hüküm (Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu md. 237) etkisi bakımından hiçbir fark bulunmaması gerekir. Yani tespit davası ile istenen hukuki korunma, eda davası ile tamamen elde edilebilecekse, o zaman, davacının ayrı bir tespit davası açmakta hukuki yarar yoktur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 22.10.2003 gün ve E:2003/7-651, K:2003/613 sayılı kararı).
Somut olayda, davacının yaşlılık aylığı tahsis talebi bulunmamaktadır. Davacı, dava dilekçesinde yaşlılık aylığı bağlanmasını da istememiş, emekli maaşına hak kazandığı tarihin ve Kurumun belirlenmesini istemiştir. Bu durumda, açılacak eda davasıyla yaşlılık aylığı bağlanmasının istenmesi her zaman mümkündür. Yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığı ve yaşlılık aylığının hangi yasaya göre bağlanacağı hususu ise, yaşlılık aylığı bağlanması istemini içeren davada bir ön sorun olarak incelenip halledilmesi gereken bir konudur.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın davacının emekli maaşına hak kazandığı tarihin ve Kurumun belirlenmesi isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi yerine, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 24.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.