YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/10512
KARAR NO : 2009/13260
KARAR TARİHİ : 20.10.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Davacı, davalı işveren nezdinde 14.2.2001- 30.10.2003 tarihleri arası çalıştığının tespiti ile işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacının davalı işverene ait (40773) nolu işyerinde 14.02.2001 tarihi ile 30.10.2003 tarihleri arasında geçen, davalı Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tesbiti ile işçilik alacaklarının davalı işverenden tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, tespit istemi yönünden kısa kararda davacının davalı işverene ait (40773) nolu işyerinde 14.12.2001 tarihi ile 01.10.2003 tarihleri arasında hizmet aktiyle çalıştığının tespitine karar verildiği, gerekçeli kararın hüküm fıkrasında ise 14.12.2001 tarihi ile 01.10.2006 tarihleri arasında hizmet aktiyle çalıştığının tespitine karar verildiği böylelikle kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratıldığı görülmektedir.
Hakimin son oturumda tutanağa yazdırıp tefhim ettiği karar, esas karar olup, sonradan yazılan gerekçeli kararın bu karara aykırı olmaması gerekir. Oysaki, 16.03.2007 günlü oturumda tefhim edilen kısa karar ile, gerekçeli kararın çelişkili olduğu zaptın ve kararın incelenmesinden açıkça anlaşılmaktadır. Bu durumda, konuyla ilgili 10.4.1992 tarihli ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bu aykırılığın giderilmesi suretiyle gerçeğe ve hukuka uygun bir karar verilmesi gereği açıktır.
İşçilik alacakları istemi yönünden ise; HUMK.’nun 83. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan ıslah müessesesi, mahkemeye yöneltilmesi gereken tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile tarafların dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu veya talep sonucunu değiştirebilmesi imkanını sağlamaktadır. İki taraf da duruşmada hazır iseler ıslah sözlü olarak yapılabilir. Usule ilişkin işlemlerin tamamen ya da kısmen ıslahı mümkündür. Ancak, her iki durumda da usulüne uygun açılmış bir davanın bulunması şarttır. Başka bir anlatımla ıslah, açılmış bir davada taraflarca yapılmış usule ilişkin işlemlere yönelik olarak yapılmalıdır. Bu bağlamda, yargılaması devam eden bir dava içinde ıslah ile ikinci bir talepte bulunma olanağı bulunmamaktadır. Davacı isterse dava dilekçesini tamamen ıslah ederek dava konusunu değiştirebilirse de, yeni dava konusu önceki dava konusunun yerine geçer ve yine tek bir dava söz konusu olur. Ancak, davacı peşin harç yanında başvuru harcını da yatırarak yeni bir talep de bulunması hallerinde ise bir ek dava olarak nitelendirilme hali olayımız dışındadır.
Somut olayda ise davacı vekilinin 21.2.2007 tarihli duruşmada “gelen bilirkişi raporu uyarınca davayı ıslah ediyoruz, noksan harcı ikmal için tarafımıza süre verilsin” beyanı ile işçilik alacaklarını ıslah ettiğini belirtmesi ıslahın sözlü yapılabilmesi yönünden şekil şartına sahip ise de; hangi alacağın ne miktarda arttırıldığının belirtilmemesi ve başvuru harcının yanında peşin ıslah harcı yatırılmadan yapılmasına göre, usulüne uygun olmayan ıslaha değer verilmek suretiyle, işçilik alacaklarına hükmedilmesi isabetsizdir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum ve işveren vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalıların öteki itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde davalılardan …’a iadesine, 20.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.