YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/11079
KARAR NO : 2010/7335
KARAR TARİHİ : 22.06.2010
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, davalı işveren nezdinde 16.10.2001-08.05.2002 tarihleri arası çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R AR
Davacı davalı işverene ait işyerinde 16.10.2001 tarihleri arasında 17.09.2008 tarihleri arasında sürekli çalıştığı halde çalışmasının eksik bildirildiğini ileri sürerek çalışmalarının tesbitini istemiştir.
Mahkemece, hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya kapsamından, davacının 08.05.2002 -12.08.2005 tarihleri arasında 1306 günlük çalışmasının dava dışı …’ın … … isimli özel şahıs işyerinden bildirildiği, bundan sonra …’ın kurucu ortağı olduğu davalı şirketin 25.08.2005 tarihli ticaret sicil gazetesinde yayınlanarak kurulduğu, 22.08.2005-18.09.2008 tarihleri arasındaki çalışmalarının ise davalı işyerinden tam olarak bildirildiği, davalı şirketin kurucu ortağının aynı zamanda davacının daha önceki işvereni olduğu, bu işyerindeki hizmetin sona erdiği tarih ile davalı işyerindeki işe girişi arasında 10 günlük zaman bulunduğu, çalışmaların aynı işyerinde devam ettiği, işyeri adresinin de aynı yer olduğu dolayısı ile davacının dava dışı …’ın … … isimli özel şahıs işyerinden çıkış ile davalı işyerinden işe giriş yapıldığını bilebilecek durumda olmadığı gibi, bir kısım hizmet süresinin geçtiği işyeri olan dava dışı …’ın … isimli işyerinin sahibi özel şahısa dava yöneltilmemiş olması da hasımda hata değil temsilcide hata olarak değerlendirilebilecek bir hata olduğu anlaşılmaktadır.
Öte yandan davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 79/8. maddesidir. Anılan maddede yönetmelikle tesbit edilen belgeler işveren tarafından verilmeyen sigortalıların çalıştıkları hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde dava açacakları hükmü öngörülmüştür.
Maddede belirtildiği üzere yönetmelikle tesbit edilen belgelerin (işe giriş bildirgesi) verilmesi durumunda 5 yıllık hakdüşürücü süreden bahsedilemiyeceği açık- seçiktir. 506 sayılı Yasa’nın 79/10. maddesine göre yönetmelikle tesbit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurum’ca tesbit edilmeyen sigortalılar, çalışmalarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse bu çalışmaların Kurum’ca dikkate alınacağı belirtilmiştir.
Yerleşik Yargıtay görüşü, birden ziyade işe giriş bildirgesi verilmesi halinde çıkış yok ise ilk işe giriş bildirgesi ile son işe giriş bildirgesinin verildiği tarihler arasında geçen çalışmaların hak düşürücü süreye uğramayacağı, çıkış varsa hak düşürücü sürenin her kesim çalışma için ayrı ayrı hesaplanacağı, çıkış tarihinden sonra işçinin aynı işyerinde çalışmasını sürdürmesi veya hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağıdır. Bu nedenle işe giriş ve çıkış tarihleri arasındaki kısmi bildirimin aksinin eşdeğer belgelerle ispat edilebileceği, ayrıca tespiti istenen dönem içerisinde askerlik yapılmışsa, askerlik süresi içinde iş aktinin askıya alınması sebebiyle askerlik bitimi ile tekrar eski işe dönülmekle çalışmaların kesintisiz sürdürüldüğü kabul edilmektedir.
Öte yandan 506 sayılı Yasa’nın 79/10.maddesinde bu tür hizmet tesbiti davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında resmi belge ve yazılı delillerin bulunması sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması halinde somut bilgilere dayanması inandırıcı olmaları koşuluyla bordro tanıkları veya iş ilişkisini bilen komşu işyeri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen diğer tanıklarla dahi sonuca gitmek mümkündür.
Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır. Gerçekten davacıya ait sigorta şahsi sicil dosyası ile işyerine ait sigorta dosyası ve işverenden imzalı ücret bordroları getirilmediği gibi kayıtlara geçmiş tanık da dinlenmemiştir. Ayrıca davacının hizmetinin tamamının …’ın şahıs işyeri ile yine …’ın kurucu ortak olduğu davalı işyerinde geçtiği de gözetilecek olursa çalışmanın parçalı olduğundan da söz edilemez.
Bu bakımdan mahkemece deliller resen toplanarak çalışmanın aynı işyerinde ve aynı işverene bağlı olarak gerçekleşmiş olduğu bu özel durumda hakdüşürücü sürenin geçmeyeceği gözetilmeksizin hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Yapılacak iş; çalışmanın tespiti yönünden dönem ve ücret bordrolarından davacı ile aynı işyerinde çalışan varsa kayıtlı tanıkların yoksa aynı tarihlerde zabıta marifetiyle tespit edilecek işyerine komşu olan diğer işyerlerinde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanlarının beyanlarına baş vurularak çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak, davalı işveren şirkete ait işyeri dosyası, davacının talep ettiği sürelere ilişkin dönem bordroları ile davacının imzalı ücret tediye bordrolarını ve davacıya ait sigorta şahsi sicil dosyasını dosyaya celbederek, işyerinin 506 sayılı Yasa kapsamına hangi tarihte alındığını S.G.K’dan sormak, gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2, 6, 9 ve 79/8. maddeleri gereğince kanıtladıktan ve birkısım çalışma davalı şirketin kurucu ortağı …’ın özel işyerinde geçtiğine göre dava usulen bu şahısa da yöneltildikten sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz hacının istek halinde davacıya iadesine, 22.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.