YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/11509
KARAR NO : 2010/9044
KARAR TARİHİ : 27.09.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Davacı, tasarruf teşvik primleri ve nama alacağının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı, davalı işveren … İnşaat Taahüt Tic. ve Sanayi Ldt.Şti.’ne ait işyerinde Ekim-1999 ila Haziran-2000 tarihleri arasında hizmet akdiyle çalışmasına rağmen bu döneme ilişkin tassarruf teşvik primlerinin ilgili bankaya yatırılmadığınıbelirterek tasarruf teşvik primleri ve nema alacağının davalılardan dayanışmalı olarak tahsilini istemiştir.
Mahkemece, işverenin, tasarruf kesintilerini süresinde ilgilinin banka hesabına yatırmamış olması karşısında, resen ya da başvuru üzerine SSK tarafından bu kesintilerin tahsil edilip yatırılması gerektiği, yasaca yüklenen bu görevin yerine getirilmemiş olması halinde, Kurumun, iddiaya konu istemlerden teselsül hükümleri uyarınca sorumlu olacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de;bu sonuç eksik incelemeye dayalı olduğundan doğru değildir.
Somut olayda, davacının davalı işyerinde geçen 1996/11,12,ayları.1997.1998,1999 yılları tüm aylar ile 2000 yılı 1-6. aylara ait işveren tassarruf teşvik katkı paylarının ilgili bankaya yatırılmadığı,davacının 2005 yılında Kuruma ve işverene müracaat ederek bu payların yatırılmasını istediği davalı şirket tarafından 2000 yılı Şubat, Mart, Nisan, Mayıs aylarına ilişkin açıklama ile tasarrufu teşvik primi olarak bir miktar paranın Ziraat Bankasına yatırıldığı görülmektedir.
Tasarruf teşvik kesintisi ve katkı payı ödemeleri, 18.3.1988 tarihinde yürürlüğe giren 3417 sayılı Yasa ile öngörülmüş, anılan yasanın 6. maddesine göre anılan ödemelerin ilgili adına açılacak banka hesabına yatırılmaması durumunda, Sosyal Sigortalar Kurumunun tahsil görevinin olduğu açıklanmıştır.
3417 sayılı Yasa 24.4.2003 tarih ve 4853 sayılı Yasa ile yürürlükten kaldırılmış ve sözü edilen Yasanın 7. maddesinde, “3417 sayılı Kanunun mülga 2 nci maddesi kapsamındaki hak sahipleri tarafından bu Kanun kapsamına giren alacaklarla ilgili olarak yargı mercilerine açılmış ve devam eden davalar ile icra takipleri hakkında bu Kanun hükümleri uygulanır” şeklinde kurala yer verilmiştir. 4853 sayılı Yasanın 8.maddesinde ise, tasarruf teşvik kesintileri ile katkı paylarını süresinde işverence yatırılmaması halinde, Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından primlerin tahsiline ilişkin hükümler çerçevesinde tahsil edileceği açıklanmıştır.
4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 sayılı eklenen ek1. Madde hükmü doğrultusunda, tasarruf teşvik hesaplarına dair tüm varlık ve yükümlülükler 31.12.2007 tarihi itibarıyla Hazineye devredilmiş durumdadır. Anılan hükümde, “Mülga 9/3/1988 tarihli ve 3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak ödemelere ilişkin usûl ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve 4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabına ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar Hazineye devrolunur. Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak sahiplerine yapılacak her türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi kayıtları esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir. Bu ödemelere ilişkin bilgi ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini takiben söz konusu ödeme karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla konulacak ödenekten karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden kaynaklanan ödemeler hariç hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti halinde, bu tutarların tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere ilişkin tüm hak ve yükümlülükler kendiliğinden sona erer” şeklinde kurala yer verilmiştir.
Bu noktada sözü edilen kurum ve kuruluşlar bakımından S.G.K’na olan tasarruf teşvik kesintisi ve katkı paylarını da içeren borçların yeniden yapılandırılmasının gerçekleşip gerçekleşmediği ve bu konuda Hazine Müsteşarlığı ile uzlaşma yoluna gidilip gidilmediği hususu sorumluluğun belirlenmesi bakımından önemlidir.
Uzlaşma kapsamında tahsil edilecek tasarruf teşvik kesintisi ile katkı payını tahsil eden tasarruf teşvik kesintisi, işveren katkı payı ve bunların neması işçiye ait bir hak olsa da; yasa gereği, işverenden tahsil yükümü Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olmakla, Kurum tarafından tasarruf teşvik kesintisinin uzlaşma kapsamında tahsiline başlanmış olması halinde işverenin yükümlülüğünün devam ettiğinden söz edilemez. Aksi halde, davalı işverenin aynı borç sebebiyle mükerrer şekilde sorumluluğuna gidilmiş olacaktır.
Hal böyle olunca, 5393 Sayılı Kanunun 5.maddesi kapsamında uzlaşma kapsamına alınan tasarrufu teşvik kesintisi, katkı payı ve nema alacaklarından sorumluluğun S.G.K. ve Hazineye ait olduğu kabul edilmelidir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.12.2009 gün ve 2009/9-480 Esas, 2009/596 Karar) Bu durumda uzlaşma kapsamına alınan borç miktarı kadar sorumluluk işveren yönünden kalkacağından husumetin Hazineye yöneltilmesi gerekir.
Hazinenin sorumluluğunun 4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 Kanun ile eklenen ek 1. Madde hükmüne dayandırılması halinde, özel sektörün de sağlaması gereken katkı payı ve nema alacağından da, Hazinenin sorumlu olduğu sonucu ortaya çıkar.
Davalı işveren tarafından T.C. Ziraat Bankasına yatırılan tasarrufu teşvik kesintisinin bulunması halinde ise hesapta bulunan tasarruf teşvik kesintisi ve nemasından tarafların sorumlu olmayacağı göz önünde bulundurulmalıdır.
Mahkemece, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde araştırma, inceleme ve değerlendirmede bulunmak suretiyle davalı işverenin, Hazine Müsteşarlığının ve S.G.K’nun sorumlu olup olmayacağı sorumlu iseler sorumlu oldukları miktar belirlenmeli ve kararı davalı şirketin temyiz etmediği de gözetilerek tüm deliller birlikte değerlendirilerek çıkacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,27.09.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.