Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/11882 E. 2010/8672 K. 20.09.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/11882
KARAR NO : 2010/8672
KARAR TARİHİ : 20.09.2010

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, murisinin 5458 sayılı Yasa’nın Ek 19. maddesi gereğince müracatının geçerli sayılmasına, aksine kurumu işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

1-Dosyadaki yazılara toplanan delillere hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, davacının 22.1.1981 tarihinde kuruma kayıt ve tescili olup 29.11.2001 tarihinde prim ödemesi yaptığı 5458 sayılı Yasa’nın Ek 19. maddesine göre Bağ-Kur sigortalılığının durdurulması yönündeki 28.7.2008 tarihli dilekçesi nazara alınarak ödediği prim süreleri hariç, Bağ-Kur hizmeti ile prim borcunun ortadan kaldırılması istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının 5458 sayılı Yasanın ek 19. maddesine göre Bağ-Kur sigortalılığının sona erdirilmesi yönündeki dilekçesinin kabulü ile sigortalının Kuruma talepte bulunması halinde davacıya 7 yıl 9 ay hizmet verileceği davalı kurumca bildirilmesine göre davacının 5458 sayılı Yasa’nın Ek 19. maddesi gereğince müracaatının geçerli sayılmasına karar verilmiştir.
H.U.M.K.’nun 388/son maddesi gereğince, hüküm kısmında istek sonuçlarından her biri hakkında taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer, birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Öte yandan aynı kanunun 389. maddesinde de verilen karar ile iki tarafa yükletilen yükümlülüklerin kuşku ve duraksama gerektirmeyecek surette çok açık olarak yazılması gerektiği bildirilmiştir.
Yapılan incelemede davacının 22.1.1981 tarihinde meslek odası kaydına göre 22.1.1981 tarihinde 1479 sayılı kanuna göre Bağ-Kur sigortalısı olarak kayıt ve tescil edildiği vergi kaydının 1.1.1978-28.8.1986, 9.12.1999 ve devamı şeklinde, meslek odası kaydının 22.1.1981-18.12.1995, 18.7.2005- 22.12.1999 ve devamı şeklinde, sicil kaydının 2.12.1984 ve devam şeklinde olduğu, 10.8.1981, 1.2.1982, 10.9.2001, 1.10.2001, 31.10.2001, 29.11.2001 tarihlerinde prim ödemesi bulunduğu, davalı Kurumun 22.1.1981-1.1.2005 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalısı sayılarak 15.573,74-TL prim borcu çıkarttığı, davacının 5458 sayılı Yasa’nın ek 19. maddesinden faydalanmak için kuruma başvurduğu ancak kurumun 8.5.2008 tarihinden itibaren işlem yapılamadığının davacıya bildirildiği, 9.7.2009 tarihli yazıda da davacının 13yıl 9 ay 26 gün hizmeti ve 35.696,54-TL prim borcu olduğu, 5458 sayılı Yasa’nın ek 19 maddesinden (5510 sayılı kanunun Ek 17. maddesi) faydalandırıldığı varsayılırsa 7 yıl 9 ay hizmet verilebileceğinin mahkemeye bildirildiği görülmüştür. 1479 sayılı Yasa’nın 24.7.2003 tarihli 4956 sayılı Yasanın 43 maddesiyle değiştirilen Ek 19. maddesine göre “Bu kanunun yürürlük tarihinden önce kuruma kayıt ve tescili yapıldığı halde beş yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunanlar beş yıl ve daha fazla süre prim ödemeyenlerin sigortalılıkları, prim ödemesi bulunan sigortalının ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibariyle, prim ödemesi bulunmayan sigortalıların sigortalılığı ise tescil tarihi itibariyle sigortalının müracaatına kadar askıya alınır. Bunu ilişkin usul ve esaslar kurumca belirlenir.”
5510 sayılı Kanunun geçici 17. maddesine göre de “Kendi adına bağımsız çalışanlarla tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, 1479 ve 2926 sayılı kanunlara göre tescilleri yapıldığı halde, bu maddenin yürürlük tarihi itibariyle beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulunanların, bu sürelere ilişkin prim borçlarının ödenmesine ilişkin kurumca çıkarılacak genel tebliğin yayımı tarihini takip eden aybaşından itibaren 6 ay içerisinde ödememeleri halinde, prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibariyle prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibariyle sigortalılığı durdurulur. Prim borcuna ilişkin süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve sürelere ilişkin kurum alacakları takip edilmeyerek, kurum alacakları arasında yer verilemez.
Ancak, sigortalı ya da hak sahipleri daha sonra müracaatları tarihlerindeki 80. maddenin ikinci fırkasına göre belirlenecek prime esas kazanç tutarı üzerinden hesaplanacak borç tutarının tamamını, borcun tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Sigortalılıkları öncekil kanunlara göre durdurulanlar içinde bu maddenin ikinci fıkrası uygulanır.” hükmünü içermektedir.
Hal böyle olunca mahkemece yukarıda anılan maddelere nazara alınarak hüküm fıkrasının infazı kabil hale getirilerek sigortalının ileride her zaman prim ödeyip sigortalı sayılma olasılığı da mümkün olduğuna göre, sigortalının prim ödemelerinin karşılandığı süre belirlenerek sigortalılığın o tarih itibariyle durdurulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde infazı kabil olmayacak biçimde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.09.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.