Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/12689 E. 2010/9379 K. 04.10.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/12689
KARAR NO : 2010/9379
KARAR TARİHİ : 04.10.2010

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1.2.1986-20.11.1992 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava, davacının işverene ait işyerinde 1.2.1986-20.11.1992 tarihleri arasında çalıştığının tesbitine karar verilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, işverenin dava dışı tasfiye halinde …İnşaat ve Ticaret A.Ş. olduğu, davacının davasını bu şirketin ortaklarından Nihal Çelik’e yönelttiği gerekçesiyle davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Yapılan incelemede, davacının çalıştığını ileri sürdüğü işyerinin Nihal Çelik değil (Nihal Çelik’in davacıyı işe alan şirketin ortaklarından biri olduğu) dava dışı tasfiye halinde Sera …İnşaat ve Ticaret A.Ş. ‘ne ait olduğu, husumetin ise şirket ortaklarından Nihal Çelik’e yöneltildiği anlaşılmaktadır.
506 sayılı Yasanın 79. ve 108. maddelerinin uygulanmasında taraf ehliyeti dava şartlarından olup yargılamanın her safhasında resen gözönünde tutulması gerekir.
Davanın hasımda değil, hasmın temsilcisinde yanılma sonucu açılması halinde davanın husumetten red edilmeyip, gerçek temsilciye yöneltilmesi gerektiği Yargıtay’ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının çalıştığı işyerinin Sera İnş ve Tic. A.Ş. olduğu, bu şirketin 19.12.2003 tarihli olağan genel kurulunca tasfiye edilmesine karar verilip, şirket ortağı davalı …’in tasfiye memuru olarak seçildiği, kararın 29.12.2003 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığı, 19.1.2007 tarihli genel kurul toplantısında ise tasfiye bakiyesinin dağıtılmasına, şirketin Ticaret Sicil Memurluğundan terkinine karar verildiği ve bu kararın 31.1.2007 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda yapılacak iş; davanın hasmın temsilcisinin hata sonucu açıldığı gözetilerek davacıya dava dilekçesindeki davalı adını düzeltmesi için önel verilerek davadan sonra tasfiyesi neticelendirilip, Ticaret Sicilden terkin edilen şirket tüzel kişiliğinin yeniden ihyasına gidilerek Sera İnş. ve Tic. A.Ş. tüzel kişiliğine kaşı yargılamanın devamının sağlanması gerekmektedir.
Anonim şirketlerin tasfiyesi Türk Ticaret Kanunu’nun 441-450 maddelerinde düzenlenmiştir.
Anonim şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir. Şayet tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmışsa, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile, anonim şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulü olanaksızdır.

Bir tüzel kişiliğin son bulmasını ifade eden fesih ve tasfiye işlemi, aynı zamanda Borçlar Hukukuna ilişkin bir hukuki işlem olup, bu karar ve işlemin hataya dayanması karşısında gerçek anlamda bir tasfiye işleminden söz edilemez. Hataya veya kasta dayalı, şeklen gerçekleşmiş bir tasfiyenin kaldırılmasının gerek o işlemi gerçekleştirenlerce, gerekse bundan zarar görenlerce istenebilmesi Borçlar Hukukunun temel kurallarından biridir. Buna yönelik düzenlemeye TTK hükümlerinde yer verilmemişse de, TTK’nun 1. maddesi yollaması ile Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde, hataya dayalı bir hukuki işlemin düzeltilmesine olanak tanınması kaçınılmazdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.01.1999 gün ve 1999/10-1-1 sayılı Kararı).
Bu durumda, tüzel kişiliğin yeniden ihyasına gidilerek yargılamanın anonim şirket tüzel kişiliğine karşı devamının sağlanması gerekmektedir.
TTK’nun 224 ve 445. maddelerinde tasfiye memurunun görev ve yetkileri, tasfiyenin nasıl yapılacağı, alacaklıların haklarının nasıl korunacakları açıklanmıştır.
Ayrıca tasfiye halinde bulunan bir şirketten alacaklı bulunan kişilerin, yapılan ilanlara rağmen alacaklarını yazdırmamalarının alacağın düşmesini gerektirmeyeceği hukuksal gerçeği de dikkate alınmalıdır.
Tüzel kişiliği sona eren şirketin ihyası için tasfiye memuru ile Ticaret Siciline husumet yöneltilerek görevli Asliye Ticaret Mahkemesinde ayrı bir dava açılması için davacı tarafa HUMK.nun 39 ve 40. maddeleri hükümleri uyarınca uygun bir önel verilmelidir. Dava açıldığı, takdirde ve alınacak sonuca göre eldeki davaya devam edebilme olanağı bulunduğu belirlendiğinde, tüzel kişiliğe tebligat yapılarak, usulüne uygun şekilde taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına girilerek davanın sonuçlandırılması gerekir.
O halde kararı temyiz eden davacının bu yönleri amaçlayan etmyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalıların öteki itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 4.10.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.