Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/13499 E. 2011/361 K. 24.01.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/13499
KARAR NO : 2011/361
KARAR TARİHİ : 24.01.2011

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalılardan … A.Ş.’nin tüm temyiz itirazlarının reddine,
2-Davalılar,…ve … Ltd Şt.’nin temyizine gelince;
Dava iş kazası sonucu oluşan işgöremezlik nedeniyle davacının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davacı, maddi tazminat istemini müteselsil sorumluluk esasına göre işveren ve kazaya karışan diğer davalı ve onun işverenine yöneltmiştir. Bu yönüyle davalıların Borçlar Kanunu’nun 51. maddesinde düzenlenen eksik teselsül hükümlerine göre davacıya karşı sorumlu oldukları ortadadır. Borçlar Kanunu’nun 51. maddesi hükmü gereğince borçlulardan her biri borcun tamamından tek başına sorumlu olduğundan, borçlulardan birisinin borcunun zaman aşımına uğramış olması alacak miktarına etkili değildir. Bu kuralın doğal bir sonucu olarak da zaman aşımı def’inden ancak kendi borcu zaman aşımına uğramış olan borçlu yararlanabilir ve her davalıya kendi hukuki durumlarına uygun zaman aşımı süresi uygulanır.
Davacı vekilinin ıslah istemine karşılık davalılar tarafından zamanaşımı def’inde bulunulmuştur.
Borçlar Kanunu’nun 41. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan zararın tazmini istemi ile açacağı davaların, zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 1 ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğu belirtilmiştir. Buna karşılık, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/1. maddesinde “motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar.”, aynı Yasanın 109/2 maddesinde ise, “dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.” hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu maddenin özellikle 2. fıkrasında, “dava cezayı gerektiren bir fiilden doğarsa” ifadesi ile kanun koyucu taraf ayrımı yapmaksızın (davacı, davalı veya dava dışı üçüncü kişi) yapmış olduğu fiil cezayı gerektiriyor ise uzamış ceza zamanaşımı uygulanacağı ifade edilmiştir.
Görüldüğü gibi, Borçlar Kanunu’nun 60. ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/2. maddesindeki düzenlemeler, zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbirine paraleldir. Aralarındaki tek fark, zamanaşımı süresinin, trafik kazalarından doğan tazminat talepleri bakımından bir yıl yerine, iki yıl olarak öngörülmesidir.
2918 sayılı Yasa’nın anılan madde hükmünde, gözden kaçırılmaması gereken husus, Ceza Kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece eylemin Türk Ceza Kanunu’na göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Bu düzenlemenin iki ayrı sonucu bulunmaktadır: Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; bunun dışında, fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı, hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlulular (örneğin işleten) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.10.2001 gün ve 2001/19-652-705, 16.04.2008 gün ve 2008/4-326-325 sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir.).
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, somut olayda trafik kazası 31.07.2003 tarihinde meydana gelmiş olup, davacı vekili 19.03..2009 tarihli ıslah dilekçesi ile tazminat miktarını artırmış, buna karşılık davalılardan …ve işveren şirket vekili süresinde ıslah talebine karşılık zamanaşımı def’inde bulunmuştur.
Olay tarihinde yürürlükte bulunan Türk Ceza Kanunu’nun 455/1. maddesindeki fiiller için Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesinde öngörülen zamanaşımı 5 yıldır, bu durumda mahkemece, ıslah dilekçesi ile artırılan miktarın zamanaşımına uğrayıp, uğramadığı tartışılmadan ve davalılar vekilinin zamanaşımı def’ine karşı, olumlu yada olumsuz bir karar verilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 24.01.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.