YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/14457
KARAR NO : 2010/13069
KARAR TARİHİ : 23.12.2010
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 435/2. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Yerel Mahkemece, kararın davalının yüzüne karşı tefhim edildiği,davalı tarafından temyiz süresi içinde kararın temyiz edildiği, Mahkemenin 796.50 TL bakiye karar harcını 10.09.2009 tarihinde davalıya tebliğ edilen muhtıra ile istediği, davalı tarafından harcın yatırılmaması nedeniyle davalı temyizinin reddine karar verildiği, davalının bu kararı temyiz ettiği anlaşılmıştır. O halde, bu yön üzerinde özellikle durulmalıdır. 492 sayılı Harçlar Kanununda değişiklik yapan 23.07.2010 tarihli 6009 sayılı Yasanın 18-a fıkrasınca;bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olması kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmez. Hal böyle olunca davalının temyizinin kabul edilmesi gerekirken reddi doğru değildir.Mahkemenin 07.10.2009 tarihli temyizin reddi kararının kaldırılarak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 432/son maddesi gereğince davalının temyiz itirazlarının incelenmesine geçildi;
2-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine.
3-Davacı, iş kazası sonucu uğradığı maddi ve manevi zararın giderilmesini istemiştir.
Mahkemece,davacının maddi zararı Sosyal Güvenlik Kurumunca karşılandığından reddine, 20.000.00 TL manevi tazminatın 24.02.2005 olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Birçok Yargıtay kararında vurgulandığı üzere, alacaklının alacak hakkından vazgeçmesini ve bu surette borçlunun borçtan kurtulmasını kapsayan akde “ibra” denir.İbra alacağın tasfiyesini içeren tasarrufi bir sözleşmedir. Konu ile ilgili doğrudan amir bir hüküm bulunmaması nedeniyle sorunun çözümlenmesinin ibranın doğruluk ve güven kuralına aykırı olmaması gereğine sıkı sıkıya sarılarak halledilmesinde yarar vardır.
Maddi zararı ve kusur oranı hakkında kesin fikir sahibi olması mümkün olmayan hak sahiplerinin olaydan sonra verdikleri genel ve soyut açıklamayı içerdiği kuşkusuz olan ibranameyi tümden geçerli saymak İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Mevzuatının temel ilkelerine uygun düşmeyecektir.
Kural olarak işçiye veya hak sahiplerine yapılmış ödemenin bu miktar ile sınırlı olmak üzere bağlayıcılığı asıldır. Gerçek anlamda ödemeden söz edebilmek için tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunmaması koşuldur. Başka bir anlatımla ödemenin yapıldığı tarihteki verilerle hesaplanan tazminat ile ödenen miktar arasında açık oransızlık bulunmaması koşuldur. Ödemenin yapıldığı tarihteki verilerle hesaplanan tazminat ile ödenen miktar arasında açık oransızlığın bulunduğu durumlarda yapılan ödeme makbuz niteliğinde kabul edilebilir. Bu durumda ödemenin yapıldığı tarih gözönünde tutularak davacının karşılanmayan zararının uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanması, böylece hesaplanacak miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunup bulunmadığını denetlemek, açık oransızlığın bulunması durumunda maddi tazminata ilişkin ödemeyi “kısmi ifayı içeren makbuz” niteliğinde kabul etmek ve yapılan ödemenin ödeme tarihindeki gerçek zararı hangi oranda karşıladığını saptamak, son verilere göre hesaplanan tazminat miktarından, yasal indirimler yapılmak suretiyle belirlenecek karşılanmayan zarardan davalı tarafın ödeme yapılan tarihe göre zararı karşılandığı oranda indirim yapmak, daha sonra kalan miktara hükmetmek gerekir. Açık oransızlığın bulunmadığının tespiti halinde maddi tazminat talebinin tümden reddine karar vermek gerekir.
Hukuka aykırı bir eylem yüzünden çekilen elem ve üzüntüler o tarihte duyulan ve duyulması gereken bir haldir. Başka bir anlatımla, üzüntü ve acıyı zamana yaymak suretiyle manevi tazminatın bölünmesi, yeniden dava konusu yapılarak miktarının artırılması olanağı yoktur. Niteliği itibariyle manevi tazminat bölünemez. Bir defada istenilmesi gerekir. Yargıtay Genel Kurulunun 25.09.1996 gün ve 1996/21-397-637 sayılı kararı ile 13.10.1999 gün ve 1991/21-684-818 sayılı kararı da bu yöndedir.
Davalı işveren tarafından, mahkemeye sunulan bila tarihli “ibraname” başlıklı belgede davacının geçirdiği iş kazası nedeniyle maddi ve manevi zararları ile tazminatlarının 20.04.2005 tarihinde elden 1.800.00 TL, 25.04.2005 tarihli 250.00 TL tutarlı çek ve 26.04.2005 vadeli 1.750.00 TL tutarlı çek ile toplam 3.800.00 TL olarak işveren tarafından karşılandığını , davalı şirket ile sulh olduklarını, tedavilerinin eksiksiz yapıldığını,hiçbir tazminat ve alacağının kalmadığını,işveren aleyhine herhangi bir şikayet ve tazminat davası açmayacağını beyan ve imza ettiği, manevi tazminata ilişkin haklarını aldığı anlaşılmaktadır. Buna göre davacı düzenlenen ibranamede açıkça maddi ve manevi tazminat karşılığını 3.800.00 TL olarak aldığını kabul etmiş olduğuna göre ve bundan sonra manevi tazminat isteyemeyeceğinin kabulüyle mahkemece manevi tazminat talebinin reddi gerekirken, davacı yararına 20.000.00 TL manevi tazminata hükmedilmesi doğru değildir.
Maddi tazminat hesabında pasif dönem zararının günün yasal asgari ücreti üzerinden hesap edilerek maddi zarara dahil edilmesi gerekir ise de davacı temyizi bulunmadığından bu durum bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılacak iş, davacının manevi tazminat talebini reddetmek, davalı işveren tarafından davacıya yapılan ödemelerin ne kadarının maddi tazminat ,ne kadarının da manevi tazminat karşılığı alındığını davacıdan sormak,davacının bildireceği maddi tazminat miktarını dikkate alarak, ödemenin yapıldığı tarihteki veriler esas alınarak gerçek zararını saptamak, böylece tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunup bulunmadığı denetlenmek, açık oransızlığın bulunması durumunda, ödenen miktarı “kısmi ifayı içeren makbuz” niteliğinde kabul etmek ve ödenen tutarın ödeme tarihindeki gerçek zararı hangi oranda karşıladığını saptamak, son verilere göre hesaplanan tazminat miktarından, yasal indirimler yapılmak suretiyle belirlenecek gerçek zarardan davacı tarafın ödeme yapılan tarihe göre zararının karşılandığı oranda indirim yapmak, daha sonra kalan miktara hükmetmek,açık oransızlığın bulunmadığının tespiti halinde ise maddi tazminat talebinin reddine karar vermek,hesaplama sonunda maddi zararın varlığı tesbit edilirse, verilen kararı davacının temyiz etmediği dikkate alınarak, davalı yönünden oluşan usuli kazanılmış hak durumu gözetilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidır.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 23.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.