Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/14818 E. 2010/11267 K. 11.11.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/14818
KARAR NO : 2010/11267
KARAR TARİHİ : 11.11.2010

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, 23.1.2005 gün ve 1253 sayılı yersiz işlemin iptaline, borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Davacı, 01/02/2001 tarihinde 506 sayılı Yasaya tabi çalışmaları, 1479 sayılı Yasaya tabi çalışmaları ve askerlik borçlanması toplamı 5070 gün üzerinden Sosyal Güvenlik Kurumuna devredilen Sosyal Sigortalar Kurumunca yaşlılık aylığı bağlandığını, daha sonra 1479 sayılı Yasaya tabi 1715 gün olan sigortalılık süresinin meslek odası kayıtlarının usulsüz tutulduğu gerekçesiyle Kurumca 1383 güne düşürüldüğü, yaşlılık aylığı şartları oluşmadığından bağlanan aylığının iptal edilerek fuzuli ödenen aylıkların faizi ile geri talep edildiğini ve icra takibi başlatıldığını,oluşan durumda bir sorumluluğunun bulunmadığını, maddi hatanın davalı Kurumdan kaynaklandığını, Borçlar Kanununun 63. maddesi gereği iyi niyetli davacının ödeme yükümlülüğü bulunmadığını ileri sürerek, Sosyal Güvenlik Kurumunun 23/01/2005 gün ve 1253 sayılı yersiz ödemeye ilişkin işleminin iptali ile borçlu olmadığının tesbitini talep etmiştir.
Mahkemece istemin reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının, 28.08.1997 tarihli giriş bildirgesine göre 28.02.1991 tarihinde başlayan oda kaydına dayalı olarak 28.02.1991 tarihi itibarıyla 1479 sayılı Yasa kapsamında zorunlu … sigortalısı olarak re’sen kayıt ve tescilinin yapıldığı, Kurumca oda kaydının silindiğine dair Yönetim Kurulu kararı bulunmadığından bahisle 28.02.1991-30.03.1995 ve 01.12.1995-04.08.1996 tarihleri arasında sigortalı olarak kabul edilip sigortalılık süresi 1715 gün olarak Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirildiği, davacının 17.09.1997 tarihinde 96.560.000 TL prim ödemesi olduğu,Kurumca iptal edilen sigortalılık sürelerinin primlerinin de bu ödeme kapsamında tahsil edildiği, 19.41 TL fazla prim ödemesinin olduğu, Şanlıurfa Elektrikçiler ve Radyocular Odasına 28.02.1991-01.01.1995 arası kaydının olduğu, 17.06.1974-31.12.1990 tarihleri arasında kesintili olarak, 01.04.1995-30.11.1995 tarihleri arası ve 05.08.1996-31.01.2001 tarihleri arası toplam 2755 gün 506 sayılı Yasaya tabi sigortalılık süresi bulunduğu,ayrıca aylık kesildikten sonra, 10.02.2006-2006/7.ay arası 169 gün 506 sayılı Yasaya tabi sigortalılığının olduğu, 31.01.2001 tarihinde tahsis talebinde bulunduğu, 01.02.2001 tarihinden itibaren 2755 gün 506 sayılı Yasaya tabi, 600 gün askerlik borçlanma süresi ve 1715 gün 1479 sayılı Yasaya tabi hizmetleri üzerinden toplam 5070 gün üzerinden yaşlılık aylığı bağlandığı, 20.10.2005 tarihli müfettiş raporuna dayanılarak, davacının odanın üye kayıt defterinin terk tarihi kısmında 01.01.1995 tarihinin yazması ve 1996 yılı oda hazırun cetvelinde isminin bulunmaması nedeniyle oda kaydının 01.01.1995 tarihinde bittiği kabul edilerek sigortalılık süresinin 28.02.1992-01.01.1995 tarihleri arasında kabul edildiği ve 1383 gün olarak Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirildiği, aylık şartları oluşmadığından bağlanan aylık iptal edilerek 18.01.2006 tarihi itibariyle yersiz ödenen aylıklar ve faiziyle birlikte 27.123.95 TL’nın ödenmesinin talep edildiği anlaşılmaktadır.
01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren, 1479 sayılı yasanın 24. maddesi ilk şekliyle, sigortalılığın oluşumu için, kendi ad ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmesi yanında, ayrıca, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu da aramıştır. Bu kuruluşlara kayıt tarihi ise, sigortalılığın başlangıcı yönünden, yasal karine kabul edilmiştir. 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı yasa, …’lu olabilme yönünden, söz konusu 24. maddenin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu kaldırmış, sadece yasanın temel ilkesi olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda, sigortalılığın oluşacağını yeterli görmüştür. Buna karşın, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Yasa bağımsız çalışanların sigortalı olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğünü öngörmüş, vergiden muaf olanların da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmaları durumunda yine sigortalı sayılacaklarını kabul etmiştir. Nihayet, 22.03.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı Yasa, sigortalılığa karine yönünden vergi kaydının, bu kaydın bulunmaması veya vergiden muaf olunması halinde, esnaf ve sanatkar sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kayıtlarının esas alınacağını belirlenmiştir.
Somut olayda, davalı Kurumca iptaline karar verilen 01.01.1995-30.03.1995 ve 01.12.1995-04.08.1996 tarihleri arasındaki döneme ilişkin primler davalı Kurumca 17.09.1997 tarihinde 96.560.000 TL olarak tahsil edilerek uzun süre kullanılmıştır. Davacıyı kendi hatalı işlemi nedeniyle yıllarca sigortalı sayan Kurumun davacıya sigortalı olduğu inancını verdikten ve yaşlılık aylığı bağladıktan sonra yaptığı yanlışlığın farkına vararak sigortalılık süresini indirmesi ve yaşlılık aylığını iptal etmesi iyiniyetten uzaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1.10.1997 gün 1997/10-578 E. ve 1997/758 K. sayılı Kararında da belirtildiği üzere davacının sosyal güvenlik hukuku ilkeleri ve M.K’nun 2. maddesi gereği olarak primleri tahsil edilen sürelerde zorunlu sigortalı olarak kabul edilmesi gerekir. Hal böyle olunca,mahkemece davacının Kurumca davacının sigortalı sayıldığı süreler dışında 01.01.1995-30.03.1995 ve 01.12.1995-04.08.1996 tarihleri arasında da 1479 sayılı Yasa kapsamında zorunlu … sigortalısı sayılması ve buna aykırı işlemin iptal edilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
Yapılacak iş, davacının, Kurumca sigortalı sayıldığı süreler dışında 01.01.1995-30.03.1995 ve 01.12.1995-04.08.1996 tarihleri arasında da 1479 sayılı Yasa kapsamında zorunlu … sigortalısı olduğunu kabul ederek borçlu olmadığının tesbiti ile buna aykırı Kurum işlemlerinin iptaline karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 11.11.2010 gününde oy birliği ile karar verildi.