Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/14858 E. 2010/10722 K. 02.11.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/14858
KARAR NO : 2010/10722
KARAR TARİHİ : 02.11.2010

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, … sigortalılığının 6 yıl 6 gün olarak tespiti ile fazla günlerin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

KARAR

Davacı vekili, davacının 1479 sayılı Yasa kapsamında 6 yıl 6ay dışında sigortalılık süresi bulunmadığının tesbiti ile fazla gösterilen Bağ Kur sigortalılık süresinin iptalini talep etmiş, mahkemece davacı vekilinin yüzüne karşı verilen kısa kararda davacının 01.08.1989 tarihinden sonra 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı sayılmaması gerektiğinin tesbitine karar verildiği ve gerekçeli kararın gerekçesinde de 01.08.1989 tarihinden sonra kendi nam ve hesabına bağımsız çalışmasının bulunmadığına değinildiği halde, hüküm fıkrasında kısa karar ve gerekçe ile çelişki yaratacak şekilde davacının 01.08.1989 tarihinden sonra 1479 sayılı yasa kapsamında sigortalı sayılması gerektiğinin tesbitine karar verilmiştir.
Bir başka deyişle duruşmada tarafların yüzüne karşı tefhim edilen kısa karar ile mahkeme kararının gerekçesi hüküm fıkrası ile açık çelişki halindedir.
TC Anayasasının 141. maddesinin 3.fıkrasında ; bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli yazılması gerektiği vurgulanmıştır. HUMK nun 388/son fıkrasında ise “Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer,açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” hükmüne yer verilmiştir.
Anılan maddelerin açık hükmü gereği hüküm fıkrası ile gerekçenin de çelişkili olmaması kabul ve red olunan hususların açıkça ve şüphe ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde gerekçe ve hükümde bulunması gerekir.
Öte yandan Hakimin son oturumda tutanağa yazdırıp tefhim ettiği karar, esas karar olup, sonradan yazılan gerekçeli kararın bu karara aykırı olmaması gerekir. Oysa zaptın09.03.2009günlü oturumda tefhim edilen kısa karar ile, gerekçeli kararın hüküm fıkrasının aykırı olduğu zaptın ve Kararın incelenmesinden açıkca anlaşılmaktadır. Konuyla ilgili 10.4.1992 günü ve 991/7 Esas, 1992/4 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bu aykırılığın giderilmesi suretiyle gerçeğe ve hukuka uygun bir karar verilmesi gereği açıktır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halda davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalıların öteki itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 02.11.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.