YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/15433
KARAR NO : 2010/11657
KARAR TARİHİ : 29.11.2010
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, 13.7.1997 tarihinde davalı işyerinde geçirdiği kazanın iş kazası olduğunun ve işyeri gürültüsünden dolayı duyu yitimine uğradığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılardan kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı, 13.7.1997 tarihinde davalı işyerinde geçirdiği olayın iş kazası olduğunun ve işyeri gürültüsünden dolayı duyu yitimine uğradığının ayrıca işverenin kusurunun tespitini istemiştir
Mahkemece davanın kısmen kabulü ile davacının davalı işyerinde 13.7.1997 tarihinde geçirdiği olayın iş kazası olduğunun tespitiyle fazla talebin reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, Karaman Ticaret Sicil Memurluğu’nun 1.10.2009 havale tarihli yazısında davalı gösterilen Kurşunlu Emaye Soba ve San Ltd Şti ‘nin 2.4.2003 tarihinde tasfiyeye girdiği ve 6.7.2004 tarihinde şirketin tüzel kişilinin sona ermesi ile sicilden terkin edildiğinin bildirildiği görülmüştür
Olayın iş kazası sayılması gerektiğinin tesbitine ilişkin davanın asıl amacı, 506 sayılı Yasa gereğince sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanmasının teminine yöneliktir. Ancak gelir bağlanmasa bile sigortalının tedavi gideri gibi başka sigorta kollarından yardım talebinde bulunma olasılığıda vardır. Diğer yandan bir sosyal sigorta olayının iş kazası sayılıp sayılmaması işverenin dahi hak alanını ilgilendirir. Zira işveren kusurlu ve de olayda iş kazası ise, kurum bağladığı gelirin peşin değerini işverenden isteyebileceği gibi sigortalı da SGK tarafından karşılanmayan zararının tazminini işverenden isteyebilecektir. Bu yönüyle işverenin davaya taraf olması gerekir. Somut olayda ise davalı limited şirketin dava tarihinden önce 6.7.2004 tarihinde tasfiye süreci tamamlanarak tüzel kişiliği sona erdiğinden artık davada taraf olamayacağı da açıktır.
Kural olarak dava tarihinden önce tüzel kişiliği sona eren tüzel kişiye karşı dava açılamaz. Dava tarihinden önce tüzel kişiliği sona eren tüzel kişiye karşı dava açılması halinde mahkemenin davalının taraf ehliyetinin bulunmadığını öğrenmesi üzerine davayı dava şartı bulunmadığından re’sen reddetmesi gerekir. Temel kural bu olmakla birlikte bu kurala getirilen birkaç istisnadan birisi de kamu düzenini ilgilendiren ve işverenle SGK arasında zorunlu dava arkadaşlığının bulunduğu hizmet tespiti, iş kazasının tespiti, maluliyet oranının tespiti gibi davalardır. Dava bu nedenle reddedilmez ve tüzel kişi ihya ettirilmek suretiyle davaya devam edilir. Limited şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir. Şayet, tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmışsa, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile, limited şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulü olanaksızdır.
Bir tüzel kişiliğin son bulmasını ifade eden fesih ve tasfiye işlemi, aynı zamanda Borçlar Hukukuna ilişkin bir hukuki işlem olup, bu karar ve işlemin hataya dayanması karşısında gerçek anlamda bir tasfiye işleminden söz edilemez. Hataya veya kasta dayalı, şeklen gerçekleşmiş bir tasfiyenin kaldırılmasının gerek o işlemi gerçekleştirenlerce, gerekse bundan zarar görenlerce istenebilmesi Borçlar Hukukunun temel kurallarından biridir. Buna yönelik düzenlemeye TTK hükümlerinde yer verilmemişse de, TTK’nun 1. maddesi yollaması ile Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde, hataya dayalı bir hukuki işlemin düzeltilmesine olanak tanınması kaçınılmazdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.01.1999 gün ve 1999/10-1-1 sayılı Kararı).
TTK’nun 224 ve 445. maddelerinde tasfiye memurunun görev ve yetkileri, tasfiyenin nasıl yapılacağı, alacaklıların haklarının nasıl korunacakları açıklanmıştır.
Ayrıca, tasfiye hainde bulunan bir şirketten alacaklı bulunan kişilerin yapılan ilanlara rağmen alacaklarını yazdırmamalarının alacağın düşmesini gerektirmeyeceği hukuksal gerçeği de dikkate alınmalıdır.
Bu durumda, tüzel kişiliğin yeniden ihyasına gidilerek yargılamanın limited şirket tüzel kişiliğine karşı devamının sağlanması gerekmektedir.
Tüzel kişiliği sona eren şirketin ihyası için tasfiye memuru ile Ticaret Siciline husumet yöneltilerek görevli Asliye Ticaret Mahkemesinde ayrı bir dava açılması için davacı tarafa HUMK.nun 39 ve 40. maddeleri hükümleri uyarınca uygun bir önel verilmelidir. Dava açıldığı, takdirde ve alınacak sonuca göre eldeki davaya devam edebilme olanağı bulunduğu belirlendiğinde, tüzel kişiliğe tebligat yapılarak, usulüne uygun şekilde taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına girilerek davanın sonuçlandırılması gerekir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı Kurumun öteki itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 29.11.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.