YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/15468
KARAR NO : 2010/11412
KARAR TARİHİ : 22.11.2010
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, kurum kayıtlarında yanlış yazılan baba adının ve doğum tarihinin nüfus kayıtlarına uygun olarak düzeltilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı 0101009087525 SGK sigorta sicil numarasındaki kayıtlarda baba adının… yerine …, doğum tarihinin ise 29/11/1949 yerine 01/07/1956 olarak hatalı yazıldığını ileri sürerek bu sicil dosyasındaki hizmetlerin kendisine ait olduğunun tespitini istemiştir .
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı Kurum tarafından işlemin davalı Kurumun Adana İl Müdürlüğü işleminden kaynaklandığı bildirilerek süresi içinde yetki itirazında bulunulmuştur.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, Adana Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü’nün davacının müracaatı üzerine yazdığı anlaşılan 18.3.2008 tarihli yazısında; Adana Sigorta İl Müdürlüğünün 9087525 sigorta numarasında … oğlu Urfa –Eskihara 1956 doğumlu…adında başak bir kişinin kayıtlı olduğu bu kaydın davacıya ait olduğu iddiası karşısında ise ancak iş mahkemesinden getirilecek bir kararla işlem yapılabileceğinin bildirildiği anlaşılmaktadır.
Davacının yasal dayanağı 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesidir. Hal böyle olunca uyuşmazlığın 506 sayılı Yasa’dan kaynaklandığı ve yetki sorununun 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesi ile yollamada bulunduğu HUMK’nun 17. maddesi gereğince çözümlenmesi gerektiği açıktır.
Somut olayda dava Şanlıurfa İş Mahkemesinde açılmıştır . 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 5. maddesinde, “İş mahkemelerinde açılacak her dava, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği”, 15. maddesinde ise “Bu Kanunda sarahat bulunmıyan hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerinin uygulanacağı” bildirilmiştir.Genel yetki kuralı dışında düzenleme öngörülmemiş olması karşısında, HUMK’da yer verilen özel yetkiye ilişkin düzenlemelerin İş Mahkemelerinin yetkisinin belirlenmesinde dikkate alınması gerekmektedir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 17. maddesinde hakiki veya hükmi bir şahsın muhtelif mahallerde şubeleri bulunduğu takdirde o şubenin muamelesinden dolayı iflas davası müstesna olmak üzere o şubenin bulunduğu mahalde dahi dava açılabileceği düzenlenmiştir.
Bu yetki kuralı kamu düzenine ilişkin olduğundan, yetki itirazı ilk itirazlardan değildir. Taraflar yargılamanın her aşamasında yetki itirazında bulunabileceği gibi mahkemede her zaman kendiliğinden yetkili olup olmadığını inceler.
Somut olayda davacının kendisine ait olduğunu iddia ettiği 9087525 SGK sicil numarasındaki kaydın başkasına ait olduğunu ancak getirilecek mahkeme kararı ile davacının talebinin değerlendirilebileceğine dair işlemi yapan yerin Adana Sosyal Güvenlik İl Müdürülüğü olduğu açıktır. Tüzel kişilere karşı açılacak davalarda genel yetkili mahkeme, tüzel kişilerin yerleşim yerinin, yani merkezinin bulunduğu yer mahkemesi olmakla birlikte, şube işlemleri nedeniyle açılacak dava, taraf olarak bağlı bulunulan merkez davalı gösterilerek, şubenin bulunduğu yerde de açılabilir. “Kurum adına işlem yapmaya yetkili bulunmak” şubenin tanımından ortaya çıkan bir sonuç olup, şubenin bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olması için tek başına yeterli değildir. Şubenin bulunduğu yer yetkisi, o şubenin yapmış olduğu işlemlerden, davacıya ait işlemlerin yürütülmesinden doğan uyuşmazlıklarda geçerli olacağı Hukuk Genel Kurulu’nun 16.4.2008 tarih 2008/10-39 Esas ve 2008/334 sayılı Kararı’nda açıkça belirtilmiştir
Bu durumda mahkemece davaya bakmaya Adana İş Mahkemesi yetkili olduğundan yetkisizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar vermek gerekirken işi esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozmanın niteliğine göre davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 22.11.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.