YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/16768
KARAR NO : 2011/292
KARAR TARİHİ : 20.01.2011
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacılar iş kazası sonucu malüliyetten doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava,02.04.2007 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu %13 oranında iş göremez duruma düşen davacı sigortalının uğradığı maddi ve manevi zararlarının ve kazalı sigortalının eşi olan davacı …’un uğradığı manevi zararların giderilmesi istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulü ile, 2.553.30 TL maddi ve 10.000.00 TL manevi tazminatın 02.04.2007 olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, karar verilmişir.
Zararlandırıcı olaya maruz kalan işçinin 02.04.2007 tarihinde iş kazası geçirdiği, Sosyal güvenlik Kurumunun % 13 oranında sürekli işgöremezliğe uğradığından bahisle sigortalı davacıya gelir bağladığı dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işveren, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanununun 77.maddesinin açık buyruğudur.
Somut olayda,iş kazası olayı ile ilgili olarak düzenlenen 18.03.2009 tarihli kusur bilirkişi raporunda işverenliğin % 50 , kazalının % 50 oranında kusurlu olduğu, 22.06.2009 tarihli kusur raporunda ise işverenliğin %60, kazalının ise %40 oranında kusurlu olduğu belirlenmiştir.Bu duruma göre kusurun aidiyeti ve dağılımı açısından aynı olay nedeniyle farklı değerlendirmelerinin bulunduğu ortadadır. Mahkemece kusur raporları arasındaki çelişki giderilmeden 22.06.2009 tarihli kusur raporu esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olmuştur.
Öte yandan, dava, nitelikçe Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından karşılanmayan zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Bu nedenle, mükerrer ödemeyi ve haksız zenginleşmeyi önlemek için Kurum tarafından sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanan peşin sermaye değerinin Kurumdan sorularak, bildirilen miktarın en son zarardan indirilmesi suretiyle tazminatın saptanması gerektiği, Yargıtay’ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.Mahkemece, davacı kazalı sigortalıya davaya konu iş kazası nedeniyle gelir bağlandığı Sosyal Güvenlik Kurumunca bildirilmiş olup, tesbit edilen maddi zarardan 17.11.2009 hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan artışlara göre hesaplanan tüm peşin sermaye değeri Kurumdan sorularak bildirilen bu peşin sermaye değerlerinin indirilmesi gerekirken, 21.01.2009 tarihine kadar hesaplanan peşin sermaye değerinin hesaplanan maddi zarardan indirilmiş olması hatalı olmuştur.
Ayrıca, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 388. maddesinde; Karar aşağıdaki hususları kapsar:1. Kararı veren mahkeme ile hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin ad ve soyadları ve sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa kararın hangi sıfatla verildiği,2. Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri,3. İki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep,4. Hüküm sonucu ile varsa kanun yolu ve süresi,5. Kararın verildiği tarih ve hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin imzaları,Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir, 389.maddesinde; Verilen karar ile iki tarafa tahmil ve bahşedilen vazife ve haklar şüphe ve tereddüdü mucip olmıyacak surette gayet sarih ve açık yazılmalıdır,hükümleri düzenlenmiştir.Verilen kararda, hüküm altına alınan manevi tazminatın davacıya verilmesine şeklinde hüküm kurularak davacılardan … yararına mı yoksa … yararına mı manevi tazminata hükmedildiği açıkça belirtilmeyerek infazda tereddüt oluşturacak şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Yapılacak iş; işçi sağlığı-iş güvenliği konularında uzman ehil bilirkişi kuruluna konu yeniden inceletilerek, İş Kanununun 77.maddesinin öngördüğü koşullar ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliğinin ilgili maddeleri de göz önünde tutularak işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde değerlendirilerek, kusurun aidiyeti ve oranına ilişkin rapor alarak kusur raporları arasındaki çelişkiyi gidermek, 4447 sayılı Yasanın16.maddesiyle 506 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 38. maddesi gereğince hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan artışlara göre hesaplanan tüm peşin sermaye değerini Kurumdan sormak ve bildirilen miktarı hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan ücret artışları nazara alınarak hesaplanan tazminattan indirmek, bu konuda davalı yararına oluşan usuli kazanılmış hakkı gözetmek, hüküm altına alınan manevi tazminatın hangi davacı yararına olduğunu açık,şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde göstererek sonuca göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 20.01.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.