YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/2489
KARAR NO : 2010/1870
KARAR TARİHİ : 23.02.2010
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı,davalı işveren nezdinde 21.5.2001-2.12.2004 tarihleri arası çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacının davalı işverenlere ait pide fırını işyerinde 21.5.2001 tarihi ile 2.12.2004 tarihleri arasında geçen, davalı Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tesbiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının sigortalı olduğu dönem dışında kalan davalı işverenlere ait işyerinde 21.5.2001-2.12.2004 tarihleri arasında çalıştığının tesbitine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davalı işverenlerden …’a ait (1004520) sicil nolu iş yerinde 2.12.2004 tarihinde işe girdiğine dair işe giriş bildirgesi verildiği, 2.12.2004-31.12.2004 tarihleri arasında 30 gün bildirimde bulunulduğu, işyerinin işveren … adına 2.12.2004 tarihinde fırın işletmesi olarak kapsama alındığı, işyerinde yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen müfettiş raporunda davacı ile birlikte üç çalışanın işyerinde çalıştıkları ve sigortalı sayılmaları ile, işyerinde 20.5.2001 tarihinde sigortalı işçi çalışmaya başlamış ise de; tespit tarihi olan 2.12.2004 tarihi itibariyle işyerinin … adına kapsama alınmasının değerlendirildiği, 2004/12. dönem bordrosunun verildiği,işverence ücret bordrosunun düzenlenmediği anlaşılmaktadır.
Gerçekten, davacının işyerindeki çalışmaları 2.12.2004 tarihli davacının imzasını taşıyan işe giriş bildirgesi ile Kuruma kısmi olarak bildirilmiş ve bildirime uygun olarak primleri ödenmiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79/10.maddesinde bu tür hizmet tesbiti davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında resmi belge ve yazılı delillerin bulunması sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması halinde somut bilgilere dayanması inandırıcı olmaları koşuluyla bordro tanıkları veya iş ilişkisini bilen komşu işyeri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen diğer tanıklarla dahi sonuca gitmek mümkündür.
Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır. Gerçekten ifadesi hükme dayanak alınan tanıklar davacıyla birlikte bu işyerinde çalışan kayıtlara geçmiş kişilerden ise de; tanıkların sadece 2004 yılı Aralık ayına ilişkin bildirimlerinin olması ile, diğer tanıkların da aynı çevrede benzer işi yapan başka işverenlerin çalıştırdığı ve bordrolara geçmiş kimselerden olmadıklaı bellidir. Mahkemece yaptırılan zabıta araştırmasında tespit edilen komşu işyeri çalışanları olduğu halde dinlenmemişlerdir. Bu bakımdan tanık sözleri çalışma olgusu yönünden somut olgulara dayanmamakta soyut düzeyde kalmaktadır. Giderek, tanık sözlerinin inandırıcı güç ve nitelikte olduğu söylenemez.Yapılacak iş; varsa tespiti istenen dönemlere ilişkin dönem bordrosu getirtilerek davacı ile aynı işyerinde çalışan varsa kayıtlı tanıkların yoksa, daha önce mahkemece yaptırılan zabıta araştırmasında tespit edilmiş Gül lokantası ve Türkiyem fırını işverenleri veya çalışanları ile yeterli olmadığı taktirde zabıtaca tespit ettirilecek işyerine komşu olan başkaca işyerlerinde çalışan kayıtlı komşu işyeri çalışanları dinlenmek suretiyle, çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak, gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2, 6, 9 ve 79/8. maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 23.02.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.