Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/5947 E. 2010/4531 K. 20.04.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/5947
KARAR NO : 2010/4531
KARAR TARİHİ : 20.04.2010

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı,davalı işveren nezdinde 1.11.1995-31.5.2005 tarihleri arası çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava, davacının davalı işverene ait (1013046) nolu işyerinde 01.11.1995-31.05.2005 tarihleri arasında geçen, davalı Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tesbiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, istemin tümden reddine karar verilmiş ise de; varılan bu sonuç eksik incelemeye dayalı olup usul ve yasaya aykırıdır.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davalı işverence davacının (1013046) sicil nolu iş yerinde 20.1.1998 tarihinde işe girdiğine dair işe giriş bildirgesi verildiği, işyerinden 20.1.1998-15.11.1998 tarihleri arası 208 gün 1.3.1999-3.5.1999 tarihleri arası 42 gün, 15.5.2005-31.5.2005 tarihleri arası 17 gün bildirimde bulunulduğu, davalı işyerinin 5.4.1994 tarihinde yasa kapsamına alındığı dosya arasında bulunan “çalışanların hesap defteri” adlı defterde 2.10.1999-31.11.2000 tarihleri arası değişik tarihlerde … … … adıyla davacıya yapılan işin miktarı karşılığı ödemelerin yazılı olduğu anlaşılmaktadır.
Gerçekten, davacının işyerindeki çalışmaları 20.1.1998 tarihli davacının imzasını taşıyan işe giriş bildirgesi ile Kuruma kısmi olarak bildirilmiş ve bildirime uygun olarak primleri ödenmiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79/10.maddesinde bu tür hizmet tesbiti davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında resmi belge ve yazılı delillerin bulunması sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması halinde somut bilgilere dayanması inandırıcı olmaları koşuluyla bordro tanıkları veya iş ilişkisini bilen komşu işyeri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen diğer tanıklarla dahi sonuca gitmek mümkündür.
Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır.
Davacıyla birlikte bu işyerinde çalışan, tanık olarak beyanlarına başvurulan kayıtlara geçmiş kişilerden bazılarının 2001, 2004 ve 2005 yılları dönem bordrolarında kısmi çalışmalarının olup, davacının da aynı dönemlerde kısmi çalışmalarına ilişkin anlatımda bulunmalarına rağmen, ayrıca işverence tutulan hesap defterinde davacı gibi değişik tarihlerde yapılan iş karşılığı kendilerine bir kısım ödemelerin yapıldığı, başkaca çalışanların bulunmasına rağmen, mahkemece yine çalışmanın tespiti yönünden 1998-2005 yılları arasına ilişkin düzenlenen dönem bordrolarında bildirimi olan diğer çalışanların da ifadesine başvurulmamıştır. Bu bakımdan tanık sözleri çalışma olgusu yönünden somut olgulara dayanmamakta soyut düzeyde kalmaktadır. Giderek, tanık sözlerinin inandırıcı güç ve nitelikte olduğu söylenemez.
Somut olayda mahkemece işe giriş bildirgesinin verildiği 20.1.1998 tarihi öncesi döneme ilişkin olarak istemin hak düşürücü süreden reddine dair verilen karar doğru ise de; sonrasında dosyada mevcut ve işverence tutulan işletme hesap defterinde davacının da diğer çalışanlar gibi 1999 ve 2000 yıllarında bu işyerinde çalışmasına ilişkin olarak ödeme kayıtlarının mevcut olması, dinlenen bazı kayıtlı tanık beyanlarından davacının kısmi çalışmalarına ilişkin anlatımlarının bulunması bordrolu sürekli bildirimleri olan başkaca çalışanların beyanlarının alınmaması karşısında, çalışma olgusunun yeterince araştırılmadan istemin tümden reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Yapılacak iş; dönem bordrosunda 20.1.1998 tarihi sonrasında devamlı çalışması bildirilen tanıkların ve yine işletme hesap defterinde davacı gibi kendisine ödeme yapılan diğer çalışanların beyanlarına baş vurularak çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak, gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2, 6, 9 ve 79/8. maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırır olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine 20.04.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.