Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/6978 E. 2010/7262 K. 21.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/6978
KARAR NO : 2010/7262
KARAR TARİHİ : 21.06.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava, iş kazası sonucu sürekli iş gücü kaybına uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davalı işyerinde kazmacı ustası olarak çalışan davacının 01.10.1999 maden ocağında kazı yaptığı sırada kille karışık bir parçanın ayağına düşmesi sonucu yaralanarak % 19,20 oranında sürekli iş gücü kaybına uğradığı, iş kazası olayında davacı %30 , işveren şirketin %70, oranında kusurlu oldukları, olay nedeni ile işveren tarafından davacıya 05.08.2000 tarihinde 1.000.000.000 TL ödeme yapıldığı bunun karşılığında davacı tarafından makbuz, ibraname ve feragat başlıklı belge imzalanarak maddi ve manevi hiçbir dava açmayacağını yazılı olarak beyan ettiği, ödenen miktarın maddi tazminat mı yoksa manevi tazminat mı olduğu açıkca belirtilmediği, ancak yargılama sırasında davalı vekili tarafından yapılan ödemenin maddi tazminat olarak ödendiğinin kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık 05.08.2000 tarihinde yapılan 1.000.000.000.TL ödemenin sonradan açılan davada en son hesaplanan tazminattan hangi kıstaslar nazara alınarak indirileceği konusunda toplanmaktadır.
Kural olarak işçiye yapılmış ödemenin bu miktar ile sınırlı olmak üzere bağlayıcılığı asıldır.
Gerçek anlamda ödemeden söz edebilmek için tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunmaması koşuldur. Başka bir anlatımla, ödemenin yapıldığı tarihteki verilerle hesaplanan tazminat ile ödenen miktar arasında açık oransızlığın bulunduğu durumlarda, yapılan ödeme makbuz niteliğinde kabul edilebilir. Bu durumun, ödemenin yapıldığı tarih göz önünde tutularak davacıların gerçek zararının uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanması suretiyle belirleneceği hukuksal gerçeği ortadadır. Oysa yukarıda açıklandığı biçimde inceleme ve araştırma yapılmadığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Somut olayda; mahkemece davacıya 05.08.2000 tarihinde yapılan 1.000,00 TL ödemenin 500,00 TL sini maddi tazminat olarak kabul edip yukardaki ilkelere göre bilirkişi tarafından tespit dilen zarardan düşülerek, maddi zarar belirlenmiştir. Oysa davalı vekili yargılama aşamasında yapılan ödemenin tamamının maddi tazminat olarak yapıldığını kabul etmektedir. Bu nedenle 1.000,00 TL maddi tazminat ödendiği kabul edilerek oranlama yapılarak maddi zarar belirlenmesi gerekirken 500,00 TL ödeme yapıldığı kabul edilerek karar verilmesi doğru değildir.
Yapılacak iş; ödemenin yapıldığı tarihteki veriler esas alınarak 05.08.2000 tarihindeki 1.000,00 TL ödemenin maddi tazminat olarak yapıldığı kabul edilerek davacının gerçek zararını saptamak, böylece tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunup bulunmadığını denetlemek, Açık oransızlığın bulunmadığının tespiti halinde davacının maddi tazminat talebinin reddine karar vermek, açık oransızlığın bulunması durumunda ise ödemenin “kısmi ifayı içeren makbuz” niteliğinde kabul edilerek, yapılan ödemenin; hak sahiplerinin ödeme, tarihindeki, gerçek zararını hangi oranda karşıladığını saptamak; en son verilere göre hesaplanan tazminat miktarlarından, yasal indirimler yapılmak suretiyle belirlenecek gerçek zararlarından, ödeme tarihindeki zararın karşılanma oranında indirim yapmak daha sonra kalan miktara hükmetmek gerekir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 21.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.