YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/7055
KARAR NO : 2009/11729
KARAR TARİHİ : 01.10.2009
Davacı … vekili Avukat … ile davalılar 1-MKE Kurumu Genel Müdürlüğü vekili Avukat…..2-Sosyal Güvenlik Kurumu vekili Avukat Yasemin Kırmanoğlu aralarındaki tespit davası hakkında Ankara 16. İş Mahkemesinden verilen 21.2.2008 gün ve 521-52 sayılı kararın bozulmasına ilişkin Dairemizin 27.1.2009 gün ve 6490-937 sayılı ilamına karşı davacı vekili tarafından süresi içinde maddi hatanın düzeltilmesi yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
K A R A R
İstek, nitelikçe maddi hatanın düzeltilmesi istemine ilişkindir.
İş mahkemelerinden verilen kararlar ve buna bağlı Yargıtay ilamına karşı karar düzeltme yolu bulunmamaktadır. Ne var ki, Yargıtay onama ve bozma kararlarında maddi yanılgı bulunması halinde usuli kazanılmış haktan söz edilemeyeceği, giderek maddi yanılgının düzeltilmesi gerektiği Yargıtay’ın oturmuş ve yerleşmiş içtihatlarındandır.
Dava, davacının davalı MKE Genel Müdürlüğü’ne bağlı Kırıkkale’deki fabrikasında 06.10.1988 tarihinden itibaren çırak olarak çalıştığı dönemde, 19 yaşından gün aldığı tarihten itibaren tüm sigorta kollarına tabi hizmet aktine dayalı sigortalı olarak çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece davacının davalı MKE işyerinde 14.03.1990-01.03.1992 tarihleri arasında tüm sigorta kollarına tabi hizmet aktine dayalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının Kırıkkale Valiliği Mesleki Eğitim Merkezi Müdürlüğü Çıraklık Okulu’nun 604 nolu öğrencisi olduğu davacının babası ile davalı işyeri temsilcisi arasında 23.09.1988 tarihinde yapılan çıraklık sözleşmesine istinaden davalı Kuruma bağlı işyerinde çırak olarak çalışmak ve mesleki bilgi ve görgüsünü artırmak için eğitime tabi tutulmak suretiyle (670900) sigorta nolu Kırıkkale Çıraklık Eğitim Merkezinden 06.10.1988 tarihinde çırak olarak işe başladığına dair işe giriş bildirgesinin verildiği, bildirgenin 31.10.1988 tarihinde SGK kaydına alındığı, davacının bu tarihte 16 yaşını doldurup 17 yaşından gün aldığı çıraklık süresinin 4 yıl devam edip 01.03.1992 tarihinde sona erdiği, sigorta hizmet cetvelinden davacının bu işyerinden bu dönemde bildiriminin bulunmadığı ve 01.01.1993 tarihinden itibaren başka işyerlerinden çalışmalarının bildirildiği, davalı işyerinden verilmiş dönem bordrosunda adının olmadığı, davalı işverence verilmiş işçi devam föyüne göre davacının 23.09.1988 tarihinde başlayan çalışmalarının 01.03.1992 tarihine kadar devam ettiği ve bu dönemde asgari ücretin altında ödenen ücretlerin çizelgeye işlendiği anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan hizmetin geçtiği tarihte yürürlükte bulunan 506 sayılı Yasa’nın 3/II-B maddesine göre “Özel kanunda tarifi ve nitelikleri belirtilen çıraklar hakkında çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu kanunun 35’inci maddesi hükümleri uygulanmaz” yine 5.6.1986 tarihli 19.6.1986 tarihinde yürürlüğe giren 3308 sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu’nun 10.maddesinde “çırak olabilmek için 14 yasını doldurmuş olmak 19 yaşından gün almamış olmak gerektiği”, 13. Maddesinde çıraklık sözleşmesinin, çırağın sözleşme süresi içinde reşit olması halinde, çırağın rızası ile devam edeceği, bu Kanunun çıraklık sözleşmesine dair hükümleri ile onsekiz yaşını doldurduktan sonra sözleşmesi devam eden çıraklar hakkında 1475 sayılı İş Kanunu hükümlerinin uygulanmayacağı, 29.6.2001 tarihli 4702 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önceki ve uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan 14. Maddesindeki düzenleme de ise çıraklık süresinin 3-4 yıl olduğu bildirilmiştir.
29.06.2001 tarih ve 4702 sayılı Yasa’nın 9. maddesi ile 3308 sayılı Yasa’nın 10. maddesine eklenen ek fıkra gereğince “19 yaşından gün almış olanlardan daha önce çıraklık eğitiminden geçmemiş olanların yaşlarına ve eğitim seviyelerine uygun olarak düzenlenecek
mesleki eğitim programlarına göre çıraklık eğitimine alınabilecekleri”, yine 4702 sayılı Yasa’nın 11. maddesi ile 13. maddesine eklenen ek fıkra gereğince “Bu kanunun uygulandığı yer ve meslek dallarında 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun çıraklık sözleşmesine dair hükümleri ile 18 yaşını doldurduktan sonra sözleşmesi devam eden çıraklar hakkında 1475 sayılı İş Kanununun, “İşçi Sağlığı ve Güvenliği” başlıklı beşinci bölümünde yer alan hükümleri dışındaki hükümlerin uygulanmayacağı” bildirilmiş ise de bu eklenen fıkraların davacının çıraklık yaptığı dönemden sonra yürürlüğe girmesi nedeniyle bu davada uygulanma imkanının bulunmadığının kabulü gerekir.
Bu davada çözümlenmesi gereken hukuki sorun, hangi durumda gerçek bir çıraklık ilişkisinden söz edileceği noktasında toplanmaktadır. Çıraklık Kanunu’na göre kurulan çıraklık okullarında okuyanlar çırak sayılır. Taraflar arasındaki ilişkinin niteliğini belirlemede, bir başka ifade ile davacının dava konusu dönemde çırak olup olmadığına karar verirken çıraklık sözleşmesi hükümlerine göre değil, çalışma ilişkisine bakarak bir sonuca varmalıdır. Gerçekten Çıraklık Sözleşmesinde akdi ilişkinin üstün niteliği çalışma değil, bir meslek ve sanatın öğretilmesidir. Çırak işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyor ise bu durumda, çıraklık ilişkisinden söz edilemez. Zira burada gerçekleşen; işçinin emeğiyle işyeri ve işverene katkıda bulunmasıdır ki bu da ancak bir hizmet ilişkisi ile söz konusu olur. Kişi Kuruma çırak olarak bildirilmiş ise, çırak olmadığını ispat külfeti kişiye düşer. Taraflar arasındaki ilişkinin hukuki niteliği tespit edilirken, daha doğrusu davacının davalı işyerinde çırak olarak çalışmakta iken 19 yaşından gün almaya başladığı tarihten itibaren çalışmasına çırak olarak mı yoksa diğer kadrolu işçiler gibi üretime yönelik mi çalıştığı sorusuna cevap bulabilmek için “çalışma ilişkisine ve biçimine” bakmak gerekmektedir.
Somut olaya gelince, mahkemece, davacının üretime katıldığından dolayı 19 yaşından gün aldığı tarihten itibaren hizmet akdine dayalı olarak çalıştığının kabulü ile açıklanan şekilde “fiili çalışmanın niteliği ve hukuki statüsü” yöntemince belirlenmeden sonuca gidilmiştir. Gerçekten, ifadesi hükme dayanak alınan ve aynı yer çalışanı olduklarını belirten tanıklar davacının üretime yönelik çalıştığını belirtmişler, mahkemece de bu husus hükme hukuki gerekçe olarak kabul edilmiştir. Bu durumda, mahkemece, davalı MKE Genel Müdürlüğü’ne bağlı bir ağır sanayi fabrikası olan işyerinde teknik bir bilirkişi eşliğinde keşif yapılarak, davacının davalı işyerinde yaptığı işlerin neler olduğu, bu işleri yapmak için çıraklık eğitimi yani deneyim süresi ve yeterlilik gerekip gerekmediği, gerekir ise süresi araştırılarak, davacının davalıya ait işyerinde yaptığı işlerin teorik bilgi ve görgüsünü artırmaya yönelik mi, yoksa üretime yönelik mi olduğu açıkça saptanmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan eksik inceleme ve araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki, Ankara 16. İş Mahkemesi’nin 21.02.2008 gün ve Esas:2006/521, K:2008/52 sayılı kararı, maddi hata sonucu Dairemizin 27.01.2009 gün ve E:2008/6490, K:2009/937 sayılı kararı ile davacının üretime fiilen katılmadığının belli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönünde bozulmuştur.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan maddi hata istemi kabul edilmeli, Dairemizin 27.01.2009 gün ve E:2008/6490, K:2009/937 sayılı kesin bozma ilamı kaldırılarak, mahkemenin 21.02.2008 gün ve Esas:2006/521, K:2008/52 sayılı kararı, araştırmaya yönelik olarak bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının maddi hata isteminin kabulüyle, Dairemizin 27.01.2009 gün ve E:2008/6490, K:2009/937 sayılı kesin bozma ilamının kaldırılmasına, Ankara 16. İş Mahkemesi’nin 21.02.2008 gün ve Esas:2006/521, K:2008/52 sayılı kararının yukarıdaki şekilde araştırmaya yönelik olarak BOZULMASINA, 01.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.