YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/7349
KARAR NO : 2010/6043
KARAR TARİHİ : 27.05.2010
MAHKEMESİ :… Mahkemesi
Davacı, davalı işveren nezdinde 28.02.1997-29.03.2006 tarihleri arası çalıştığının tespiti ile işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacının 28.02.1997-29.03.2006 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen çalışmaların tesbiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının 05.03.1997 tarihinde … Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na başvurarak, muhtaçlığına karar verilip yardım yapılmasını talep ettiği ve talebinin kabul edildiği, kendisine yardım niteliğinde olmak üzere banka kayıtlarında belirtilen ödemelerin yapıldığı, aynı şekilde birçok kişiye de bu ödemelerin yapıldığı, davacının kendisine yapılan yardımların devamını sağlamak için ara sıra vakıf işlerinde gönüllü olarak çalıştığı, davalı Vakıf’ın valilik bünyesinde bir tüzel kişilik olup bu kuruluşlarda görev yapacak kişilerin usul ve esaslarının yazılı koşullara tabi bulunduğu, taraflar arasında yazılı veya sözlü bir hizmet sözleşmesinin bulunmadığı, hizmet akdinin bağımlılık ve devamlılık unsurlarının oluşmadığı, davacının talebinin Medeni Kanun’un 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacının davalı işyerinde çaycı ve odacı olarak çalıştığı iddiasıyla ilgili olarak Kuruma bildirim yapılmadığı, davacının 05.03.1997 tarihinde davalı … Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na başvurarak muhtaçlığına karar verilmesini ve vakıfça yardım yapılmasını istediği, … Emniyet Müdürlüğü’nün davalı … Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na hitaben yazdığı 13.03.1997 tarihli yazısında, davacı hakkında yapılan araştırmada, ailesiyle birlikte kendi evlerinde ikamet ettiğinin, kira vermediklerinin, “yaklaşık onbeş gün önce işe girdiğinin, valilikte çaycılık yaptığının,” bekar olduğunun, geçimini ailesinin temin ettiğinin bildirildiği, davacıya davalı Vakıf’tan 31.03.1997-31.03.2006 tarihleri arasında her ay düzenli olarak banka aracılığı ile yardım olarak belli miktarlarda ödeme yapıldığı, ayrıca bazı tarihlerde nakdi yardım da aldığı, davalı Vakıf tarafından davacıya verilen yardımların sona erdirilmesi gerekçesi ile ilgili bir bilgi ve belge sunulmamış olduğu, işyeri dönem bordrolarının dosyada bulunduğu anlaşılmaktadır.
Sigortalılığın oluşması yönünden ilk koşul, taraflar arasında hizmet akdinin varlığına ilişkindir. Hizmet akdi Borçlar Kanunu’nun 313. maddesinde belirlendiği üzere … sahibi ile işçi arasında yapılan belli veya belli olmayan bir süre için görülen … karşılığı ücret ödenmesini gerektiren bir sözleşmedir. Bu sözleşmede ana unsur … ve ücrettir. 506 sayılı Yasa açısından hizmet akdini sadece bu unsurlara bağlı olarak kabul etmek mümkün değildir. Zaman ve bağımlılık unsurları hizmet akdinin ana koşulları olmak üzere 506 sayılı Yasa’nın öngördüğü hizmet sözleşmesi bir veya birden fazla işveren ile çalıştırılan arasında oluşturulan, süreli veya süresiz belli bir zaman dilimi içersinde, işveren emir ve gözetimi altında, … görmeyi hüküm altına alan hukuksal ilişkidir. Sigortalılığın oluşumu yönünden ilk unsur … görecek kişinin belli bir zaman dilimi içerisinde, hizmetini işverenin emrine hasretmesidir. Bu zaman dilimi günün tüm süresini kapsayabileceği gibi, günün veya haftanın belli saatlerine de hasredilebilir. Haftanın veya ayın belli gün ve saatlerinde dahi çalışma söz konusu olabilir.
Önemli olan düzenli bir çalışma ilişkisinin varlığıdır. Düzenli çalışma ilişkisinin varlığı … akdinin zaman unsurunu ortaya koyar. Çalışanın, hizmetini belli zaman dilimi içerisinde, işveren emrinde ve onun vereceği direktif doğrultusunda gerçekleştirilmesi, hizmet akdinin ikinci unsuru olan bağımlılık unsurunu oluşturur. Hizmetin fiilen verilmesi her durumda, zorunlu değildir. İşverenin emir ve gözetim altında hazır beklemek durumunda dahi bağımlılık unsuru gerçekleşmiş sayılır. Öte yandan, işverence gösterilen işlerin, çalışan tarafından, işveren emir ve direktiflerine uygun olarak görülmesi gerekir. Belirtilen bu iki ana unsurun birlikte gerçekleşmesi durumunda 506 sayılı Yasa açısından hizmet akdinin dolayısıyla sigortalılığın ilk koşulunun oluştuğu sonucuna varılır.
Sigortalılığın ikinci koşulu, 506 sayılı Yasa’nın 5. ve 8. maddelerinde öngörülen işin görüldüğü bir işyerinin bulunmasıdır. Bir işyerinin varlığının saptanamaması durumunda sigortalılığın gerçekleştiğinden söz edilemez.
Üçüncü koşul, eylemli çalışmanın varlığıdır. Yasal sigortalılıktan söz edebilmek için sigortalının işveren emir ve direktifleri altında, bir fiil, gösterilen işi yapması zorunludur. Çalışmanın, kimi durumlarda, görülen işin, nitelik ve kapsamına göre devamlı sürmesi mümkün olmayabilir. Sigortalının, işveren emir ve nezareti altında verilecek işi yapmaya hazır bir şekilde beklemesi dahi bu koşulun gerçekleşmesi için yeterlidir.
506 sayılı Yasa’nın 3. maddesinde gösterilen istisnalardan bulunmama bir diğer koşuldur. Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için Yasa’nın 2. maddesinde sayılan koşulları taşıması yetmez, ayrıca 3. maddede gösterilen kişilerden bulunmaması gerekir.
Sigortalı sayılabilme yönünden gerek ücretin kendisi, gerekse ödenme biçim ve yöntemi zorunlu bulunmamaktadır. Parça başına ücret, götürü ücret, part-time çalışma karşılığı yapılan ödeme biçimleri sigortalılık koşullarını etkilemez.
Sigortalılık statüsünün oluşumu için herhangi bir şekil koşulu öngörülmemiştir. Resmi veya yazılı bir sözleşme biçimi şart değildir. Asıl olan sigortalının çalışmaya başlama durumudur. Eylemli olarak gerçekleşen bu durum sonucu sigortalılık statüsü kendiliğinden oluşur.
Öte yandan, davanın 5510 sayılı Yasa’nın 4/I-a bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin olduğu, geçiş hükümlerini içeren aynı Yasa’nın Geçici 7. maddesi hükmünde “bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler” hükmü gözetildiğinde, eldeki somut uyuşmazlığın dayandığı mevzuat hükümleri 506 sayılı Yasa’nın 79/10. maddesidir. Anılan maddede, bu tür hizmet tesbiti davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında, resmi belge veya yazılı delillerin bulunması, sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar.
Ne var ki, bu tür kanıtların bulunmaması, salt bu nedene dayalı istemin reddine neden olmaz. Somut bilgilere dayanması, inandırıcı olmaları koşuluyla, Kuruma bildirilen dönem bordroları tanıkları veya … ilişkisini bilen veya bilmesi gereken işverenler tarafından Kuruma bildirilen komşu işyerleri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen kimi diğer kanıtlarla dahi sonuca gitmek mümkündür.
Somut olayda, çalışmaların geçtiği iddia edilen işyeri kamu kuruluşu olup, kamu kuruluşlarında çalıştırılanların hizmetlerinin kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin belgelere dayandırılması asıldır. Davalı … Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından, vakıf bünyesinde, davacının işçi statüsünde çalışmaya başlamasına dair bir onay veya başlayış yazısı olmayıp, bordro üzerinden bir ücret verilmediği ve ödeme yapılmadığı, vakıftan yardım talebi üzerine yardım yapıldığı bildirilmiş ise de, tüm dosya kapsamından davacının vakıftan yardım aldığı hükme konu sürelerde çalıştığı, yaptığı çalışmaların … görme ve bağımlılık unsurlarını içerdiği görülmektedir. Bu durumda, davacının, tesbiti istenilen 28.02.1997-29.03.2006 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde hizmet akdiyle çalıştığı, bordro tanıkları ifadesi, her ay davacıya düzenli ödeme yapıldığına ilişkin banka kayıtları ve tüm dosya kapsamı ile sabittir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 27.05.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.