YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/7813
KARAR NO : 2009/10494
KARAR TARİHİ : 06.07.2009
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, 01.05.1985-01.07.1985 tarihleri arası geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı, davada taraf olarak gösterilmeyen Önteks Anonim Şirketi işyerinde 01.05.1985-01.07.1985 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tesbitini istemiştir.
Mahkemenin istemin kabulüne ilişkin kararı, eksik araştırma, inceleme ve işveren yasaya uygun şekilde davet edilmeksizin, yokluğunda hüküm kurulmasının uygun bulunmadığı gerekçeleriyle bozulmuş, bozma ilamına uyulmakla birlikte ilam gereği yerine getirilmeksizin sonuca gidilmesi doğru görülmemiştir.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa’nın 79/10.maddesidir. Anılan maddeye göre, bu tür hizmet tesbiti davalarında Kurumla birlikte, işvereninde hasım olarak gösterilmesi zorunludur. Ancak, Kuruma yöntemince verilen işe giriş bildirgesindeki işe giriş tarihinin sigortalılık başlangıcı olarak kabul edilmesine ilişkin davalarda kural olarak işverenin hasım olarak gösterilmesi gerekmez. Zira işveren sigortalı işe giriş bildirgesini süresinde yöntemince Kuruma intikal ettirmiş ve üzerine düşeni yapmış olup Kurum belirgin şekilde uyuşmazlık çıkardığından husumetin doğrudan Kuruma yöneltillmesi yeterlidir. Dava konusu olayda olduğu gibi belirli bir sürenin tesbitine yönelik davalarda ise çalışma süresinin işverence Kuruma bildirilmemesine dayalı olarak uyuşmazlık çıktığından davanın tarafı hem işveren, hem de Kurumdur. Yargıtay’ın yerleşik uygulamaları da bu doğrultudadır.
Dosya içeriğinden işe giriş bildirgesinin süresinde usulüne uygun olarak Kuruma intikal ettirildiği, Önteks Anonim Şirketinin 01.02.1980-15.09.1985 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa kapsamında bulunduğu, bozma sonrasında ibraz edilen Bursa Ticaret Sicili Memurluğu’nun yazısında ise 18.12.1997 tarihinde yapılan genel kurul toplantısı ile tasfiye işlerinin sonuçlandırıldığı ve şirketin 31.12.1997 tarihinde terkin edildiği anlaşılmaktadır.
Anonim şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir. Şayet, tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmışsa, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile, anonim şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulü olanaksızdır.
Bir tüzel kişiliğin son bulmasını ifade eden fesih ve tasfiye işlemi, aynı zamanda Borçlar Hukukuna ilişkin bir hukuki işlem olup, bu karar ve işlemin hataya dayanması karşısında gerçek anlamda bir tasfiye işleminden söz edilemez. Hataya veya kasta dayalı, şeklen gerçekleşmiş bir tasfiyenin kaldırılmasının gerek o işlemi gerçekleştirenlerce, gerekse bundan zarar görenlerce istenebilmesi Borçlar Hukukunun temel kurallarından biridir. Buna yönelik düzenlemeye TTK hükümlerinde yer verilmemişse de, TTK’nun 1. maddesi yollaması ile Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde, hataya dayalı bir hukuki işlemin düzeltilmesine olanak tanınması kaçınılmazdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.01.1999 gün ve 1999/10-1-1 sayılı Kararı).
Bu durumda, tüzel kişiliğin yeniden ihyasına gidilerek yargılamanın anonim şirket tüzel kişiliğine karşı devamının sağlanması gerekmektedir.
TTK’nun 224 ve 445. maddelerinde tasfiye memurunun görev ve yetkileri, tasfiyenin nasıl yapılacağı, alacaklıların haklarının nasıl korunacakları açıklanmıştır.
Ayrıca, tasfiye halinde bulunan bir şirketten alacaklı bulunan kişilerin yapılan ilanlara rağmen alacaklarını yazdırmamalarının alacağın düşmesini gerektirmeyeceği hukuksal gerçeği de dikkate alınmalıdır.
Tüzel kişiliği sona eren şirketin ihyası için tasfiye memuru ile Ticaret Siciline husumet yöneltilerek görevli Asliye Ticaret Mahkemesinde ayrı bir dava açılması için davacı tarafa HUMK.nun 39 ve 40. maddeleri hükümleri uyarınca uygun bir önel verilmelidir. Dava açıldığı, takdirde ve alınacak sonuca göre eldeki davaya devam edebilme olanağı bulunduğu belirlendiğinde, tüzel kişiliğe tebligat yapılarak, usulüne uygun şekilde taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına girilerek davanın sonuçlandırılması gerekir.
Hizmet tesbiti yönünden ise, bozma ilamında, iş yerince uyuşmazlık konusu süreye ait dönem bordrolarının Kuruma verilmediğine dikkat çekilerek, bu durumda aynı dönemde komşu işyerlerinin kayıtlarla belirlenmiş çalışanlarının beyanlarına başvurularak sonuca gidilmesi gerektiği belirtilmesine karşılık mahkemenin bozma gereğini yerine getirmediği, bu konuda Kurumdan bilgi almak, yerel yönetimden sormak, emniyet güçleri vasıtasıyla araştırma yaparak sonuca gitmek yerine, davacı vekilinin komşu veya yakın işyerlerinin bulunmadığına ilişkin beyanı ve gösterdiği uygun vasıfta olmayan tanıkların soyut ifadeleri ile karar verilmesi de yeniden bozmayı gerektirmiştir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözardı edilerek kurulan hüküm usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 06.07.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.