Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/8271 E. 2010/6219 K. 01.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/8271
KARAR NO : 2010/6219
KARAR TARİHİ : 01.06.2010

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, askerlik borçlanması nazara alınarak 1479 sayılı yasa sigortalısı olduğu günlerin tespiti ile yaşlılık aylığına hak kazandığına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere göre davalı Kurumun aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, davacının 1479 sayılı Yasa’ya tabi esnaf … sigortalı olduğu sürelerin tespiti ile yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, dava Sosyal Güvenlik hukukuna dayanan tespit davası olduğundan Sosyal Güvenlik hakkından feragat edilemeyeceğinden ve davacının davaya devam edeceğini beyan ettiğinden feragat dilekçesinin nazara alınmamasına, davanın kabulü ile; davacının 12.7.1982 tarihinde Göztepe Vergi Dairesinde mükellefiyetinin sona ermesinden sonra 1.8.1982 tarihinde Üsküdar Vergi Dairesinde faaliyetini sürdürdüğü anlaşıldığından davacının 1.1.1982-10.3.1985 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasaya tabi … sigortalısı olduğunun ve buna göre prim ödeme gün ve sayılarının uygun bulunması durumunda kurumca yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.
1.4.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde zorunlu … sigortalılığı için esnaf sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kaydı aranırken 20.4.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Yasa ile 1479 sayılı Yasa’nın 24. maddesi değiştirilecek zorunlu … sigortalılığı için gelir vergisi mükellefi olması şartı getirilmiş ancak gelir vergisinden muaf olanlar için meslek kuruluşuna kayıtlı olma yeterli görülmüş, 22.3.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Yasa ile 24. madde değiştirilerek zorunlu … sigortalılığı için vergi kaydı veya esnaf sicil kaydı veya oda kaydının bulunması yeterli görülmüş, 2.8.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Yasa ile 24. madde değiştirilerek zorunlu … sigortalılığı için gelir vergisi mükellefi olma şartı getirilmiş ancak gelir vergisinden muaf olanlar için esnaf sicil kaydı ve oda kaydının bir arada bulunması yeterli görülmüştür.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının 26.5.1997 tarihli giriş bildirgesi üzerine davalı kurumca 20.4.1982 tarihi itibariyle 1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalı olarak kayıt ve tescil edildiği, vergi kaydının bitimiyle 17.6.1994 tarihinde terkin edilip, 31.3.1997 tarihinde devam eden Limited Şirket ortaklığından dolayı yeniden tescil edildiği, davacının 18.1.1980-12.7.1982 ve 10.3.1985-17.6.1994 tarihleri arasında vergi kaydının bulunduğu, meslek Odası ve Esnaf ve Sanatkarlar Sicili, kaydının bulunmadığı, ilk prim ödemesini 1997 affından yararlanarak yaptığı ve kurumca terkli haliyle kabul edilen toplam sigortalılık süresinin 24 yıl 2 ay 26 gün olduğu anlaşılmaktadır.
14.4.1982 tarih ve 2654 sayılı Yasanın 13 maddesi ile eklenen 1479 sayılı Yasanın Ek Geçici Madde 13 maddesine göre “1479 sayılı Kanun ve aynı Kanunda değişiklik yapan kanunlara göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olanların her türlü hak ve mükellefiyetleri bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte başlar. Ancak, bu Kanuna göre zorunlu sigortalı olarak kayıt ve tescilli bulunmak kaydı ile, 01/10/1972 tarihinden bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar vergi dairelerine kayıtlı olarak kendi nam ve hesabına bağımsız çalıştıklarını belgeleyen sigortalılar belgeledikleri süreyi borçlanabilirler. Borçlanma primleri sigortalının bulunduğu basamak üzerinden yürürlükteki prim tutarlarına göre hesaplanarak defaten veya bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren en geç iki yıl içinde ödenir. Bu süre içinde primi ödenmeyen borçlanma süreleri hizmetten sayılmaz. Borçlanma talebi bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içinde Kuruma yazılı olarak yapılır ve bu süre içinde vergi dairelerince verilecek belgelerle tevsik edilir”
Somut olayda davacının vergi kaydı 18.1.1980 tarihinde başlamakla birlikte 1479 sayılı Yasanın Ek Geçici Madde 13. maddesine göre süresinde müracaatta bulunarak borçlanmadığından sigortalılık süresi 20.4.1982 tarihinde başlayacağından mahkemece 1.1.1982-20.4.1982 tarihleri arası dönem yönünden sigortalı olduğunun tespitine karar verilmesi mümkün değildir. Öte yandan davacının kurumca sigortalı sayıldığı 20.4.1982-10.3.1985 tarihleri arası dönem yönünden uyuşmazlık bulunmadığı ve yeniden tespitinde hukuki yararı olmadığından bu dönem için verilen tespit kararı da yerinde değildir.
HUMK’nun 389. maddesinde, Mahkeme kararında taraflara yükletilen görev ve verilen hakların şüphe ve tereddüdü gerektirmeyecek biçimde açık olarak yazılması öngörülmüştür. Hüküm fıkrası, kararın esası olup, açık ve infazı mümkün olmalıdır. Şarta bağlı ve terditli olarak hüküm kurulamaz. Davanın açıldığı tarihteki duruma göre hüküm fıkrasında, asıl talep ile yardımcı talepler hakkında, şüphe ve tereddüdü gerektirmeyecek biçimde, açık olarak karar verilmelidir. Davacı, yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitini talep ettiği halde mahkemece bu talebiyle ilgili bu konudaki taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdirecek şekilde olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması da kabul şekli bakımından hatalıdır.
Yapılacak iş; davacının 20.4.1982 tarihinden önceki dönem yönünden sigortalılık tespiti istemini şartları bulunmadığından, 20.4.1982-10.3.1985 tarihleri arası dönem yönünden ise uyuşmazlık bulunmadığı ve yeniden tespitinde hukuki yarar bulunmadığından bu dönemlere ilişkin istemin reddine karar vermek, 24.6.2008 tahsis talep tarihi itibariyle yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığına ilişkin yasal koşulların somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğini tüm unsurlarıyla birlikte araştırıp, prim borcu var ise, gerekirse prim borçlarını ödemesi için davacıya önel vererek, anılan borcunu ödeyip ödememesi durumuna göre, tahsis koşullarını değerlendirdikten sonra, bu konuda açık ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 01.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.