YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/8543
KARAR NO : 2010/8622
KARAR TARİHİ : 20.09.2010
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre davalı şirket vekilinin temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Dava, 08.10.2002 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının % 40,2 maluliyet oranına göre hesaplanan maddi zararlarından % 41 maluliyet oranı üzerinden Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değeri düşülerek bulunan 1.859,91 TL maddi tazminat ile 20.000,00 TL manevi tazminatın 08.10.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; 08.10.2002 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu Sosyal Sigortalar Kurumu Yüksek Sağlık Kurulu’nun 04.02.2005 tarih ve 9/500 K sayılı kararı ile % 41 oranında sürekli iş gücü kaybına uğradığı tespit edilen davacıya Kurum tarafından bu oran üzerinden sürekli iş göremezlik geliri bağlandığı, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun taraf olmadığı davada davalı vekilinin yapmış olduğu itiraz üzerine Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinin 27.10.2006 tarihli raporu ile davacının sürekli iş göremezlik oranının % 41 olduğu yaşı dikkate alındığında (E) cetveline göre ise % 40,2 olduğunun tespit edildiği, mahkemece hükme esas alınan hesap bilirkişi raporuna göre davacıda oluşan % 40,2 sürekli iş göremezlik oranına göre hesaplanam maddi zararın Kurum tarafından % 41 maluliyet oranı üzerinden bağlanan gelirlerin peşin sermaye değeri düşülerek tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin davalarda (tazminat davaları) öncelikle haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından sigortalıya bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin tazminattan düşülmesi gerektiği Yargıtay’ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir. Diğer yandan, sigortalıya bağlanacak gelir ve hükmedilecek tazminatın miktarını doğrudan etkilemesi nedeniyle, işçide oluşan meslekte güç kayıp oranının hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeksizin kesin olarak saptanması gerekir.
Bu yönüyle Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Yasa’nın 19. maddesidir. Anılan maddeye göre iş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum sağlık kurulunca meslekte kazanma gücü en az %10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalının sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanacağı, iş kazası ve meslek hastalığı sonucu sürekli iş göremezlik hallerinde meslekte kazanma gücündeki kayıp oranının belirlenmesine ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği bildirilmiştir.
Bu yasal düzenleme gereğince düzenlenen Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 45. maddesinde sürekli iş göremezlik gelirinin iş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum Sağlık Kurulunca meslekte kazanma gücü en az %10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalıya bağlanacağı bildirilmiştir.
Somut olayda, davacının manevi tazminat istemi ile ilgili açtığı ek dava dilekçesinde % 70 işveren kusuru % 30 davacı Kusuru ve % 40,2 maluliyet oranına göre manevi tazminat isteminde bulunulmuş olması nedeni ile davacının % 40,2 malulilyet oranını ile ilgili Adli Tıp Kurumu raporuna da itiraz etmediği dikkate alınarak Kurumdan % 40,2 oranında maluliyet oranına göre bağlanacak gelirlerin peşin sermaye değeri sorularak hesaplanan maddi tazminat miktarından düşülmesi gerekirken % 41 oranında maluliyet kabul edilerek bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin düşülerek sonuca gidilmesi doğru değildir.
Yapılacak iş; davacının % 40,2 oranında maluliyeti kabul edilerek 4447 sayılı Yasa’nın 16. maddesi ile 506 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 38. madde gereğince % 40,2 maluliyete göre hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan artışlara göre hesaplanan tüm peşin sermaye değerini Kurumdan sormak ve bildirilen miktarı, yeni bir hesap raporu alınarak hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan ücret artışları nazara alınarak hesaplanan tazminattan indirerek sonuca gitmekten ibarettir.
3-Öte yandan B.K’nun 47. Maddesinde hakimin bedensel bütünlüğün bozulması halinde olayın özelliklerini göz önünde tutularak zarar görene adalete uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar vereceği öngörülmüştür. Bedensel bütünlük eş deyişle vücut bütünlüğü kavramının fizik bütünlük yanında ruhsal bütünlüğü ve sağlığı da kapsadığı tartışmasızdır.
Olayın özelliklerinin neler olduğu 26.6.1966, 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklanmıştır. Bunlar her olayda değişebilir. Bu nedenle hakiminin kararında bu özellikleri objektif ölçülere göre göstermesi gerekir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez.
Bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı sigortalı yararına hükmedilen manevi tazminatın az olduğu görülmektedir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı şekilde kurulan hüküm usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden davalıya yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 20.09.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.