YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/8559
KARAR NO : 2010/6654
KARAR TARİHİ : 10.06.2010
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
m
Davacı,davalı işveren nezdinde 15.5.1976-9.6.2003 tarihleri arası çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacının 15.05.1976-09.06.2003 tarihleri arasında davalılara ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen çalışmaların tesbiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Her ne kadar davacıya ait sigorta şahsi sicil dosyası getirtilmemiş ise de, dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacıya ait işe giriş bildirgesinin Kuruma verilmediği, davacının davalılara ait işyerinden çalışmalarının Kuruma bildirilmediği, davalılara ait iş hanı işyerinin 506 sayılı Yasa kapsamına alınmadığı, Üsküdar 2. İş Mahkemesi’nin 16.10.2007 gün ve 2007/179 Esas, 2007/512 Karar sayılı dosyasında davalı işverenler aleyhine işçilik alacaklarının tahsili için açılan davanın yapılan yargılaması sonucunda davacının davalılara ait işyerinde 15.05.1976-09.06.2003 tarihleri arasında kesintisiz olarak çalıştığı kabul edilerek verilen kararın, temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, hiçbir tanık dinlenmeden, davacının Kurumdaki sigorta şahsi sicil dosyası getirtilmeden, işçilik alacakları dosyası esas alınarak 27 yıl gibi uzun bir sürede davacının sigortasız çalıştığının tesbitine karar verilmiştir. İşçilik haklarıyla ilgili dosyada verilen ve kesinleşen kararlar, bu tür hizmet tesbiti davalarında kesin delil niteliğinde değil, ancak güçlü delil olarak değerlendirilebilirler. Ayrıca, işçilik haklarına ilişkin davanın o davada taraf olmayan Kurumu bağlamayacağı ve bu nedenle bu davada kesin hüküm niteliğinde bulunmadığı da açıktır.
Davanın 5510 sayılı Yasa’nın 4/I-a bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin olduğu, geçiş hükümlerini içeren aynı Yasa’nın Geçici 7. maddesi hükmünde “bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler” hükmü gözetildiğinde, eldeki somut uyuşmazlığın dayandığı mevzuat hükümleri 506 sayılı Yasa’nın 79/10. maddesidir. Bu tür hizmet tesbitine yönelik davaların, kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi icap ettiği Dairemizin giderek Yargıtay’ın içtihadı gereğidir.
Somut olayda, davacının çalıştığını iddia ettiği işyeri 506 sayılı Yasa kapsamına alınmadığından davacı ile birlikte çalışan bordro tanığı bulunmamaktadır.
Yapılacak iş, davanın nitelikçe kişilerin sosyal güvenliğine ilişkin olması nedeniyle mahkemece, doğrudan soruşturma genişletilmek sureti ile davacının varsa sigorta şahsi sicil dosyasını davalı Kurumdan getirtmek, davacının tesbitini istediği 15.05.1976-09.06.2003 tarihleri arasında çalıştığını iddia ettiği işyerine komşu olan işyerlerini belediye, emniyet veya jandarma vasıtasıyla saptamak, saptanan bu işyerlerinin kayıtlarına geçmiş kişileri, başka bir anlatımla, Sosyal Güvenlik Kurumu’nda kayıtları olan komşu işyeri veya benzer işi yapan işyeri sahiplerinin veya çalışanlarının bilgilerine başvurulmak, ayrıca davalılara ait iş hanı işyerinde tesbiti istenilen tarihler arasında kiracı olarak bulunan kişiler belirlenerek ifadeleri alınmak ve olabildiğince delilleri toplayıp, bunları birlikte değerlendirerek sonucuna göre karar vermektir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,temyiz harcının istek halinde davalılardan …,…,…’a iadesine 10.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.