Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/8857 E. 2009/11380 K. 29.09.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/8857
KARAR NO : 2009/11380
KARAR TARİHİ : 29.09.2009

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı,Dairemizin 11.2.2009 tarih ve 2008/3265 Esas,2009/1759 Karar sayılı ilamımızın maddi hata nedeniyle tashihen düzeltilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, tashihi karar talebin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Temyiz olunan karar; Dairemizin 11.02.2009 gün ve 2008/3265E, 2009/1759K sayılı ilamının maddi hata nedeniyle düzeltilmesi talebinin yerel mahkemece reddine ilişkindir.
Yargıtay Kararlarına karşı Karar düzeltme veya Maddi hatanın giderilmesinin istendiği hallerde, yerel mahkemenin bu talebi reddine olanak tanıyan yasal bir düzenleme mevcut değildir. Hal böyle olunca, İş Mahkemelerinden verilen kararlara karşı karar düzeltme yoluna gidilemeyeceğinden bahisle davacının karar düzeltme isteminin reddine ilişkin, yerel mahkemenin 08.05.2009 günlü kararı Bozularak kaldırılmalı ve davacı vekilinin talebi incelenmelidir.
İş Mahkemeleri Kanununun 8/3. maddesi gereğince İş Mahkemelerinden verilen kararlara ve buna bağlı Yargıtay ilamına karşı karar düzeltme yolu kapalıdır. Ancak; Yargıtay onama ya da bozma kararlarında açıkça maddi hatanın bulunduğu hallerde, dosyanın yeniden incelenmesi mümkündür. Zira maddi yanılgıya dayalı olarak verilmiş onama ya da bozma kararları ile hatalı biçimde hak sahibi olmak, evrensel hukukun temel ilkelerine ters düştüğünden karşı taraf yararına sonuç doğurmamalıdır. Dairemizin giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri de bu doğrultudadır.
Gerçekten; maddi yanılgı kavramından amaç; Hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa, inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin Kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık yanılgılardır.
Uygulamada zaman zaman görüldüğü gibi, Yargıtay denetimi sırasında, uyuşmazlık konusuna ilişkin maddi olgularda, davanın taraflarında, uyuşmazlık sürecinde, uyuşmazlığa esas başlangıç ve bitim tarihlerinde, zarar hesaplarına ait rakam ve olgularda ve bunlara benzer durumlarda; yanlış algılanma sonucu, açık ve belirgin yanlışlıklar yapılması mümkündür. Bu tür açık hatalarda ısrar edilmesi ve maddi gerçeğin göz ardı yapılması, yargıya duyulan güven ve saygınlığı sarsacağı gibi, Adalete olan inancı ortadan kaldırır ve yok eder.
Bu nedenledir ki; Yargıtay; bu güne değin maddi yanılgının belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş baştan yapılmış açık maddi yanlışlığın düzeltmesini kabul etmiştir. Kaldı ki kimi açık maddi yanılgıya dayalı ve yanlışlığı son derece belirgin haksız ve adaletsiz sonuçların giderilmesi kamu düzeni açısından zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2002/10-895E ve 2002/838K, 2003/21-425E ve 2003/441K sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Davacı … ile davalı S.G.K. Başkanlığı arasında görülen, davacının 5458 sayılı Yasa’dan yararlanması gerektiğinin tespitine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda Konya 1.İş Mahkemesince verilen 27.12.2007 gün 2007/631E, 2007/1387K Sayılı hükmün davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizce yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmiş ve bu karar üzerine davacı vekili Dairemiz onama kararının maddi yanılgıya dayalı olduğundan bahisle düzeltilmesini talep etmiş ve davacının 5458 sayılı Yasa’dan yararlanma talebine ilişkin dilekçenin 30.06.2006 tarihinde iadeli taahhütlü olarak postaya verildiğine ilişkin alındı belgelerinin örneğini de dilekçesine eklemiştir.
Dava davacının, prim borçlarının 5458 sayılı Yasa’ya göre yapılandırılması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya aykırıdır.
Uyuşmazlık; 5458 sayılı Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun hükümlerinden yararlanma koşullarının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.
Anılan Kanun ile; “SSK ve …’un birikmiş alacaklarının enflasyon rakamları baz alınarak güncellenmesi suretiyle alacak asıllarının değerinin korunması, bunun yanı sıra borçluların gecikme zammı ve faiz yüklerinde özellikle 2000 ve 2001 ekonomik krizlerinin olumsuz etkileri bulunduğundan, ortaya çıkan mağduriyetlerin belirli ölçüde giderilmesi, borçluların tekrar sisteme düzenli prim ödemelerinin teşviki amacıyla borcun ödenebilir seviyeye getirilmesi, kurumların birikmiş alacaklarının tahsil edilmesi, yeni borç birikimlerinin önüne geçilmesi ve sosyal güvenlik prim alacaklarının tahsilinde kurumların daha etkin bir takip yapabilmelerine imkân tanınması, ayrıca, sosyal güvenlik reform kanunları çerçevesinde tek çatı altında yeniden yapılandırılması düşünülen kurumların daha sağlıklı ve sorunsuz bir başlangıç yapmaları” amaçlanmaktadır.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; Konya İş Mahkemesinin 06.07.2006 gün ve 1456-808 sayılı kararıyla davacının 01.03.1995-01.12.2005 tarihleri arasında 2926 sayılı yasa kapsamında sigortalı olduğunun tespitine karar verildiği ve bu kararın Yargıtay denetiminden de geçerek kesinleştiği, bu davanının yargılaması sürerken davacı vekilinin 5458 sayılı Yasanın verdiği haktan yararlanmak için 30.06.2006 tarihli dilekçe ile kuruma başvurduğu, anılan dilekçenin 30.06.2006 tarihinde iadeli taahhütlü olarak postaya verdiği ve davalı Kurum kayıtlarına 04.07.2006 tarihinde girdiği, davalı kurumun bu talebi kurum aleyhine açılan davanın sürdürüldüğünden bahisle reddettiği, hizmet tespitine ilişkin davanın kesinleşmesini takiben temyiz incelemesine konu davanın açıldığı dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağını teşkil eden 04.03.2006 gün ve 26098 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak 01.04.2006 tarihinde yürürlüğe giren Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında 5458 sayılı Kanunun 2.maddesinde “17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa göre, 31.03.2005 tarihine kadar tahakkuk ettiği halde bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar ödenmemiş olan prim ve sosyal güvenlik destek primi borçları; bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde Kuruma yazılı olarak başvurmak şartıyla, bu madde ve 3 üncü madde hükümlerine göre yeniden yapılandırılır” hükmü öngörülmüştür. Davacının yasadan yararlandırılma isteminin içeren dilekçesinin 30.06.2006 tarihinde postaya verildiği görülmektedir.
Tahakkuk eden prim borcunun varlığı koşuluna gelince;2926 sayılı Kanunun 36. maddesinin yürürlükten kalkmasının ardından 4956 sayılı Kanunun 27. maddesiyle 1479 sayılı Kanunun 53. maddesine getirilen düzenleme uyarınca “…2926 sayılı Kanuna göre tahakkuk eden prim alacakları aylık olarak veya Kurumca tespit edilecek dönemlerde ödenir. Ayrıca Bakanlar Kurulu kararı ile ürün bedellerinden tevkif suretiyle de tahsil edilebilir.” hükmüne istinaden Tarım … prim borçlarının “prim tevkifatı” yoluyla da tahsili öngörülmektedir. Kuruma kayıt ve tescil konusunda bir başvuru ya da resen tescil bulunmasa da, Yasa kapsamına girenlerin prim borçlarının ürün bedellerinden kaynakta, “prim tevkifatı” suretiyle kesilmesi kayıt ve tescil iradesi anlamında olup, kesintiyi takip eden aybaşından itibaren sigortalılık hak ve yükümlülükleri doğacaktır.
Tüm bu açıklanan olgular karşısında, prim tevkifatının sigortalılık tescili olarak değerlendirilerek, prim borcunun ödenmesi gereken safhaya gelmesini ifade eden “tahakkuk” olgusunun somut olayda gerçekleştiğinin kabulü gerekir. Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamaları bu doğrultudadır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın ve özellikle davacının 5458 sayılı Yasadan yararlanmak istemini içeren ve 30.06.2006 tarihinde postaya verilen dilekçeside değerlendirilmeksizin eksik inceleme sonucunda, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne varki, Dairemizce maddi hata sonucu bu yön gözetilmeyerek mahkeme kararı Onanmıştır.
O halde, davacı vekilinin maddi hata talebi kabul edilmeli ve Dairemizin 11.02.2009 tarihli Onama kararı kaldırılmalı ve yerel Mahkemenin 27.12.2007 günlü kararı Bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle maddi hata isteminin Yerel mahkemece reddine ilişkin Yerel Mahkemenin 08.05.2009 günlü kararının bozularak kaldırılmasına, Dairemizin 11.02.2009 gün, 2008/3265 Esas, 2009/1759 Karar sayılı Onama kararının kaldırılmasına, Mahkemenin 27.12..2007 günlü kararının BOZULMASINA,temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine ,29.09.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.