Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/9347 E. 2010/5857 K. 24.05.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/9347
KARAR NO : 2010/5857
KARAR TARİHİ : 24.05.2010

MAHKEMESİ :… Mahkemesi

Davacı, 20.4.1982-22.3.1985 tarihleri arası 1479 sayılı Yasa sigortalılığını iptal eden Kurum işleminin iptaline yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, bozmaya uygun hükmün dayandığı gerektirici nedenlerine göre, davalı Kurum vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine.
2-Dava, davacının 20.04.1982-22.03.1985 tarihleri arasındaki 1479 Sayılı Yasa kapsamında … sigortalılığının iptaline ilişkin Kurum işleminin iptali ile 01.09.2005 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanarak her bir aylığın ödenmesi gereken tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece davacının 10.08.1982-22.03.1985 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalı olduğunun tespitine, aksine Kurum işleminin iptaline, davacıya tahsis talep tarihi olan 02.09.2005 tarihini takip eden ay başı olan 01.10.2005 tarihinden itibaren aylık bağlanması gerektiğinin tespiti ile her bir aylığın ödenmesi gerektiği tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Mahkemece davacının 20.04.1982-22.03.1985 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında … sigortalısı olduğunun ve davacıya 01.10.2005 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti yönünden verilen karar yerinde ise de her bir aylığın ödenmesi gerektiği tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine ilişkin verilen karar usul ve yasaya uygun değildir.
Davalar mahkemeden istenen hukuki korunmaya göre eda, tespit ve inşai olmak üzere sınıflandırılır.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda tespit davaları açıkça düzenlenmiş değildir. Ancak, bu davaların da dinlenilebilir olduğu, gerek öğretide ve gerekse de uygulamada kabul edilmektedir.
Özel kanun hükümleri ile düzenlenen tespit davaları dışında kalan bir hukuki ilişkinin var olup olmadığını belirleyen tespit davasının dinlenilebilmesi için, genel dava şartlarının yanında iki ek şartın da bulunması gerekir. Tespit davasının konusu, yalnız hukuki ilişkiler olabilir. Davacının bu hukuki ilişkinin tespitinde hukuki yararı bulunmalıdır.
Hukuki yararın varlığı, dava koşulu niteliğinde olup; mahkemece, kendiliğinden göz önünde tutulur.
Kural olarak, eda davalarında hukuki yararın varlığı asıldır ve ayrıca bu yönde bir ispat yükümlülüğü yoktur. Tespit davalarında ise; hukuki ilişkinin varlığının, “hemen” tespit edilmesinde davacının korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması gerekir.
Davacının tespit davası ile istediği hukuki koruma diğer dava çeşitlerinden biri ile sağlanabiliyorsa o zaman davacının tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur.
Sosyal güvenlik hukukunda tespit davaları niteliği itibariyle eda davası gibi sonuç doğurur. Gerçekten Kurumun davacının 10.08.1982-22.03.1985 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalı olduğunu kabul edip, yaşlılık aylığı koşulları değerlendirilerek aylık bağlaması halinde davacı yaşlılık aylığının ödenmesi ile ilgili dava açmasına gerek kalmadan amaçladığı sonuca ulaşmış olacaktır.
Öte yandan davacı vekili dava dilekçesinde ödenmeyen aylıkların faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş ise de , bu aylıkların tutarı olan müddeabihi belirtmemiştir.
Eda davası açılabilecek hallerde istisnai hükümler dışında tesbit davası açılamaz. Esasen her eda davası içeriğinde bir tesbit isteminide içerir. Davacı haklı olduğu inancında ise eda davası açmak suretiyle istekte bulunabilir. Nitekim davacı tespit davası ile birlikte ödenmeyen aylıkların ödeme tarihi itibariyle faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece eda davası açılması gereken durumda tesbit davası açılmasında davacının da hukuki yararının bulunmadığının göz ardı edilerek tesbit kararı verilmesi doğru değildir. Ancak açılmış bir dava bulunduğundan usul ekonomisi ilkeside gözetilerek yapılacak …; dava konusu hakkın değeri para ile ölçülebilen haklardan olduğundan ödenmeyen aylıkların ödeme tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsiline ilişkin dava, 492 sayılı Harçlar Yasası’nın 16.maddesi ile (1) sayılı Tarifedeki nisbi esas üzerinden harca tabi olduğundan davacıya, müddeabbihi miktar olarak açıklattırılarak, dava değerine göre nisbi nitelikteki % 59.4 oranındaki karar ve ilam harcının ¼ ünün peşin harç olarak yatırılması için süre verilmeli alacak bilirkişi vasıtasıyla tesbit edilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,24.05.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.