Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2010/1266 E. 2011/2036 K. 10.03.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1266
KARAR NO : 2011/2036
KARAR TARİHİ : 10.03.2011

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalı işverenin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava iş kazası sonucu ölen sigortalının babasının maddi ve manevi tazminat istemine lişkindir.
Mahkemece 5.085.40 TL maddi ve 40.000.00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir..
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacı murisinin davalı işveren şirketin Bağdat/Irakta üstlendiği inşaat iş yerinde topluluk sigortasına tabi olarak çalıştığı 12.4.2004 tarihinde yurda dönüş yaptığı sırada Musul civarında aşırı dinci direnişciler tarafından kaçırıldığı, Adana 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/141E.2007/109 K sayılı 6.3.2007 tarihli kararı ile sigortalının gaipliğine karar verildiği, El Cezire adlı Televizyon çıkışlı haberlerden murisin kafasının kesilerek öldürüldüğünün duyurulduğu, SGK Teftiş Kurulu Başkanlığının 2007887 sayılı 23.8.2007 tarihli raporu ile murisin topluluk sigortası kapsamında bulunması ve topluluk sigortası sözleşmesinin kısa vadeli sigorta kollarını kapsamaması nedeniyle bu olayla ilgili sigortalı sayılması ve olayın SGK yönünden iş kazası sayılmasının mümkün olmadığının tespit edildiği ancak işveren yönünden olayın iş kazası sayıldığı ,olayın gerçekleşmesinde davalı işverenin Türkiye’den götürdüğü işcisinin yurda güvenle dönüşünü sağlayamaması bu konudaki özen eksikliği sebebiyle %20 oranında kusurlu olduğu ,silahlı saldırı ve kaçırma eylemi ile öldürmeyi gerçekleştiren kişi veya kişilerin %80 oranında sorumlu bulunduğu anlaşılmaktadır.
Ölüm olayı SGK Başkanlığı yönünden iş kazası sayılamayacağından somut olayda davacı babanın ölen oğlunun bakma niteliğindeki yardımına muhtaç olup olmadığını belirlerken olay tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Yasanın 24. ve 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasanın 20. maddesi yollamasıyla 34. maddesindeki kriterlerin esas alınması mümkün değildir.
Uyuşmazlığın çözümü için “destek” kavramının tartışılması gerekir. Ölümü anında diğer kimselerin bakımını kısmen veya tamamen fiilen üzerine almış olan ve ileride de bu durumu devam ettirecek kişiye fiili destek denir. Bakma devamlılık arzetmeli ve ihtiyaç içinde bulunan kişinin bu ihtiyacını fiilen ve düzenli olarak karşılama amacına dayanmalıdır. Destekten yoksun kalmış sayılabilmek için o kişinin desteğin bakma niteliğindeki yardımına muhtaç olması gerekir. Destekten yoksun kalma tazminatının amacı ise desteğin ölümünden önce destekten yoksun kalanın sosyal ve ekonomik durumunun desteğin ölmesinden sonra da
aynı düzeyde kalmasını sağlamaktır. Çocukların ana-babalarına destek olmaları yani bakma yükümü ancak zaruret şartına bağlı olarak mevcuttur. Daha açık bir anlatımla çocuklar ancak zaruret içerisinde olan ana-babalarına bakmakla yükümlüdürler.
Davacı 29.7.2005 tarihli Adana 1.Aile Mahkemesinin 2005/835 Esas sayılı dava dosyasındaki 29.7.2005 tarihli dava dilekçesinde Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünde çalışmakta iken 1992 yılında kendi isteği ile emekliye ayrıldığını belirtmiş, bu dosyada SGK Başkanlığınca davacıya verilen yazıda bağlanan yaşlılık aylığının 2005 yılı Temmuz ayında ödenen miktarı bildirilmiş, yapılan zabıta araştırmasında davacının 8 dönüm tarlasının bulunduğu belirlenmiş, tanık olarak dinlenen …. ise davacının bir arabasının bulunduğunu beyan etmiştir.
Yapılacak iş ; davacının SGK’dan yaşlılık aylığı alıp almadığını, üzerine kayıtlı veya fiilen zilyetliğinde bulunan gayrımenkulü olup olmadığını, arabasının bulunup bulunmadığını sosyal ve ekonomik durumunu araştırarak davacının ölen oğlunun desteğine muhtaç olup olmadığı belirlenerek çıkacak sonuca göre bir karar vermektir.
Mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmaksızın davacı babanın ölen oğlundan destek alacağının kabulü ile maddi tazminata hükmedilmiş olması isabetsiz olmuştur.
 Öte yandan BK’nun 47 maddesinde hâkimin, zarar görene adalete  uygun  bir miktar paranın manevi tazminat  olarak ödenmesine karar vereceği öngörülmüştür.  Olayın  özelliklerinin neler olduğu  konu ile ilgili  22.6.1966, 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme  Kararında açıklanmıştır. Bunlar her olayda  değişebileceğinden hâkimin  kararında bunları  objektif ölçülere göre göstermesi  gerekir. Manevi  tazminatın miktarını belirleme görevi  hâkimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilecek manevi  tazminat tutarının  uğranılan manevi zararla  orantılı, duyulan acıyı  hafifletici  nitelikte olması,  zarara uğrayanda bir huzur duygusu oluşturmalı,niteliği gereği bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinerek zarar uğrayan için bir zenginleşme aracı olmamalıdır.
Olayın oluş şekli olay tarihi, paranın satın alma gücü gözetildiğinde manevi tazminatın fazla taktir edildiği açıktır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenle  BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 10.3.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.